Meksika

MEXICO’S STATE OF MIND

Bu topraklarin bilinen ilk sahipleri M.O. 1500’lerden 400’lere kadar Olmekler… Yari jaguar yari insan bir tanriya taparlarmis.

1000’li yillara kadar Zapotekler, 1500’lu yillara kadar Mayalar ve Aztekler ardindan ispanyollar almis hakimiyeti. Ve dunyanin en cok ispanyolca konusulan ulkesi olmuslar.

Dolayisiyla gunumuzun modern Meksikalisi, Olmek, Zapotek, Toltek, Maya, Aztek, Inka, Afrika, Fransa ve Ispanya karisimi.

14.yy’da Aztekler buradan gecerken, onlar icin kalbi simgeleyen bir kaktusun uzerinde bir kartali (ki o da gunesi simgeliyor) bir yilani (topragi/dunyayi sembolluyor) yerken gorduklerinde buraya yerlesmeye karar vermisler. Bu sembolu simdi bayraklarinda kullaniyor Meksika.

Ispanyol kasif Hernan Cortés 1519’da, Meksika’ya vardiginda, Aztekler onu reankarne olan tanrilari Quetzalcoatl sanmis ve bu sebeple tanrilarin ickisi sicak cukulata sunmuslar.

Aztekler ilginc tipler baya. Para birimleri kakao cekirdekleriymis. Olmeklerden aldiklari insan kurban etme geleneklerini devam ettirerek senede yaklasik 10.000-50.000 arasi insan kurban ederlermis. Dilleri disarda oyulan heykeller, kan istediklerini temsil edermis.

Mayalar ise astronomi, mimari, matematik ve sanat dallarinda yarattiklari harikalarla hayranlik uyandiriyorlar.

En buyuk piramit burada bulunmus (Cholula).

(resmi dilleri ispanyolca ama) 60’dan fazla yerel dilleri var.

%60 melezler, %30 kızılderililer, %9 beyazlar, %1 diğer

%89 katolik, %6 protestan, %5 diğer

Okur yazar oranı: %93

111 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık 11. ülkesi

yüzölçümü olarak 14.

Ekonomi acisindan dünyanın 11.si

Ekosistemde ise dünyanın 2.si

Dunyaya cukulatayi, misiri ve chily’i tanistirmis Meksika..

Artistler vergilerini sanatla odeyebilirlermis Meksika’da :)

Müzikleri, Mariachi, Banda, Norteno, Ranchera ve Corridos

29 adet Unesco Dünya Mirası ile Latin Amerika’da 1., dünyada ise 6. Sırada

Halka açık 175 arkeolojik kalıntıları var.

1000’den fazla müzeleri, 700’den fazla sürüngen çeşitleri var.

Olimpiyatları ilk yapan Latin Amerika ülkesi Meksika’nin 31 eyaleti var.

1tl=8,64 mxn / peso

Zacahuil adli tamale 1m uzunlugunda ve 68kg agirliginda

GEREKLI ŞEYLER / PRACTICAL INFORMATION ABOUT MEXICO

İspanyolca nerdeyse şart yoksa sen de benim gibi işaret dilini geliştirmek durumunda kalabilirsin :(

Para, para, para

Kasabalar, köyler hariç banka/atm bulmak mümkün ve kredi kartı geçiyor (ama amex çok yaygın değil)

Ancak çok gelişmemiş yerlerde nakit taşımakta fayda var

%10 bahşiş bekleniyor

Ulaşım

fiyatlar çok uygun: Metro olan yerlerde bilet 3 pesos / otobüs 4 pesos yani 20 kuruş bile değil

Bir de uzak yerlere gitmek için ‘collectivo’ dedikleri dolmuş gibi taksileri var – ki genelde 10 pesos

festivale / when to go

bence mümkünse Kasım ayının ilk haftası git çünkü çok enteresan bir festivalleri var – Dia de Muertos (ölülerin günü) – ölen yakınlarının o gün bir günlüğüne dünyaya geldiklerine inanıyorlar. Onlar için, içinde onlara ait özel objelerin, sevdikleri yemek ve alkolün, çiçek ve mumların bulunduğu bir mabed yapıyorlar. Şekerden yapılan kafataslarının alınlarına da isimlerini yazıyorlar.

Ayrica ayna teorisini savunuyorlar (‘bende gördüğün aslında sensin’).

umarim bir daha bu zamanda giderim.

Ne Yemeli

Çukulata soslu etlerinden böceklerine kadar o kadar geniş bir mutfakları var ki başlasam bitiremem diye geçiyorum, kısaca bence herşeyi dene :)

ama vejeteryan ya da vegansan zorlanabilirsin, bilgine.

Ne İçmeli

Corona içmişindir ama Coronita? (küçük Corona)

Mescal (kurtlu tekila diye bildiğimiz aslında Tekiladan çok daha sert ve kaliteli)

Pulque

Chelada (tuz ve limonla içilen bira)

Michelada (tuz, limon ve acı sosla içilen bira)

Dikkat!!!


Meksikalılar istediği gibi politikadan konuşabilirler ama yabancıların konuşması hos karsilanmiyor

Şehir merkezinde elinde alkol taşıma

Amerika sınırlarına doğru amannn gitme – gideceksen de güncel haberleri mutlaka takip et

Kavgaya karışma çünkü suçsuzluğun ispatlanana kadar nezarathanede tutulma ihtimalin yüksek

Eğer küçük bir kasabadaysan ve sana dinini soran olursa, ‘katoliğim’ demende fayda var

Polis rüşvet kabul ediyor

Maço bir toplum

Ne Görmeli / Sightseeing

Açıkçası kuzey  sınırları tehlikeli dendiğinden sadece güneyi araştırdım:

Cancun ve Acapulco aşırı turistik diye de onları da eledim,

Guanajuato

Guadalajara

San Miguel
Patzcuaro
Morelia

Mexico city (a.k.a. DF) (Meksikalılar Districto Federal yerine ‘de efe’ diye okuyorlar)*

Oaxaca (en cool eyaletlerinden biri)* (neden wahaka diye okunduğunu anladığım gün, herhalde ispanyolcayı da sökmüş olacağım)

Juichitan (en kültürel şehirlerinden biri – – Mushe adlı gay’leri meşhur. Ailede bir Muche varsa, gurur kaynağı)

Palenque* (ormanlığın içinde antik bir şehircik) / Elpanchan

Yucatan / Merida* (burda da piramitler var ve yakında Holbox* adında elektriğin bile olmadığı çok naturel bir adaları var)

Quintana Roo (sahil mekanları)

Mazunte*

Zipolite (Mazunte’nin yanındaki hippi sahil yeri)

Puerto Escondido (sörf için cennet olduğu söyleniyor)

Tulum*

San Cristobal*

Campecha

Bacalar

El Chichomal volkanı

Canyon Delsumidero

(*daha sonra detaylı anlatımları olacak)

The Danza de los Voladores (uçan dansçılar) – bunları her yerde görmek mümkün ama ana mekanları Papantla, Veracruz. Bu görülmesi gereken ritüel için 5 dansçı, 30m bir direğin tepesine çıkıp ilk önce bir halatla tepede etrafında dönüyorlar, sonra da 4 tanesi dönerek ve dans edereken kendilerini aşağı salıyorlar. 5.si ise yukarda fülüt ve vurmalı çalarak eşlik ediyor.

Bu ritüel de Unesco’ya bağlanmış.

Bir de evlerini geri istedikleri için çıplak grev yapan bir sürü erkek gördüm. (Bunu buraya yazmamın sebebi ise bunun gayet sık karşılanan bir şey olduğu.)

‘Farmacias Similares’ diye adlandırdıkları eczane kılıklı dükkanlar, iyi bir markanın çıkardığı ilacın aynı etkenlerini kullanarak yaptığı ünsüz ilaçları satıyorlar.

MEXICO CITY / DF

(24-28.11.2010)

(yuzolcumu: 1485km2)

30 milyon insanın yaşadığı bu şehirde,

tarih, kültür ve insanlar sicacik bir uyum icinde dans ediyorlar.

Üstelik trafik bile bizimki kadar yoğun değil.

Mahallemizde gezen sütçü, tüpçü, bozaci gibileri de

şehrin başka güzel bir rengi.

Nerdeyse Amerika, Avrupa sehirleri kadar gelişmiş

ama çok daha sıcak ve icten.

Gülücüğe sıcacık karşılık veriyorlar.

Sokak adları, tarihlerindeki önemli günlerden oluşuyor.

Bir gölün üzerine kurulan bu şehirde, yer yer çökmeler oluşmuş.

ama ne guzel ki, temelini sağlamlaştırarak tarihi eserleri korumaya çalışıyorlar.

Ancak bizim vapurlarda rastlayabildiğimiz promosyoncu satıcılar, onlarin otobus ve metrolarinda var.

Grafitileri çok meşhur ve çok güzel.

Starbucks, blockbuster gibi globalleşmeler baya yaygın ve bence tek uzucu.

————————————————

Sightseeing

Centro Historico (Zocalo (Latin Amerika’nın en büyük merkezi), Templo mayor, Metropolitan kilisesi…)

Metropolitan kilisesinde bir klasik olan mumların ve tütsülerin dışında, dileklerin yazıldığı kuşaklar da var. Bir de kilitler var, inanışlarina göre ‘birinin senin hakkında dedikodu yaptığına inanıyorsan, buraya bu kilidi takarak, Aziz sayesinde onun ağzını kapamış oluyormuşsun)

Condesa ve Roma (tasarım dükkanları, hip restoranlar ve pub’lar)

Coyoacan ve San Angel (Frida Kahlo ve Leon Trotsky’nin evleri)

Reforma Centro ve Parque de Chapultepec (Champs Elisees tadında sokakları, hayvanat bahçesi, National Museum of History ve hayatımda gördüğüm belki de en güzel müze olan Museo National de Antropogia)

Antropoloji Müzesi beni benden aldi. Detay isteyene fotograflarini yollayabilirim  çünkü yazmak için çok geniş bilgiler. Teaser’ım ise Lucy – tarihin ilk insan hali, 3,5 milyon yıl önceye ait. Adını ise Beatles’ın şarkısı olan ‘Lucy in the sky’dan almış.

Museo del Palacio de Bellas Artes (sen gittiginde daha bile guzelini gorursun umarim ama ben Saturnino Herran’ın kişisel sergisi ve Diego Riviera’nın (Frida’nın kocası), Jorge Gonzales Camarena’nın ve bir kaç ünlünün daha sembollerden beslenen duvar eserlerini gördüm ve cok keyif aldim.

Saturnino’nun interaktif sergisini de yapmış kuratör, çocuklar gibi şendim.

Tlatelolco (Azteklerin insanları kurban ettiği ritüel alanları)

Teotihuacan (Bu piramitleri Aztekler bulmuş. Milattan önce 200 zamanından olduğu düşünülüyor. 65m’lik Güneş ve 43m’lik Ay piramitlerinden  Güneş’in tepesine hala çıkabiliyorsun)

Guadalupes Shrine

Tequila Museum

Mescal Workshop

Post office

Garibaldi (Mariachi’lerin alanı

– ancak eşyana dikkat et, ozellikle akşamları tekin olmayabilirmis)

———————————–

Accomodation

Simdiye kadar hayatımda kaldığım en tasarim hosteldi. Hostel Regina. Resmen design hostel yapmışlar.

Yatak başına 130 pesos ama 3 gun kalınca 4. gün bedava. Kahvalti dahil.

odalar biraz kalabalik ama yine de yataklar rahat

Vanessastateofsoul

Bağımsızlıklarının 200. yılını kutluyorlardı 20 Kasımda. Büyük şenlikleri kaçırdım ama son gün sokaklarda yapılan Aztek dansına şahit olurken mutluluktan uçuyordum.

———————-

Teotihuacan turunu aldığım gün, şeker ötesi fransız bir kızla tanıştım. Au-pair’lik yapıyor. Kaldığı ailenin aşırı zengin olduğunu, korumasız kafalarını bile dışarı çıkartamadıklarını anlattı. Düşünün ki bir yere geç kaldıklarında, helikopterlerine binerek gidiyorlarmış. Dışardan ’ne kadar şanslı’ denilebilecek bu durumda, Julie, nerdeyse sıkıntıdan bunalıma girecek ruh halinden bahsetti. Hiç oraya ait hissetmemesinin yanısıra, paranın ne kadar mutsuzluk getirdiğinden, ailenin hiç evde olmayıp çocukları hep yalnız bıraktıklarından ve evde sürekli esen terör rüzgarlarından söz etti.

Şaşıranız var mı?

DF to Pueblo

29.11.2010

Mexico City’den Puebla’ya ‘first class bus’ 126 peso – gayet rahat, temiz, hatta tualetli (10usd)

PUEBLA

(29-30.11.2010)

(nufus: 5.78 milyon, yuzolcumu: 34.306km2)

Merkez o kadar şeker ki, kelimenin anlamıyla yemmmek istiyorummm.

Elele tutusan rengarenk evlerin her biri farkli renkte, tum pantone burda.

DF’de de olduğu gibi, herkes her an sokakta ve her sokakta her an bir müzik, bir dans ortamı var.

Viva Mexico!

Tabi şehir sadece bu merkezden oluşmuyor. Asıl şehir çok daha kaotik, çok daha kalabalık ve kirlenmiş. O yüzden tavsiyem merkezde kalman.

Mesela ben Hostel Domingo’da kaldım. Gecesi 120 pesos ve kahvaltı dahil. Çok sempatik bir avlusu da var.

1531’de Ispanyollar, DF’ten Veracruz’a yapilan ticareti guvenceye almak icin bu sehri kurmuslar.

19yy basinda da zaten bagimsizlik savasini kazaniyor Meksika.

——————

Museo Amparo’de maalesef fotograf cekemedim. Ama enteresan bir deneyim yasadim. Toprak altından çıkan canak comlegi ne kadar sacma bulurdum eskiden. Bu muze sayesinde bir yargim daha buharlasti, artık toprak altında bulunan kazılara da bayılabiliyorum :)

——–

Bir de zaten hayranı olduğum olduğum Annette Messager’in sergisi vardı ki yine uçuk kaçık şeyler yapmış – seçtiği objeleri bir müzikalde oynatır gibiydi, çok başarılıydı.

v’stateofbody


Galiba en kayda değer komik anılarım, yaşadıklarım ama kaydedemediklerim oluyor.

Dolmuş yerine Kollektivo dedikleri küçükçe bir arabanın içinde, şöför dışında önde 2 kişi, arkada 4 kişi oturmak doğal burda. Bir gün yanımdaki tombiş teyzelerin ve önümdeki kilosu boyunu katlamış amcaların aralarında kaybolmuşken, kendi kendime çok eğlendim :) belki de kamera olsaydı bile görünmeyecektim. Buna rağmen herkes tertemiz kokuyordu ya – helal olsun..

Puebla to Oaxaca

1.snf otobüs – Peubla’dan Oaxaca’ya – 300 pesos – 4,5saat

OAXACA CITY

(01-04.12.2010)

(nufus: 265.006 / yuzolcumu: 85,48km2)

Toplam 16 yerli grubunu içinde barındırıyor ama bunların içinden en bilinenleri Zapotek ve Mikstek.

Meksika’nın sanırsam en cool şehri. Daha çok sanatçıların yerleşim merkezi.

Hem ormanlara, hem de sahile olan yakınlığı da, burayı çekici yapan diger unsurlardan..

Sightseeing:

Zocalo (merkez)

———-

Marcado 20 de Noviembre

Her gün genelde sadece yerlilerin gittiği bu pazarın ortasında, Meksika gerçeğini, kültürünü, kalbini dinlerken, koklarken, tadarken, yine mutluluktan uçuyordum. İşte o an, yine başka hiç birşey istemediğim coşkulu anlardan biriydi.


Ertesi sabah erkenden, açık başka bir yer bulamayınca, aynı yere kahvaltı etmeye gittik. Aç karnına önümden geçen kızarmış karafatmaları, parçalara ayrılan ve fena kokular saçan tavukları, kahvemin içinde yüzenleri görmek, bir önceki ruh halimden uzak, sasirtici bır tamlama yaptı.

——————————-

Alkala adlı bir semtleri var ki buranın Nişantaşısi.. şık ve cool dükkanları, Meksika’da olduğunu unutturuyor.

Zaten bu elektrik tellerine asilmis ayakkabilar sayesinde de, Brooklyn’de sandım bir an kendimi.

———————————————-

Dünyanın en geniş ağacını gördüm aldığım turda – yabadabaduuu

60m genişliğinde, 2000 yaşında ve 2000 yıl daha yaşar deniyor… daha nice yıllara…

————————————–

Teotitlan adlı köy ziyaretimizde, doğal renkleri nasıl oluşturduklarını gosterdiler. Geçimini tekstilden kazanan bu köyde, doğal yollarla boya üreten sadece 45 aile kalmış. Kırmızı rengini, 3 ay boyunca kaktüslerin üzerinde yaşayan kurtçukları ezerek üretiyorlar (aynen eski uygarlıkların duvarları boyadıkları gibi). Sarı rengini, çiçekleri 10 saat kaynattıktan sonra elde edebiliyorlar. Mavi rengini ise indigo bitkisinden.. Aylarca bir parça kilim yapabilmek için uğraşıyorlar ve ortaya çok güzel eserler çıkarıyorlar.

———————————————–

  Alaskaya kadar uzanan bir otoban üzerinden yola çıktık. Pasifik ve Atlantik okyanuslarının ortasında bizim Pamukkale’nin belki de 1/10’i olan Hierva el Agua adında bir doğal kaynak ziyaretine gittik. Manzarasi çok güzeldi ama Pamukkale’nin yanında kiyas kabul etmiyor..

—————————

Mitla adlı meşhur eski uygarlıklarına götürdüler ardından. 2. Başkentmiş. Zamanında, sınırları speedy Gonzales şapkasını andıran şehirde, toplam 80.000 kişi – 50 ayrı kabile yaşarmış. Çoğu Zapotek’miş. Enteresan bir bilinmeyen – hepsinin aynı anda kurulup, aynı anda çöktüğü varsayılıyor. 1480 yılında 4 yıl süren savaş sonrasında Aztekler yüzünden bu sayı 5.000’e düşmüş. Bu yüzden de buraya daha sonra ‘ölülerin şehri’ denmiş.

Yer çekimine karşı gelmeyi başararak, mimari açıdan bir ilki başarmış Mitla.

Kaktüs suyu ve kireç taşı ile yaptıkları şekiller ve freskler – gözlere, zevklere şenlik.

Kolonlara düşen gölgenin, dağlara olan paralelliği

Zamanında bu piramitlerin renkli olduğu gerçeği

M.Ö. 900lerde bu taşlara, topraklara basanların yaşam koşulları

Mmmm teşekkür hayalgücü yummy :)

—————

Günü bir Mezkal fabrikasında sonlandırdık. Envai çeşit denemeye açtıkları alkolün kimisi çeşitli aromalarla karıştırılmış, kimisi de şarap gibi farklı yıllarda bekletilmiş.

Yapımı: 15 yıllık kaktüsleri 2,5m toprağın altına gömüp, 4 gün bekletiyorlar. Sonra parçalara ayırıp pişiriyorlar. Mezkal 1 kere, tekila ise 5 kere distile ediliyor.

p.s. (Buraya kadar yazdığım turu sadece 150 pesos’a yaptım ama yemek için götürdükleri restorana açlıktan aynı fiyatı vermek durumunda kalınca sacma oldu, sandvic getireydim iyiydi)

———————————————

Monte Alban

M.Ö. 2000 senesinde, buluan ‘danzantes’ dans figurleri Olmekleri çağrıştırdığından, ilk sahiplerinin Olmak’ler olduğu tahmin ediliyor.

monte alban 2

M.Ö. 500’de ise Zapoteklerin yerleşim alanı olmuş bu sehir.. 13.yy sonrası da Mikstekler’in.. diye gidiyor rivayetler..

monte alban 3

———————————————–

v’stateofart

Institute de Artes Graficas (Allende&Alkala)

Arte Contemporaneo de Oaxaca (Alkala)

Museo de Los Pintores (Alkala&Av. Indepencia)

ps.(gerek yurt içi olsun gerek yurt dışı, şimdiye kadar gezebildiğim nerdeyse tüm bienallerde çok başarılı Meksikalı sanatçıların eserlerini görür, merak ederdim kaynağını. Bu galeriler sonrası daha da bir hayran kaldım ama hala doyamadım, o ayri)

————–

Cinema el Pochote – festival filmlerinin oynadığı bir sinema salonu

Jardin Etnobotanica (hoş bir mescal dükkanı)

—————–

Bir de tek başıma dolaşırken şansıma müthiş geleneksel kutlamalara tanık oldum, ilki şık bir düğün,

2.si ise bir 15 yaş kutlamasıydı sanırsam..

——————————————–

v’state of accomodation

Bu güzelim şehirde, CS yapma imkanı da bularak, bir Meksikalı’nın evinde kalabilmiş oldum. Üstelik dünya tatlısı 2 Kanadalı kızla birlikte. Yolculuğun en sevdiğim getirilerinden biri de Yol’da tanıştığım iç güzellikleri ile taşan insanlar. Neyse bu konuya sonra dönerim – şimdi evi anlatiyim.

Pedro 23 yaşında bir öğrenci. Ailesi başka şehirde yaşadıgindan, O’na okuluna yakın, merkezden yarım saat uzaklıkta bir ev almış. O da aynı anda bir kaç couchsurfer’ı, evinde zevkle ağırlıyor.

Yaşadığı Real Del Valley adlı bu banliyoda, evler kendi içlerinde iş imkanları yaratmış. Kimi çamaşır yıkıyor, kimi evinin bir kısmını küçük bir market olarak değerlendirip geçimini sağlıyor, kimi yemek yapıp satıyor… şehrin merkezine kıyasla çok daha sakin ve huzurlu bir ortam.

Ben de orda kaldığım son sabah erkenden uyanıp, onlara ve kendime :) zevkle güzel bir türk kahvaltısı hazırlayarak sabah gülücükleri yarattım, çok keyif aldım :)

vanessastateofbody


Go to Top