V’StateOfSoul

a joURney to myseLf and tO the neVErland

a JOurneY TO MysElf

Merhaba. Ben Vanessa.

78 doğumluyum ama kendimi tanımaya gerçek anlamda 2000’de başladım.

O zamana kadar, ‘etrafımdan gördüklerim’, ‘çevremden öğrendiklerim’, ‘bildiğimi sandıklarım’ vardı.

Sürü psikolojisinden sıyrılıp bağlarımdan uzaklaşınca,

gerçek anlamda kendimle ilk defa başbaşa kalınca,

yeni bir keşfe çıktım.

‘Ben’i hiç tanımıyormuşçasına,

olabildiğimce yargısız, herşeyi yeniden deneyimlemeye, kendimi seyre çıktım.

Sonra anlıyorum, ‘o dönem’ benim için, sema’da sol ayağın kendi etrafında dönmesiymiş..

Ağzımdan çıkan bazı cümlelerin kendi düşüncem olmadığını farketmek – şaşırtıcıydı.

Meğersem Toplum içinde yaşamanın getirisi – bir takım baskılar, etiketler, yanlış ilişkiler, aile, okul, iş ve arkadaşların etkisi, bir sürü kafa sesleri.. içinde varolmaya çalışma.. başına gelen olayların hakimiyetiyle, bilinçsizce, bazen istemsizce.. belki de farkında olmadan çağırılanlarla.. yontulma, yoğrulma,. dümeni kontrolsüz bırakmış.

Yeniden doğmak ise.. mükemmeldi.. ki bu 2000-2002’ydi..

 02.01.2010 ise başka bir doğum..ilk çarh atmam..

Dünyayı yaşama hayalimin gerçek olmaya başladığı ilk gün.. bu blogun varoluş sebebi..

Tohumun doğumu

bir gün televizyonda bir seyahat programı seyrediyordum. Her hafta başka bir şehri tanıtan programın sunucusu o gün aniden durdu. Bir sokak pandomim sanatçısını göstererek, onu nerden hatırladığını ilk önce ekrana, daha sonra da yanına giderek kendisine sordu. Başından aşağı beyazlar içindeki sanatçı, yine aynı şekilde 2 hafta önce, bu sefer başka bir ülkede kendisiyle röportaj yapmış olduğunu hatırlatınca, hayalimin tohumu atılmış oldu. Dü-şü-ne-bi-li-yor-mu-su-nuz adam kazandığı o bozuk paralarla dünyayı geziyor!! İstediğini yapmak için daha neye ihtiyacın varsa..

2002-2010

Şehir hayatına İstanbul’a döndüğümde, başta bu enerjiyi korumaktı aslında planım.

Her gördüğüme merhaba diyor, gülücükler saçıyordum. Arabalara, yayalara yol veriyordum. Maalesef çok sürmedi. Sistemin içinde sinmeye, öfkelenmeye, gerilemeye başladım.  Kendimi, seneler sonra o yol verdiğim söföre, trafik canavarı kılığında bağırırken bulmak da acı bir kabulleniş oldu.

Hayalimi gerçekleştirene kadar kendimi çalışmaya verdiğim zamanlardı.

7 sene – sabahlara kadar!! haftasonları da!!

Şalteri kapayıp, sistemin içinde bir taraftan yapabileceğimin en iyisini yaparak ıspatla uğraştım.. bedenim başka yerde, ruhum başka seyirde, bir taraftan da hayalim için para biriktirme hedefine ulaştım. Neyseki haftasonları yaptığım koreografi projeleri her zaman ruhuma ve genelde cebe de iyi kaynaktı. Müzik, konser, dans, sanat en büyük gıdamdı, tabi yeterince vakit kalsaydı..

Çok sevdiğim ailemin başta dünyayı gezme hayalime yakın durmamaları, Türkiye’de bu bilince sahip insanın az olması, tek çocuk olmam, üstelik de kız olmam vs bu hayalimi gerçekleştirmeyi başta çok zor gibi gösterse de, içimde gittikçe büyüyen arz topu, karşı konulamaza gelmekteydi. Konuşup, yapamamanın verdiği ızdırap da bir yandan kemiriyor, kendimden uzaklaştırıyordu. Zaten şehir de onların en yakın arkadaşıydı. Ve artık yapana kadar ailemi hazırlamak dışında bu konudan konuşmama kararını uyguladığım son senelere girdim. 7 sene..

Artık yapmamak daha zordu.

Iş yerinde, evde, bunaldığında, o baktığın fotoğraflardaki anları yaşamak varken,

Kocaman bir dünya ve yaşanacak, içine çekilecek o kadar güzel anlar, alanlar varken,

Doğa, dünyalar, kültürler, renkler,.. farklı insanlar, inanışlar, anlayışlar.. hayvanların, doğanın ana dili.. seni yer çekimine kazanıyorken

Her yeni deneyim, içindeki aşkı alevlendiriyorken..

Bir kere geliyorsan hayata, yaşayabilecekken..

Umarım daha değerliler, daha iyi bir niyet için tutuyordur seni burda..

And the jOurNEy tO the NEverland begins…

SONSUZ ŞÜKÜR HER ŞEY’E!

kalenderim

01.09.2009 – informed Y&R about my decision

18.09.2009 – ONE WAY TICKET TO INDIA

01.11.2009 – quitting my job

25.12.2009 – leaving my unbelievably beautiful apartment

01.09.2009 – 01.01.2010 – preparation of my world tour

02.01.2010 – the day my dream started!

 

Rakkam araları..

Son 3 senedir her gün aşkla nefesine uyandığım,

bakmaya, yaşamaya, ufuğuna doyamadığım,

her notasını sanki kendi elimle inşa etmiş kadar uğraştığım,

içinden çıkamadığım, gözümü ayıramadığım

mabedim, benim için tapılası evim’i bırakmak, inanır mısın,

hayalim karşısında sönük kaldığından pek de zor olmadı.

(Çok saolsun ailem taşınmama yardım etmese, kelimeler başka türlü akabilirdi de elbette..)

Y&R Reklamevi, Son 5 seneki 2. Evim. Gece gündüz beraber çalışmaktan, bir çeşit aile hayatı oluştu içinde. Şaşırmadılar herhalde.. Müdürüme belki seneler, belki aylar önce bahsetmiştim hayalimden; ‘Bir gün kapını çalacağım ve ‘Gün bugün Melda’cım, karar verdim, artık hayalimi gerçekleştireceğim’ diyeceğim’ demiştim. Demek müthişti. Saolsunlar çok destek oldular, unutulmayacaklar bir ömür boyu.

İlk ‘tek yön’ biletimi aldığım günü de unutamayacağım gibi.. Telefonu kapattıktan sonra, sanki üzerimden tonlar alınmış, yer çekimine bir kuş kadar ağırlık bırakmaya başlamıştım. ‘One way ticket’ şarkısıyla dans ettiğim kutlamama, sevinç çığlıkları eşlik etmiş, henüz uçmadan uçtuğum anlardandı.

02.01.2010 – ‘THE DAY’

Bu anı daha önce hayallerimde o kadar yaşadım ki, bu sefer gerçekten kendisini yaşıyor olmak, çok garip, içtaşırıcı ama zamansız bir duygu! (paralel evrene adım atmak böyle bir şey mi?). Simyacı’daki billuriyeci dükkan sahibinden hala çok uzak ama hayalimdeki gibi bir Peter Pan uçuşu da değil. İçimde esen gündoğusu rüzgarını, uykusuzluğuma verdiğimden herhalde.. Heyecan, kanımdan hızlı gezmekte, ama ayaklarıma bakıyorum hala yerdeler. Zaten 8,5 saat rötar haberinden sonra yayma pozisyonuna iyice geçtiler. Uğurlamaya gelen babam ve rötarı beklemeyi red edenler saolsun, bizi business’a upgrade ettiler. Kimisi haklı olabilir, havaalanında 8,5 saat beklemek pek de kolay yutulur lokma değildir ama benim gibi, bunun için 8,5 sene bekleyene 8,5 saat ne ki.. izafiyet işte.. Uykusuzluğuma CIP, pek de güzel battaniye oluyor, gittikçe yaklaşan hayallerim de.. Sırtımda bohçam, nam-ı diğerleri, önümüzdeki birkaç aylığına evim, güllem, değerlim.. Yanımda da Jessie’m.. (ki kendisi son anda katılmaya karar verdi. Senelerdir bu Yol’u yapmak için yanıma birini aradım durdum. Yeni tanıştığım insanlara bile sorar oldum bir süre. Ama nafile. Sonunda dayanamayıp yalnız çıkmaya karar verdim.  Ondan sonra Jessie katılmaya karar verdi bir süreliğine. ‘Şimdiye kadar nerdeydin e be güzel kadın’ demiyorum, her şeyin bir zamanı var biliyorum)..

Yiihaaaa, sonunda hayallerimi yıldızlardan, gökkuşağından, sihir dünyasından yere indiriyorum. Dansa, sanata, kitaplara saklanmış ruhumu artık özgür bırakmaya geliyorummm.

08.01.2010 UDAIPUR TRAIN TO MUMBAI

‘Bu hayatta en sevdigim yolculuk, tren’ derim kendimi bildim bileli. Garlara da ayrı bir asigim zaten. Ama youtube’da ‘hindistan tren yolculugu’ videolarini izledikten sonra, bu secimim icin endise etmeye baslamistim. Aynı sebepten, trenleri de hep first-class almaya karar vermis, fakat bu trende olmadigi icin en yuksek sinif olan second class’ı almak durumunda kalmistik. 15 saat surecek Yol’umuzda, alisik degiliz ki daha, bir vagonu yabancilarla paylasacagimiz gercegi basta biraz korkutmadi degil. Trene 21.30’da bindik. 01.30a kadar basbasayiz, ara ara uyuyabiliyoruz ancak. 01.30’da trenin kapilari aciliyor. Kutumuzdan bir kiz, bir erkek cocuklu bir aile cikiyor.

Yusuf 8 yasinda, cok tatli. Zeynep ise 20lerine yaklasiyor olsa gerek. Muslumanlar ve kapalilar. Ama ulkemizdeki gibi degiller. Geleneksel kiyafetleri rengarenk ve her biri birinden farkli. Daha modernler, karı koca temas halindeler. Saclar gozukebiliyor. Kizin dudaginda parlatici var mesela. Cok sevgi dolular. Aslen Rajastan’da dogmuslar ama babalarinin isi sebebiyle Dubai’ye yerlesmisler. Orada ise batılı gibi giyiniyorlarmıs. Megersem simdi, aile ziyaretine geldiklerinden, eski kostumlerine burunmusler.

yusufzeynepIMG_2478

 Maalesef gece boyunca, tenorda babalari, arka vokalde tum vagon, ustelik metronomsuz, durmadan dogaclama kukrediler. Ne kulaklik, ne uyku ilaci fayda etmedi.  Zaten ust tarafta yattim, tavana yakinlik, normal adami klostrofobik yapabilecek cinstendi! Yine de degisik bir deneyim oldugu icin hayatimdan cok memnunum. Cok memnun olmama da cok memnunummm.

IMG_2489

Sabah 9 gibi ayaklandik. Kahve diye aldigimiz sey, buram buram zencefil kokunca icemedik. Kompartmandaslarimizla sohbet ede ede, disari baka baka 3 saat rotarla toplam 18 saatimizi gecirdik bu Yol’da.

 Indigimizde ise, ‘keske trende kalmaya devam etseydik’ dedirtti bize o an Mumbai tren istasyonu. Bu ne kalabalik, ne karisiklik, ne sefalet, ne oluyor? Kafka’nın Metamorfozunu animsiyorum! Jess de benzer durumda olsa gerek ki bir sure konusamiyoruz. Tum enerjimizi etrafimizi hazmetmek icin kullaniyoruz.

Aslinda Bombey’de gecirecek yaklasik 7 saatimiz var ama rotar sayesinde, yaklasik 4 saatimiz kalmis. Basta gelmelerinden cekindigimiz kompartmandaslarimiz, Jusar ve karisi (ben Shana diye hatirliyorum ama Jess attigimi soyluyor), gunun sonunda kahramanlarımız oluyorlar! Megersem aksam Pune’ye olan trenimiz, bambaska bir yerden kalkacakmis. Ustelik oraya gitmek icin, bir yerel trene daha binip, orayi bulmamiz gerekiyormus. Sirtimizda gullelerimiz, daha onca merdiveni nasil cikacagiz derken, cok sevgili Jusar, bir gunes gibi parliyor karanlik gunumuze. Sadece tren biletlerimizi almakla kalmamis, bizi istasyona kadar birakmayi kendine gorev edinmis. Trenden sonra taksiyle bile geliyor ve bir kurus bile de odettirmiyor bize! (annecim sen hatirlarsin Paris’teki adamdan öteydi) Hayatim boyunca duacisi olacagim bir insanoglu daha! Kendimi borclu hissettigimden, cok sevgili Jess’in annesinin verdigi nazar boncugumu ona hediye ediyorum. (Rahel’cim tekrar teskler, umarim beni anlar ve kizmazsin, yanimda daha guzel ve sembolik birsey yoktu)..

Ilk once backpacklerimizi locker’lara birakiyoruz. Gunlerdir hallolamayan telefon krizimizi halletmeye koyuluyoruz yine grrr! Damn u Aircell! Aircell yazan kocaman bir yer goruyor, giriyoruz, derdimizi anlatiyoruz. Gorevli, hattima 1000 INR yukledigini soyluyor ama gelen bir kontor yok. Haliyle ben de parasini odemeyi red ediyorum. Cattık mı, adam tutturuyor ‘benim de hesabimdan gitti, ben istiyorum parami’ diye. Baska bir Aircell gorevlisi cagiriyoruz ama tabi ki bir ise yaramiyor. 22 saattir agzimiza duzgun bir yemek girmediginden, tansiyonlarimiz da yerlerde. Hicbir yere varamadigimizi gorunce, artik neredeyse aglayacakken, acimis olsalar gerek ki bizi birakiyorlar. Biz de kitliktan cikmiscasina insanlara yemek yiyecek bir yer soruyoruz. Malesef onerilerini kokular yuzunden degerlendiremiyoruz. Normalde, fast food’dan nefret eden ben, Mc Donalds gorunce col sanrası su bulmusa donuyorum. Sanayi yapimi mcchicken, megersem ne kadar da lezzetliymis. Migdemiz calisinca, aklimiz da calismaya basliyor galiba. Telefon kartlarımızı degistirmeye, Aircell yerine Vodafone almaya karar veriyoruz. Bastan hat alip bastan kontor yukluyoruz ve tatammm hatlarimiz aciliyor, ustelik roaming de odemiyor olacagiz oleyoley. Istasyona geri donup gullelerimizi alıyor ve trene dogru gidiyoruz. Bu sefer de adam ‘isminiz yok, giremezsiniz’ demesin mi, hayiirr olamazzz derken neyse olmuyor, baska vagondaymisiz. Bu sefer ‘first class with ac’iz. Cok tatli bir ciftle paylasiyoruz vagonu. Kadin 41 yasinda ve 19 yasinda cocugu var. Biraz fazla konusuyor ama o kadar komik ve tatli ki, sicakligi cok iyi geliyor. Simdi ki tek sorunumuz Pune’ye gece 2’de varmamiz ve daha onemlisi kalacak bir yerimiz olmamasi. Sunil ilk once buluyor sonra bulamiyor sonra buluyor sonra bulamiyor derken en son bulamiyor. Ama icim enteresan bir sekilde cok rahat. Daha bugun bir suru ‘kotu sandigimiz sey iyi’, ‘kolay sandigimiz sey daha zor’lar yasamadik mi.. Everything happens for a reason. Thanks to all, I’m sure something good will come out of it. – will keep you posted, xx.

10-15.01.2010 OSHO INTERNATIONAL CENTER / PUNE

available upon request – vanessataragano@gmail.com

– huge admirer of Osho

+++ 20.01.2010

Cok sukur cok guzel hediyeler de aldik bugun.

İlk hediyemiz otelin Manageri. 40’larinda gosteriyor ama 61 yasinda! Sokumuzla anlatmaya basliyor. Hic bir seyi kafasina takmiyormus. ‘Olan zaten oluyor, gecmisi degistiremezsin ki. Gelecekle ilgili endiseler de hic bir isine yaramaz. Kolay almak lazim hayati, ciddiye alirsan kendine cektirirsin.’ gibi hatta cok daha guzel seyler soyledi. Bunlar bildigimiz seyler olabilir ama boyle yasayan bir adamin mutlulugu apacik ortada. Onemli olan bunu yururluge koymakta.  Siyah saclari degil onu genc gosteren, enerjisine yansimis genc ruhu. Ruhu kikir kikir gulen mudurun cevabiyla baslayan guzel muhabettimiz, keske herkese hayat dersi olsa da, hayat bayram olsa :)

Sonra bir hediye daha verdi:

J: Size hassas bir sorum olacak eger sakincasi yoksa

M: Tabi buyrun

J: Genelde tanistigimiz insanlara soruyoruz, nasil evlendiniz yada evleneceksiniz diye. Kimisi artik eskiden varolan ayarlanmis evliliklerin disinda kendi istegiyle de evlenebileceklerini soylediler. Kimisi ise hala sadece ailelerinin sectigini/ gorucu usulu oldugunu savundu.

M: Ben karimi 5dk icinde gorup karar verdim. Benimki de gorucu usuluydu yani. Tanismaya bir arkadasimla gitmistim ve gitmeden dersimi cok calismistim. Aklimda bir suru soru vardi ama onu gorunce o 5 dakika icinde sordugum aptal sorulari size soylemeye utanirim cunku hepsini unutmustum ve sacmalamistim. Sonra da aileme soyledim ve gerekli ayarlanmalar yapildi. Ve cok mutlu bir evliligimiz var. Ama oglum ozgurdur, o nasil isterse oyle olur.

V: Oglunuz date ediyor mu?

M: hohoho yoook evlenmeden once burda oyle birsey mumkun olamaz/ hic birimiz evlenmeden once kimseyle beraber olmadik,

J: Peki nerden biliyorsunuz ki O’dur dogru olan?

M: It’s a ‘state of mind’. Siz bir suru seyi yasamaya cok daha erken basladiginiz icin, farkli bakiyorsunuz, farkli yasiyorsunuz. Biz karimizla hala cok mutluyuz ve hala cok asigiz. O menapozda oldugu icin kendini kotu hissettigi anlarda, O’na ne kadar guzel, ne kadar seksi oldugunu anlatmaya calisiyorum. Cok saglikli bir iliskimiz var cunku o ‘state of mind’’da tutuyoruz kendimizi. Nasil ki demin anlattim hayata bakis acimi. Iste evlilige de bakis acimiz boyle. Disari bakmiyoruz mutluluk icin.

13.30 gibi cikip Trivandrum’a gittik. Parkta biraz gezdik. 19.30’da Goa’ya hareket icin gara gidiyoruz. Simdiye kadar ki kalabalik, pis gar ve tren deneyimlerimiz uzerimizde, hala rahat olabildigimizi soyleyemiyecegim. Ama her tanistigimiz insan, bize o kadar guzel hediye oluyor ki!

Bu sefer kompartmani 38 yasinda 2 kiz cocugu olan ve yine cok mutlu bir evliligi olan Anil ile paylastik. Ustelik onlar da ilk tren yolculugumuzda tanistigimiz aile gibi Dubai’de yasiyor.  Sabahki konumuz Anil’la da devam etti:

V: Karinizla nasil tanistiniz?

A: Dogdugum zamanki yildizlarima bakarak bana bir kac es sectiler ve 5dk icinde karimi gorerek begendim ve karimi 2. gorusum evlendigim zaman oldu.

V: Astrology ile yani?

A: Evet genelde Hindu’lar oyle evleniyor zaten.

J: Ama mesela Afrika’da da olabilirdi bu insan (her insan yazdigimda bilgisayarin insane diye duzeltmesi de ayrica bir enteresan).

A: Evet, olabilir haklisin. Hele bugunku internet ortaminda cok daha fazla kisi bulabilirsin yildiz esine uyan ama o zamanlar bu kadar gelismis degildi. Simdi belki 1000 kisi bulabilirsin ama o zamanlar 10 kisi civari bulabiliyordun max.

J: Peki ya begenmiyorsan gordugunu?

A: O 5dk da bunun icin zaten. Eger begenmezsen baska deneyebiliyorsun. Dubai’de iste soruyorlar ‘gormeden bilmeden tanimadan nasil karar verebiliyorsun karina’ diye. Ben ise soyle cevapliyorum bu soruyu: ‘sizin evlenmeden once kurallariniz oluyor, ben buyum, sunlari isterim, sunlari istemem’ diye. Halbuki biz tanistiktan sonra birbirimize gore koyuyoruz kurallari.

V: Sabah da benzer bir sohbet yapmistik hotel manager’iyla. Evliligi devam ettirmenin o ‘state of mind’’da olmakla ilgisi oldugunu soylemisti bize.

A: Aynen oyle.

Su bir gercek degil mi – Ne kadar cok gorursek, ne kadar cok insan tanirsak, isteklerimiz o kadar buyuyebiliyor, kriterlerimiz gittikce genisliyor. Onun busu, sunun susu seklinde doyumsuzlasmiyormuyuz? Kafamizda yarattigimizi bulmak yada buldugumuzla mutlu kalmak o zaman daha cok zorlasmiyor mu???

Farewell to India :(

Cok uzgunum. Goa’dan ayrildigim icin hic degil ama Hindistan’dan ayrilacagim icin.

Daha cok ashram gormek, daha cok meditasyon yapmak, icinde daha cok kaybolmak istiyorum. Isaretlerin anlamini daha fazla ogrenmek, daha cok dansetmek, daha derin yasamak istiyorum. Belki 330 milyon tanri degil ama daha fazla Tanrilari hakkinda bilgi edinmek istiyorum. Festivallerini yasamak istiyorum. Pushkar’i, Andaman adalarini, Lakshadweep adalarini, Varanassi’yi gormek istiyorum. Doyamadim hiiiiiiiic!!

Yine de cok sukur yasadiklarimiza, trendeki yerlilerle muhabbetlere, essiz kulturlerine, renklerine, dogaya, inanislara.. bize ogrettiklerine.. hissettirdiklerine.. sonsuz sukur.

ama bitmesin Hindistannn! tadi, baharati damagimda. ustelik hic de kolay olmadi yuzlesmeler!!! Eskilerle! kendimle!

Tekrar gorusmek dilegiyle,

sevgiler, saygilar, sukranlar..

farewell to Nepal

4 gunde, 2 sehir ve cevresinde, belki de gezilebilecek tum yerleri gezmemize ragmen, Nepal’i maalesef Hindistan kadar taniyamadim. Ara ara Hindistan’i dusunuyorum, onu oldugu gibi sevmeyi seviyorum. Mukemmel olmamasi mukemmel bence. Hep fotograf cekerken ona dikkat ediyordum. Bana guzel gelen sari sacli mavi gozlu turistler degil, bu kaosun icinde yasayip da, yine de hayatindan bezmeyen koyu tenli insanlarin, aslinda ne kadar renkli olduklari, ic ve dis guzellikleri, enerjileriydi pahabicilmez olan.

Isin kotusu, simdiye kadar gezdigimiz tum yerler Turkiye’den cok daha fakir ve pis ve kalabalik ve kokulu ve duzensiz ve alisveris merkezi, sinema, eglence adina da hic birsey yok. Uzerime alacak dogru durust tek bir sey bile bulamadim (Goa haric ki o da dedigim gibi Hindistan degil). Ama neden bizim memleketin insanlari bu kadar sinirli, bu kadar mutsuz? Nepal’de sadece 11 saat elektrik olmasi bile yerlilerin sikayet etmesine olanak vermiyor. Hindistan’daki trafik sistemine inanamazsiniz. Sistem yok. Herkes her yonden durmaksizin kornaya basarak geliyor ama yine de bir kavga gormedim 1 ay icinde! Istanbul’da her gun kac tane goruyoruz, yasiyoruz.. Ne yazik ki elimizdeki degerlerin hic farkinda degiliz. Acikcasi ben de degildim. (Gerci isi biraktiktan sonra Istanbul bambaska guzel geldi.) Dilegim, tekrar icinde kaybolmamak!

Hoscakal Nepal. Ogrettiklerin, verdiklerin ve essizliklerin icin cok tesekkurler.

Seni de ilerde daha derinden tanimak dilegiyle…

Namaste

Farewell to Bhutan

Sadece 3 gundur burada olmamiza ragmen, rehberimiz sayesinde belki de aylarca kalmis kadar olduk.

Bhutan sessizligine hoscakal demek, beni biraz korkutuyor acikcasi, abartmis olacagim ama, anne karnindan cikmak gibi geliyor sanki..

Sessizligi, naifligi, huzuru, dinginligini.. baska hic bir yerde gormedigim, goremiyecegim gibi.. Zamansiz bir yer sanki.. Doga hakim ulkeye…  İnsanlar, gulmeye en cok yakisan surat haliyle, sicaciklar her daim. Ve cok kibarlar da.. Evler cok eski zamanlardan kalma tapinaklar gibi, yemyeşil giyinmis daglarin arasinda ve biri birinden guzel degil.. Herkes benzer kiyafetlerle, hic bir onemi yok kumasin, renginin.. Dragonlar ciksa sasirmayacaksin belki. İnanmasi guc cunku Bhutan’a da!

Ozumuz senin kadar guzelse, biz neler yapmisiz boyle kendimize..!

Yanilmisim. Gelismemisligin; fakirlik, hirsizlik, terror, kaos, hektiklik getirdigini sanardim. Megersem alakasi yokmus. Bhutan orneginde oldugu gibi, eger kontrollu bir sistem icinde ilerlenilirse, birakin fakirligi, zenginligin zaten bir onemi olmamasi ve insanlarin mutlu yasamasi cok mumkun.

Verdikleri herseyi cift elle vermeleri, her zaman gozlerinin icine bakarak, gozleriyle de gulmeleri.. bırakın beni, sarilmak istiyorummm..

Cok sevgili Bhutan, lutfen hic bir zaman gelisme ve degisme! Lutfen modernlesmeye/batilasmaya calisma, sadece geri adim atmis olursun. Belki sadece tipa biraz daha guvenebilirsin, cunku senin gibi guzel bir yerde yasayan insanlarin olum ortalamasinin 65 olmasi cidden garip ve baska turlu aciklanamaz bir durum.

Ve lutfen ‘gross national happiness’i da herkese asila, dunyanin sana ihtiyaci var Bhutan! :)

myself

Surekli ‘take me in’ diye bagiriyor icim dogaya, cevreye, kulture. Kitabim yeni bittigi icin yeni kitap arayisindaydim ta ki Koh Samui’de bir bookazine’de ‘alchemist’e – simyaci’ya rastlayana kadar. En son kucukken okumustum, hic bir sey hatirlamamak guzel geldi ilk defa. Megersem ‘simdi’ daha dogru bir zamanmis bu guzel ruh yemegi icin. Icindeyim hala kendisinin. Satir aralarini biriyle konusmak icin oluyorum, bu yuzdendir ki Jess’in bitirmesini sabirsizlikla bekliyorum. Neyse, diyecegim sudur ki evrensel dile asik otesiyim bu aralar. Onu anlamak, deneyimlemek istiyorum. Kuslarin, horozlarin notalarini, kelebeklerin, kartallarin rotalarini, maymunlarin, baliklarin modlarini hissetmek, agaclarin dinginligini, ruzgarin esisini, daglarin durusunu, dalgalarin akisini, gunesin gucunu, gelgitlerin esrarengizligini, yildizlarin gecmisi yansitmasini… icimde de yasamak istiyorum.  Animizm olsun, vitalizm olsun, taoizm olsun aralarinda kaybolmak, kabilelerle, monklarla bir sure vakit gecirmek istiyorum. En cok da gonulluluk yapmak icin atiyor kalbim. Bunlari dusluyor, dusunuyor, ucuyorum. Kendimi bunlarla beslemek istiyorum. Ve yasadigim her an icin sonsuz sukrediyorum.

Go to Top