Tayland

10.02.2010 Bhutan to Bangkok

Bu guzel ulkeden ayrilmak uzere uyandigimiz gun, hava artik iyice sogudu. Dag tepelerinde yer yer karlar, cikolatali dondurma uzerine, hindistan cevizi kadar etki yapsa da, soguklugu, gidecegimize uzulmemem icin bir bahane olmaya calisti.

Yolumuz Thailand. Bu sefer Jess’le ayri oturduk, Jess 5 saatini bir psikologun yaninda gecirdi. Ben de yayila yayila sizdim mirrr.

Veeee Bangkok! Oh ne guzel havaalani burasi. 10 gun kalinir walla :) İlk once ‘tourist information’a gidip, kendimize kalacak yer ayarladik. Ardindan telefonlarimiza hat aldik. Son olarak, yarın icin Phuket’e ucaklarimizi ayarlayip havaalanindan ayrildik. Servisle otele giderken, direksiyon yine sagda, ama normali bu degil mi zaten :)

Otelimizin adi kendisi gibi Convenient, hemen havaalaninin yaninda, malum yine erken kalkip 08.10’da ucaga yetismemiz gerek. Room no 111 yummy. Biraz nette takilip Bhutan’i update ettikten sonra ZzzZzzZ.

Thailand’s State of Mind

  Monarsi ile yonetilen Tayland’in nufusu 63 milyon,

ki bunun %10’u Tayca ‘melekler sehri’ anlamini tasiyan baskent Bangkok’da yasiyor.

En cok budhism (theravada) hakim (%90), ardindan islamiyet ve animism.

En onemli degerleri aile, din ve monarsi. (Tayland’daki seks turizminin en önemli sebeplerinden biri de, ailelerine destek olmak için fuhuş sektörüne dahil olmalarıymış).

Namaste vucut hareketine devam ama bu sefer ki yeni kelimemiz ‘wai’ / sai wai dee

Burda da sinif var (according to their wealth, status, personal and political classes). Buyuk sinif (poo yai) ve kucuk insanlar (poo noy) olarak geciyor. Diyelim bir grup yemege cikti, en buyuk sinifta olanin, cebindeki tum paraya mal olsa da, tum masayi karsilamasi beklenirmis, yoksa kulturlerinin bozulduguna inanirlarmis.

 Eskiden isleri yine hep kadinlar yaparmis. Hatta kocalari, Onlari ve cocuklarini satma hakkina bile sahipmis! Upscale kadinlar sonunda kendi kocalarini kendi secerek, bu sacma durumun sona ermesini saglamislar!

Toplum, tum erkeklerin en azindan 1 hafta monk olmasini bekliyor. (ama malesef cok seyrek goruyorum artik onlari ve ozledim bile)

Kafa en onemli yermis Thai’lilar icin de. Bu yuzden dokunmayin yada uzerinden birsey vermeyin deniyor.

 Ayni mantikta ayak da yine en asagi yer olarak goruldugunden birseyi ayakla uzatmak yada ayak altini gostermek ayip ve ciddi bir tabu! (Lonely Planet sayfalar ayirmis bu konuya).

  Evlenme yas ortalamasi 27. (Dugunlerinde gunlerce surebilen bir suru adet var ama baslicalari: baslikparasi/ceyiz + monk ceremony (bagis ve onlardan dua alma da var) + altin zincirlerle kapilari acma + kafalarinin uzerinde zincirle baglanmalari ve herkesin onlarin ellerinden su dokmesi)

 Herseyi eglence ile karistirmak kulturlerinde nerdeyse sart! Calisirken bile birbirleri arasinda sakalasarak, flirtleserek gunlerinin guzel gecmesini sagliyorlar. Buna da kulturlerinde ‘sanuk’ diyorlar.

  62 yil ayni kralla en uzun krallik rekorunu kirmislar.

Beklenildigi uzere, dunyada en cok pirinc eksportu burdan gerceklesiyor.

Bir suru tribe var – en cok ilgimi onlar cekiyor – inanislarinin basinda animism. Animism favorim!!!. Bu inanışa göre her türlü her nesne bir ruhi varlık veya ruh tarafından yönetiliyor. Hemen her Tayland evinin önünde bulunan ve ruh evi olarak bilinen kuş kulübesi benzeri yapılar, önceden evin inşa edildiği arazide yaşadıklarına inanılan ruhlar için tahsis ediliyor. Ruhları mutlu kılmak için bu yapılara düzenli olarak adaklar adanıyor. Aksi takdirde ruhların eve gelerek huzursuzluk çıkartabilecegine inaniliyor.

Ayrıca Tay toplumunda hayaletlere de yoğun bir şekilde inanılıyor!.

Tayland kültüründe başkalarına karşı tolerans göstermek ve çatışmadan kaçınmak son derece önemli. İnsanları eleştirmek, azarlamak, kavga etmek son derece ayıp sayılıyor.

Guney Asya’nin en cok ziyaret edilen ulkesi Tayland’da kiyafet icinde donsuz cikmak yasak. T-shirtsuz araba kullanmak da oyle. Monarsi hakkinda elestiri yapmak bile yasak!

En sevdigim festivalleri; Monkey buffet festivallerinde, maymunlara bu kadar turist sagladiklari icin ziyafet veriyorlar.

Isik festivallerinde ise goge ve nehirlere atesler, mumlar sunuyorlar, boylece negatif enerjiyi yolladiklarina inaniyorlar.

Tayland’da LGBT bireylere karşı da büyük bir hoşgörü gösteriliyor, her türlü işte çalışabiliyorlar. Hatta kabareleri ve guzellik yarismalari bile var!

Asıl adı Muay Thai olan Tayland boksu dünyaca ünlü ve Tayland’daki en popüler spor dallarından biri.

 6 ayri dans/gosteri cesidi varmis. Mesela ‘Kohn’ denilen dans turunde bayanlar, erkekler, maymunlar ve seytanlar rol aliyor. Hindistandan etkilenmeler var ve kuklalar ve maskeler de agirlikta.

ONE MONTH IN THAILAND

PHUKET

(11.02.2010 )

Burayi ada olarak bilenler, bildigini unutabilir. Burasi baya sehir olmus.

Aslinda dun internetten yedek bir yer bulmustuk ama vardigimizda, ‘tourist information’ sayesinde, internette bile bulamadigim cok daha mantikli bir yer bulup tuttuk. Minibus’le sadece 150 baht (1usd=33baht) vererek, cok uzak olmasina ragmen otelimize vardik (Benetti House, room no 204). Hemen esyalarimizi birakip, literally 3 adet karides luksumuzu de yaptiktan sonra

Patong Beach’e

attik kendimizi. Oglen saatini gecirdigimiz halde, hava o kadar sicakti ki, kendimizi hemennn denize firlatalim dedik, ama O NE, deniz de hava kadar sicak nerdeyse!! uf ve de puf. Neyse derinlere gelince, biraz olsun serinleyebildik.

Bu sahilde de meyve, taki, elbise, ortu, kina, tatoo, cd, dvd satan insanlar geziyor  – Hindistandaki gibi ama yalvarma seklinde degil bari. Guzel cekik bayanlar sadece soruyorlar, istemiyorsan da gulerek gidiyorlar.

Bu sicak altinda, enteresan bir sekilde sadece suratlari ve parmak uclari acikta! Inanclarinca, mayo ile gezmek yasak/yanlis oldugundan kapalilar ama gunluk kiyafetlerle ve sapkayla!

Tur veya aktivite icin flyer dagitanlarin disinda, bir de boyle enteresan kulup tanitimina sahit olduk sahilde.

Pazarlik nispeten daha az olculerde gerceklesiyor. Ama malesef sezlong ticareti gelmis buraya. (Gunlugu 50 baht.)

Bir malesef de yasli adamlar ve yanlarindaki kucucuk thai bayanlara (hem yasca hem boyutca) :s.

‘Madaammmm madammm kaaammm masajjjjj’ sesleri arasinda yurumeye calisirken, kanalizasyon cukurlarindan gelen kokular, ozellikle sabahlari zor cekiliyor, onu da soyliyim.

  Sahilde guneslenirken geleneksel muzik aletlerini gorduk – ‘korng wong yai’. Bamboo sticklerini döndürmüşler, herbirinden farkli notalar cikiyor.

Aksam yemegimizi bir sokak arasi restoranda yedikten sonra buranin barlar sokagi olan Bangla Road’a yuruduk. Amanin. Goa’dan beter turistik bir yer burasi. Bodrum’dan bile beter.

Off guzel muzik dinlemeyi ozledimmm. Dans etmeyi cok cok cok ozledimmmm. Bu gece kulakligimla uyiyim en iyisi :)

——————————————————–

AROUND PHUKET

(12.02.2010)

Bugun sahilleri gezmek icin araba kiralayalim dedik. 1800 baht istediler. Yemek yerken tanistigimiz soforden indirim isteyince, tum gunu 800 baht’a, hem de soforlu anlastik.

Sirasiyla gezdiklerimiz..

hepsi birden

Karon Beach

Karon noi (kucuk demek) beach

Kata beach


Kata noi beach

Ki burada, arabaya bagli bir kus gorduk, ustune ustluk fotograf icin para istediler. Oldu. ‘Kusu bagladigin icin asil sen herkese para ver’ dedim ama turkce oldugundan sadece Jess anladi :s

Nai Harn beach

Rawai beach

Chalong bay

Burdaki temple’in onunde durduk ve gezelim dedik.

Etrafindaki standlarda bilmedigimiz o kadar lezzet vardi ki, saolsunlar hepsini denettiler, ben de mutluluktan uctum.

Oglen gunesi de tam tepemizde, yere indirtti hemen ardindan.

Henuz bitmedigi icin ‘the big budha’yi uzaktan gorebildik.

Aksam uzeri de ‘Fantasea‘ adindaki buyuk gosteriye gittik.

Erken gitmemiz en guzel hareketlerden biri oldu. Giris ve etrafindaki estantaneler o kadar guzel ki buyulenmemek elde degil. Bir suru gorsel ve eglence parklari; Birinde doga ile birlesmis dekorun icinde kimisi gercek gibi yapma, kimisi gercek hayvanlar (Kucucuk filler ve kaplanlar, geleceklerinden habersiz o kadar saf ve tatlilardi ki, en dikkat cekici yaratiklardi. Yavru kaplanlarin herhalde sakin tutmak icin agzina sut biberonu dayamislar, fotograf cektiriyorlardi. Pandalar da ayri bir tontondu.); Diger bir odada, isiklarin surekli degismesi sayesinde, bazen beyaz, bazen renkli ama kocaman kelebekler ucuyor gibi; Bir digerinde, ici fosforik neon isiklarla dolu rengarenk bir dunya, bir digeri ise sanki denizaltindaymissin gibi – cok yaratici bir ruyanin icindesin!

Ve gosteri basladi. Bir suru lady boy. Dekor mukemmel! Kostumler yine isil isil, goz cekiyor. Koreograflik da yaptigim icin, tum muzikallere gitmeye calistim hayatim boyunca. Bu kadar guzel bir dekoru ve kostumu dunya capinda un yapmis muzikallerde bile az gordum diyebilirim. Ama koreografi ve ses sistemi… bu kadar mi kotu olur ya, ne kadar yazik. Yine de tum deneyim icin kesinlikle degdi.

Yarin yine erken kalkacagimizdan yemek sonrasi otelimize donup ZzzzZz.

————————————————————–

THAI ANDAMAN ISLANDS

(13.02.2010) 

05.45’te kalktik bu turu almak icin. Bugunu yazdigim suan, o kadar sicak bir havanin icinde nefes alamiyorum ki, once olumsuz seyleri yazasim var: Botumuz gec kalkti. ilk duragimiza mesafe soylenilenden fazla cikti. dolayisiyla adalari gezecek vaktimizden yediler. Bir de uzerine, yanimiza, daha dogrusu beynimizin icine  fransiz bir cift oturdu. Yemin ederim tanidiginiz tum varliklar icin sukreder hale gelirsiniz, kadin butun gun boyunca 1sn susmadi! En kil oldugum durum ise beach filminin cekildigi guzelim sahilin dustugu bu durum. Zaten oraya sadece yarim saat ayirmislar ve olay bizim kelebek vadisine donmus megersem. Yiginla tekne. Ne denize girilebiliyor, ne kalabaliktan kendi sesini duyabiliyorsun… Tsunami’den sonra para kazanmak icin turistlerin suyunu cikaralim politikasi mi bu bilmiyorum, atiyorum ama.. yazik olmus.

Ama o beach filminin cekildigi Maya bay’deki kumun cinsi, hissi, gunun o ana kadarki tum sorunlarini bi anda unutturabildi. Kum degil bildigin un. hatta pudra sekeri!

Bir de snorkeling yaptik Loh Samah ve Pileh Lagoon denilen cennetlik koylarda –

 Dun aksam gordugumuz neon isikli fosforik baliklar, buralardan esinlenilmis belli. Boy boy, hepsi birbirinden renkli, sekerden kostumlerini giymislerdi. Kimisini takip ettim. Genelde yemek pesinde kosuyorlar tabi. Bir tanesi yemek yiyecek umuduyla, surekli kafasini sungerlere carpiyordu. Gulmekten biraz su yuttum, balik kadar oldum. Surulerin arasina girip onlarla döndüm, dolandim. Korkmadilar, cok bile iyi anlastik diyebilirim cunku beni sevmeseler baska ne sebeple yesinler:p

800 yillik Viking Cave adli magarayi da, uzaktan, bir suru tekne arasindan gorduk.

Kaptanimizin adinin Captain Hook olmasi, gune ayri bir hava da katti tabi.

Oglen yemegimizi Phi phi don island’da yedikten sonra, Monkey Beache gittik. Megersem maymunlarin da bir adasi varmis bu dunyada, onu gorduk. Insanlarla baya hasir nesir olmaktan sanki burdaki maymunlar, dna farkimizi sifira indirmise benziyordu.

Son olarak da Khai Nai adasina gidip snorkeling yapip uctuk. Bulundugu ortama gore renk degistirebilen baligi bile gordum.

Yol boyunca kucucuk minnacik adalar pitir pitir denizden cikiyorlar, yersinn.. Buralari ucakta da gormustuk.

Bugune kadar toplam 3 lokal birayi da denemis olmanin mutlulugu icersinde (Chang, Singha, Leo) aksam yemegini dandirik bi yerde yedik ve yattik uyuduk.

——————————————

PHUKET ve GUYA SEVGİLİLER GUNU VE CHINESE NEW YEAR

(14.02.2010 )

Bugun butun gun ama butuuuuuuuuun gun yarin Koh PhiPhi’de nerede kalalim diye baktim. Ya yer yok, ya pahali, bir taraftan sinek isirir, bir taraftan internet kopar, cennet oldu cinnet!

Tabiki hic moral bozmamak lazim –  size Jess’in fotograf karelerine yakalanan tablo gibi guzel gunes batisindan bir kac kare caliyim:

Sevgililer gunu olmasi bir tesaduf heralde:p Bugun ayni zamanda Cinliler’in yeni yil kutlamasi var. Kaplan yilina giriyorlar. Keske burada da kutlasalar!

Bir umit sordum sorusturdum ama ı-ıh. Cin mahallesine gitmek de pahaliydi. ‘Sahilde biramizi alip yuruyelim’ dedik. ‘Gokyuzunde ucan atesler! Oleeey boyle mi kutluyorlar, Chinese new year celebration goruyoruz iste!’ diye sevinirken, Jess supheleniyor ‘sevgilier gunu icin olabilir’ diye. Soruyoruz, yine dil yetersizligi ve yine anlasamama blabla

Aksam yemegini, yasca belki yasli, ama enerjice 4 yasinda olan, 4 adamin oturdugu masanin yaninda yedik. Bir tanesi, 35 yildir evli ve cok mutlu ve toplam 117 ulke gezmis. 100 ulke gezdikten sonra bir kulup varmis, oraya uye oluyormussun. (Kulup sart degil ama bu kadar kultur tanimis olmak, muthis birsey olsa gerek!) Baska bir dede, 6 kere evlenmis.. gibi farkli uctalar da. Sana, bu insanlarin enerjilerini anlatamam. Surekli konusuyor, kahkahalar atiyor, espiriler patlatiyorlar. Tiyatro gibi bir saniye bile durmadilar. Hayat dolu olmak boyle birsey olsa gerek!! Ingiliz olmalarina ragmen, bu kadar sicak kanli ve enerjik olmalari da ayrica enteresan – tum dunyayi gezip, en cok Fransa’yi begenmis olmalari haric.

Min 100 yer gormek dilegiyle, guzel hayallere, xov.

——————————————

KOH PHI PHI

(15.02.2010)

Bugun cok guzel bir gun cunku Serenush’umun dogdugu gun! 5 saat fark oldugundan beklemem gerekiyor sesini duymak icin :s ama arada burdan da haykirmak istiyorum ki ‘seni cok seviyorumm prensesimm, cok guzel bi sene senin olsun insallah! Keske yaninda olup sana hediyelerin en guzelini yapabilsem, varligini yaninda kutlayabilsem. Seni gordugumde fena minciklicam haberin ola, cok ozledim seni! P.s. Bir valiz dolusu tasidigin gadget’lar icin de ayrica tesekkurler, hayatimi kurtardilar.’

Sabah erkenden kalkip teknelerin kalktigi yere gittik. Aslinda Koh Lanta’ya gitmekti arzumuz ama nasil olsa tekne PhiPhi’den gecmek zorunda oldugu icin, bir gunu de oraya ayiralim dedik. Ustelik aninda da kalacak yer bulduk vardigimizda ve bu 2 etti. Bu durumda bir daha, bir yer bulmak icin onceden bosu bosuna internet iskencesi cekmemeye karar verdik.  (R.S. Guesthouse, room no C1- simdiye kadar kaldigimiz en kucuk oda, İcinde sadece bi yatak ve kucucuk bir tualet var o kadar).

Ustelik akan su da tuzlu!

Ama bari hemen yaninda sahil.. denize kendimizi nerdeyse isinladik.

Golgelenirken, emekliye ayrilmis Mike adinda bir pilotla tanistik. Toplam 17 ulkede yasamis!!! Afrika, Avusturalya. 4 senedir bir teknede Tayland’da, Maldivler, Hindistan sadece hatirladiklarim. Ondan biraz Afrika icin tiyo aldim ve biraz da Afrika muzikleri dinletti. Ruhum muzik acisindan bari biraz beslenebildi cok sukur :)

Deniz burada ustelik gunde 2 kere cekiliyor ve essiz goruntulere mekan sagliyor. ‘Longtail’ denilen balik tekneleri kara ustunde kaliyor ve Sen de onlarin arasinda DENİZİN USTUNDEN yuruyormus gibi oluyorsun. Cok acayip!

Aksam yemegini ‘pad thai recipe’si bizden sorulur’ diyen bir yerde yedik mmmuthis.

Uzerine yerel meyveleri uuu uctum yine :)

Rose apple – Juicy yummy. Elmadan cok daha sulu ve serinletici.

La-mut – favori meyvem. Ilk Hindistan’da deneme sansina erismistim. Kendisine o gunden beri asigim. Cukulata ile yarisir artik benim icin. Hurma kadar tatli.

Pomela – Turuncgil familyasina benziyor. Greyfurt kadar aci degil, portakal kadar tatli degil. Ici suyu dolu kucuk parcaciklari, disinle koparirken ayri zevk, patlattigin zaman apayri bir zevk aliyorsun.

Tamarind – off bu da favorilerden. Agacta yetisiyor, kuru meyve, hurma gibi. Kabugunu kirip yerken kendinden gecebilirsin.

Ogledensonra yedigim nutellali thai pancake’i bile solladilar.

Gece hayatini pek yasayamadik burada da. Apache adli bar da pek cekici gelmedi. İstanbuldan sonra begenmek zor tabi. Yine gece kalmadan yattik.

——————————————————-

KOH LANTA

(16–18.02.2010)

Simdiye kadar en begendigim yer oldu Koh Lanta. Baslica sebebi, turistik olmamasi, daha sakin ve gercek. Sahili de cooook guzel, cok keyifli, upuzunn ama cok samimi.. Gunes burada da denize batiyor!

Kaldigimiz 2 gunduz boyunca, yayma pozisyonunda hem kumlarin hem kitabimin icine gomuldum.

Aksamlari ise, az isik oldugundan, yildizlar ayri bir saheser, atesli poi show’u da baska bir guzel geliyor. Kuslarin sarkilari esliginde minik dalga sesleri, 3 kurusa yedigimiz yemeklerin lezzetleri – keyif patlamasi mi dedinn!

Koh Lanta’ya varis hikayemizi de anlatmadan gecemiyecegim! 14.30’da bindigimiz teknenin varmasi 16.30’u buldu. Ustelik bu sefer de, onceden yer ayarladigimiz icin rahattik. Ama bu sefer ne oldu! Otele vardigimizda, bize tamamiyle dolu olduklarini soylediler! Ustelik bizle birlikte 7 kisi daha ayni durumdaydi! Ayni minivan icinde, onumuzdeki 3 saati, didik didik bir asagi, bir yukari otel arayarak gecirdik. Cogunda yer yoktu, kimisinde su, kimisi fazla pahali, kimisi fazla pis, kimisi fazla havasiz derken hava kararmak uzere oldu. Kimisine eziyet gibi gelebilir ki geldi ama bence bu macera bile o kadar tatliydi ki hayatimdan cok memnundum. Nasil olsa birine varacagimizi biliyordum. Eminim en guzeli de olmustur – (Kamalanta room no C1)

CLONG BEACH – kaldigimiz yer Clong sahilinin tam ortasindaydi. Boyluboyunca yurudum. Birbirinden seker tesisler, birer aile gibiler. Bunu dun de yasadik. Herkes musterilerini birbirine yolluyor, ayri restoranlarin mutfaklari birbirine de hizmet ediyor, aralarinda yarisma diye birsey yok. Commune hayati gibi. Ve calisirlarken, daha once bahsettigim Sanuk durumunu gormek de cok mumkun.

Gun batimi renklerinde 1 saatlik masaj pahabicilmezken, burada sadece 10 dolar!

Tek sorun dil, cunku Ingilizce onlar icin sadece bir kac kelimeden olusuyor. Masaj yerinin bana kattigi baska guzel bir ani da;

– Excuse me, during massage yesterday,I think I forgot my bracelet here

– you want massage?

– no no massage. yesterday, this bracelet, I forgot here (ellerimle kollarimla kivraniyorum)

– masajjj oh yes yes wat taymm masajjj?

– no massage, forget massage, forget everything. I, me , I my bracelet gone, you have? (bildigim ingilizceyi de unutacagim burda ya)

– oh I don’t know

– dkchxrjhgjidjlshglkrjh;j

 Dun kahvaltida da mesela soyle birsey oldu;

–          V: Can I have a slice of bread please

–          Thai waitress: what?

–          V: Bread – one bread please

–          Thai waitress: what? I don’t understand I’m sorry

–          V: Bread ya bread’i baska nasil telafuz edebilirim? Bred? Brid? brad?

–          Thai waitress: van minat

–          Thai waitor comes along: yes?

–          V: One slice of bread please

–          Thai waitor: Bred?

–          V: Yes bread – oh be anladi galiba

–          Thai waitor: Bred?

–          Hay alaaam anlamadin dimi yine…

Neyseki menude yaziyormus da gosterebildim. Ekmekle bu kadar da alakalari yok.

Yemekler, Phuket’den cok daha ucuz ve cok lezzetli. Deniz urunleri diger tum urunlerden daha ucuz, nerdeyse 3 ogun abaniyoruz kendilerine. Pringles’lari bile karidesli ve yosunlu, onlar haric.

Thai tatlisi arastirmamiz neyseki burda sonuc gosterebildi – kahvaltida bile pirinc yiyen bu ahalinin tatlisinin da pirincli olmasi elbetteki sasirtici degil – sticky rice – dondurmali, lapa pilav diyim size, onyargi yapmayin, muthisss tadi.

Kucuk detaylar da beni benden aliyor; hindistan cevizi kabugundan yapilmis sabunluklar, buyuk istiridyelerden yapilmis kullukler…

Zaten bu sebeplerden uzattik burayi.  Aslinda daha bile uzatabilirdik ama gezecek cok yer var diyerek, yolcu yolunda gerekti.

———————————————————–

 KOH MOOK

(19-21.02.2010)

Bayildimmmm. Muthissss. Ada degil burasi köy ama ada.  El degmemis dogasi ve halk hali mukemmel. Asil burasi Koh Lanta’dan bile daha gercek.

Tropical meyve agaclari cogunlukta, hayvanlar da insanlardan fazlaca!

Renkten renge giren cicekler, uzerine konan kelebeklerin guzelligi ile birlesip, doganın bir mandalasini yaratiyor. Agaclardan dusen ananaslar, tamarindler, yeri de renklendiriyor.. Bir köy halki ki hep mutlu, keyfi hep yerinde! Zaten adada bir polis var ki onun da bir gun isi yok. Kimisi evinin bir kismini acmis, bakkal niyetine birseyler satiyor. Kimisi daha da acilmis, bir kac sort, elbise satiyor. Erkekler toplanip kumar yerine bir kus oyunu oynuyorlar, sectikleri kuslardan hangisi daha fazla oktavda oterse, o kazaniyor. Bu oyun gun boyunca suruyor, seyretmesi de pek keyifli oluyor..

Ingilizce ogretmeye gelsen buraya, hem bedava yasar, hem de huzurdan ucarsin. Koylulerle selamlasiyoruz. Guluyorlar, mutlular. Koh Mook adli ada burasi, gunes burda da denize batiyor. Kumu da hic fena degil (maya beach simarikligini atamadim uzerimden). Gel git hakim sahillere. Adanin kaldigimiz kisminda denize girmek pek mumkun olmadi o yuzden. Ama keyfimi de hic bozmadi. Hem bu sayede, geceleri fenerle nasil karides toplanilir, onu gormus olduk.

Köyün favori soylemleri ‘no problem’ ve ‘same same’, her cumlede var.

Buraya gelisimiz de ayri bir hikayeydi;

Sirtimda, bedenimi var gucuyle asagi ceken kocaman cantamla, bu ‘longtail’ denilen balikci teknesine binmek zaten bir dert. Burdan baska bir longtail’e mi gecicez, nasil?? Ordan da adaya varmak icin, denize mi atliyacagiz??? Hayirrrrr. Ama evet oluyor. Neyse cok sukur, bu engeli sagsalim astiktan sonra, sabahin korunden beri, hic birsey yiyemedigimizden aci ceken karnimizi doyurma amacli, giriste tekil olan fancy otelin restoraninda birseyler yemege razi olduk. Baska kalacak yer bulmak icin adanin obur tarafina gecmemiz gerektigini ogrenince ‘Ok taksi?’ Oh varmis. Yemegimizi yiyip ciktik. Sirtlandik tekrar gulleleri. Taksilere yurumemiz gerektigini ogrenince, o bile acitti ki basimiza geleceklerden habersizdik. Adam taksi diye motosikleti gosteriyor! yok artik, 10 dk yuruyemiyoruz, motora mi binecegiz!!?! Oldu. Olan da oldu. O sirtimdaki koca dev, pek de kuvvetli hissi vermeyen bir motorsikletin ustunde, bi saga bi sola bi hopla, bittim o yolda. Agir dayak yedim yukumden. Nedense benim disimda herkes de pek eglendi. Jess dahil!.

Neyse, ‘Koh Mook Garden’a gelince, doganin guzelliginden hafifledim resmen. Deniz kenarindasin, kumsalda.. bungalowlar cok guzel bir doganin icinde. Kuslar, kelebekler.. Bahcenin icinde sus golu ve sahilde salincaklar…Dada adinda, malesef biyikli ama dunya tatlisi ve akillisi bir kadin isletiyor burayi. Kizini gorsen minciklarsin. Kibarliktan olecek. Egilerek geciyor yanimizdan o derece – ama konusmak da cok istediginden surekli yanimizda bitiyor. Yardim ediyor annesine. Babasi da var ama arka planda. Gunlugu 5 dolar bile degil ustelik.

 Buraya gelen bir daha cikamiyor zaten. En azindan tanistiklarimiz oyle. Fernando 1 gunlugune gelmis, 1 ayini doldurmus.. William Hollandali, yerlesmek uzere buraya.. Richard ve Sanya, 2 gunlugune gelip 10. gunlerini doldurmuslardi. Aslinda bu insanlardan biraz daha bahsetmek istiyorum cunku bir kac gun icinde burasi ashram’a dondu nerdeyse. Richard ve Sanya 20 yildir geziyorlar. Isvec’te evleri var ama cok az ugruyorlar. Mumkun mertebe Yol’dalar. Osho sayesinde tanismislar. Haliyle baya guzel muhabbetlerimiz de oldu. Gezmeyi, cocuk yapmaya tercih etmisler ve kararlarindan memnunlar. William’i adaya geldigimiz ilk gun gormustum. Motorsiklet ustunde, sirtimda kocaman cantamdan bir oraya bir buraya her daim dayak yerken bile, Thaylilarin arasinda sarisin, uzun boylu, yari ciplak Williami gormek pek de zor olmamisti zaten. Yesillerin ortasinda bir ev insa ediyorlardi. Senelerdir buraya gelip gidip, hem dogayla, hem de halkla icice yasiyor. O eve de bu yuzden yardim ediyor. Yakinda o da bir ev yapacak ve halk da Ona yardim edecek. Taycayi baya sokmus durumda. Gelen turistlerden cok, lokal insanlarla vakit geciriyor.  Kaldigi yerde calisarak, yatagina da para odemiyor. Onlarla baliga gidiyor, yemegini tutuyor, onlarla gulup egleniyor. Ferdinand ise İngiliz bir bahce duzenleyicisi. Her sene minimum 1 ay kendisine izin alip, merak ettigi yerleri geziyor. William’in best man’i June, ingilizceyi iyi bilen adanin tek yerlisi ve melek otesi bir insan kendisi.

Aksamlari gunun en sevdigim aniydi. Yol’um icin en buyuk hayallerden biri, muzik ortamlarinda bulunmak ya, her aksam yemeginden sonra sahilde, koyluler, gitar esliginde bize sarki soylerken, anlar olumsuzlesti. Tesekkur otesindeyim.

Ada halki musluman. Bu yuzden icki icmiyorlar, ama onun yerine ictikleri sey daha enteresan! Kola ile oksuruk surubunu karistirip kaynatiyorlar. Soguyunca iciyorlar. Tadi cidden garip ama denenmeyecek gibi de degil. Thai sigarasi da bir enteresan. Bamboo yapraklarina sariyorlar, bu yuzden normal sigaraya kiyasla daha az zararli.

Gunes battiktan sonra cikan circir boceklerinin seslerinden anlasiliyor ki buradaki insan sayisini katliyorlar (2000 kisi yasiyormus burda).

Bir gun bir longtail (balikci teknesi) kiralayip etraftaki adalari gezdik.

Ko hai, cok sakin bir adaya benziyor. Giriste shik bir otel var.

Ko karan’da snorkel yaptik.

Ogle yemegimizi yedigimiz adada, bizden baska bir kimse yoktu!

——————————————————————

Ve gelelim en enteresanina:

Emerald Cave

Tekneden denize atliyorsun. Magaraya yuzuyorsun, icine giriyorsun. Zifiri karanlik, o yuzden rehbersiz giremiyorsun tabi. Kapkaranlik sularda bir sure gittikten sonra bir isik goruyorsun. Oraya dogru yuzuyorsun ve ciktiginda bir ormanin ortasinda, bir kumsalda buluyorsun kendini!!! gercek bir doga harikasi! To good to be true! Eskiden korsanlar hazinelerini saklarlarmis burada. Hazinenin icinde hazine olmus burasi. Sonsuz tesekkurler!!!

—————————————————————–

HillTop adli koy restoranina gidile!!! Bildigimizi sandigimz yemekler burda bambaska bir guzel tada varmis, parmaklara dikkat. Sahibi Song da yemeklerle birlikte yenilebilir tatlilikta! Tanisman sart!

Koh Mook’u o kadar sevdik ki planladigimizdan 2 gun fazla kaldik. Ama kaldikca da gorduk ki ozel hayat diye bir sey olmuyor bu koylerde. Herkes herkesden haberdar. Dusunun ki Jess’le son gece Hilltop’a giderken Jess sac bandini dusurmus ve ertesi sabah bant esrarengiz bir sekilde geri geldi cunku o bantin Jess’e ait oldugu ve nerede kaldigi biliniyordu.

————————————————-

KOH LANTA

(22-23.02.2010)

Hedefimiz Similan Adalari ama direk gidilemediginden, bir geceyi daha Koh Lanta’da gecirmeyi planliyoruz. William, Ferdinand ve June degisiklik olsun diye bize katildilar. Seaview resort (3 tur oda no c1 geliyor?!) uzakta ama O kadar guzel 360 derece panaromic ve yukardan bir manzarasi var ki, buradan da ayrilmak hic kolay olmadi. Zaten oturdugumuz manzaranin onunden 10dk bile ayrilmadik ve bir gun daha uzattik..

—————————————————

 FROM KOH LANTA TO KOH LOAK

(24.02.2010)

Sabah 7.30’da bir araba bizi alip marinaya goturecekti ki Ko Loak veya Phuket uzerinden Similan’a gecebilelim. Uyuya kalmis olmamiza ragmen oyle hizli hazirlandik ki, 07.30’da kapi onune cikabildik, ancak ne gelen vardi ne giden. 5 dk’da bir ‘noluyor, neden gelmedi? Gec kalmiyor muyuz?’ seklinde sorularimizi yeniledik. ‘No problem’ diyerekten bizi oyaladilar. Ama otobuse 15 dk kala, ‘yetisemiyecegiz, bosuna gitmeyelim’ demesinler mi ?! Anladim ‘thai style – easy easy – no problem’ da! Similan’a giden boat’u kacirinca, bir gun daha kaybetmis olacagiz. O zaman da gitmeye degmeyecek cunku taa Turkiye’den bizi gormek icin gelen Jenny ile haftasonu Ko Samui’de bulusacagiz. Neyse her iste bir hayir vardir diyerek, 11.00’de baska bir otobus bileti alip bu sefer Phuket yerine Trang’a gitmeye karar verdik. Ordan basimizin caresine daha iyi bakariz diye dusunduk, cunku bu adamlarin hic biri birsey bilmiyor. Adamin vitrininde Similan’a gider yaziyor ama adam Similan neresi bilmiyor seklinde sacmaliklara, daha dogrusu rahatliklara rastlamak cok mumkun. Bizim lazları aratmiyorlar saolsunlar! Surathani’ye vardigimizda saat 15.00’ti ve guide’lar bu saatten sonra herseyi kacirdigimizi soyledi. Inanmak istemedigim icin baya kastim. Jess pes edip Ko Samui’ye gitmek istedigini, Similan’a gitmeye degmeyecegini soyledi. Ben ise Lonely Planet’da okuduklarimizdan ve gordugumuz resimlerden dolayi Jess kadar kolay kopamadim. Iste bu noktada yollarimizi ayirmaya karar verdik. Phuket’ten bir sekil bulurum yolumu diyerekten oraya aldim biletimi. Jess de Ko Samui’ye. 15 dk sonra kalkti benim minibus. Bir yerde durdu ve iceri fransiz bir cocuk girdi. Nereye gidiyorsun dedigimde Ko Loak demesin mi? ‘iyi de oraya bu saatten sonra gidis yok dediler bana, yalvarmadigim kaldi adamlara, madem var ne diye soylemiyorlar’, Neyse’ Cok gecmeden Onun da dalmaya, Similan adalarina gittigini ogrendim. Phang Nga’a gittik ilk, ordan da lokal bir otobusle Koh Loak’a. Hemen ertesi gune dalma turu ayarlamaya gittik. Bir yerler anlattilar ki asiri heyecanliyim yarin icin. Sonra da kalacak yer baktik. Similan adalari toplam 9 adadan olusuyor ve sadece 2 tanesinde kalacak yer varmis. Fakat malesef onlar da o kadar doluymus ki inanmayip her giden, geri donmek zorunda kaliyormus. Ustelik ulasim ayarlamak da o kadar zormus ki, sadece dalma tekneleri adaya ugrarsa ve seni alirlarsa donebilirmissin. Yani diyelim sansa yer buldun, donusun hic bir zaman belli olmayacak. Bu yuzden Koh Loak’ta kaldim tabi. Burasi bile o kadar dolu ki, hayatimda ilk defa tuvaleti paylasimli bir yer tutmak durumunda kaldim. Hindistan baya yardimci olmus anlasilan ki, rahatsiz bile olmadim.

Biraz etrafta dolandik, dragon adli meyveyi denedim yummy.

Son aldigim ayakkabi paramparca oldugu icin ve yanimda yazlik baska da tasimadigim icin 3. vazifem, hemen ayakkabi bakmak oldu.  REWind- burayı bastan almam gerek!!: Antibakteriyal oldugu icin ve Turkiye’de olmadigindan, Amerika’dan canim arkadaslarim Beril ve Ariella sayesinde yolculuk gunumde gelen Teva marka ayakkabilar, malesef buyuk geldigi icin, son gun bantini kuculterek bir cozum urettigimi sanmistim. Goa’da citcitlari kopunca sadece agirlik olmaya baslayan ayakkabilarimin yerini, yeni asiri rahat bir cift ayakkabi almisti. Tayland’a kadar da bir daha cantamdan cikmadilar. Koh Lanta’ya kadar aslinda gayet de iyi gidiyordu hersey. Ama nedense birgun, ayakkabinin onu, zeminini terketmek istedi. Duzgun ayakkabi da bulamiyinca careyi ilk once seloteypte buldum. Islandikca dustugum komik haller, bir de ortadan ikiye ayrilinca, artik iki katina cikmisti. Köy gibi adalarda gezdigimizden, bu sefer hic ayakkabi bulamiyinca, bir yere zimbalattirmak durumunda kaldim. Bitti mi? Bitmedii, bir de onden 2 bant kopunca, yurume stilim degismek durumunda kaldi cunku her seferinde ayagimi yerden min 10cm kaldirmazsam, onden ayakkabi geri kivriliyordu. Cok eglendirdi bizi kendileri.

Uzun lafin kisasi, sonunda bir cift ayakkabi bulabildim Koh Loak’ta yuppie. Sehir de bir ise yariyormus megersem :)

————————————————

 SCUBA DIVING IN SIMILAN

25.02.2010

Tayland’in en iyi dalma merkeziymis burasi. LP eklemis ‘if not in the world!’. Gun icinde en fazla 2 kere daldirttiklarindan, sadece 2 yer gorebildim (West of Eden and Pecan Reef). Bence Maldivlerle kiyaslanamaz bile o ayri ama doga anaya tabi diyecek yok. deniz uzerindeki kayalar Jurrasik Park’i andiriyor. Deniz alti ise bambaska bir cenneti. Sansli baliklar, sadece hafiza bakimina benzesiyor olmamiz uzucu.

Aslinda doktor bana, hassas östaki borum ve dopdolu sinuslerim yuzunden dalmayi yasaklamisti. Cunku her dalis sonrasi 1 ay duyma yetimi yitiriyorum. Bende sadece cok ozel yerlerde dalmaya karar vermek durumunda kaldim  cunku bu spora asik otesiyim ve yapmamayi kabullenme zor geliyor! Denizin derinlerinde, sadece kendi nefes sesinle, mukemmel, uzay vari, akil almayici doganin icinde, sayisiz cesit balik, bocekle birlikte yuzmek, bence meditasyonlarin en zevklisi. En son dalisimi 7 sene once yapmistim. Neyin nerde nasil oldugunu tamamiyle unutmusum. Malesef kulaklarimi dengeleyemedigimden cok yavas da asagi inebildim. Bir de fotograf makinemi kaybettigimi sandigimdan (tupume dolanmis, sirtimdan cikti odumu koparan alet) body’mi istemeden 15dk bekletmisim. Bana 5dk gibi gelmisti. Hangimizin ki dogru acaba heh :s

Daldigim andan itibaren, unuttugumu bile unutup aktim, mukemmeldi. 20m derine indik. Saatlerce dolanmak istedim ama maalesef 1 saate yetti tuplerimiz. 5 dk gibi gecen bu saate uyuzum, istemiyorum cikmakkk. Maalesef instructor yukariyi isaret ediyor ve cikiyoruz. Sok! Firtina cikmis biz asagidayken. Boyumu asan dalgalar, tatli ve huzurlu bir kabus gibiydi. Uyanmak istemiyordum. Tekneye cikmak, koca tup arkamda, dalga boylari basimda olmasina ragmen hic zor olmadi. Heralde tuplerin cinsinden midir yoksa 2 aylik backpack deneyimimden midir emin degilim ama enteresan bir sekilde cok hafif ve aksine uzun sureliydi tupler. Eskiden taktigim zaman denize girene kadar dogrulamiyordum nerdeyse.

Aslinda 2. dalisimizi ‘elephant cave’ adli bir deniz alti doga harikasinda yapacaktik ama hava kosullari ve akinti yuzunden riskli bulundu. Onun yerine Pecan Reef’e gittik. Burasi da cok iyiydi goruldugu uzere…

Tekneyi tanitirlarken, ruhundan bahsettiler. Meditasyon yaptiklari, dua ettikleri bir yer varmis. Islak oldugumuzdan oraya giremedik ama fikri bile cok guzel degil mi?

Aksam yine civarda takilip, yemek yiyip gezdik. Yarina da James Bond adasinin turunu ayarladik. Aksamina da Ko Samui’ye dogru gitmeyi planliyorum. Zaten yol butun gece suruyor ve ertesi gun nese kaynagim Jenny geliyor yuppie. Ben yatar, iyi geceler.

———————————————————

 JAMES BOND ISLANDS TOUR

(26.02.2010)

Sabah 08.00’de otelden aldilar ve Phang Nga’ya kadar geri gittik otobusle. Ordan da bir long tail boat’a binip ilk once James Bond adalarinin yakinlarinda gezdirdiler bizi. Phang Nga national park diye geciyor burasi. Gorduklerimizden kesitler soyle:

Mountain duck

Viking Cave

icindeki cizimler 3000 yil onceden kalmaymis.

Kucuklugumuzde cizgi filmini seyrettigimiz hayatin, bir zamanlar gercekten varoldugunu gormek cok eglencelii

Talu island caves’lerin icine girdik. Benim icin gunun en eglenceli aniydi.

Kanoylasin ve basini sifir dereceye yakin yatirmazsan, magaranin parcalarina carpabilirsin!!

Magaranin icinde magaralar, onlarin icinde havuzcuklar, batakliklar..

yak kafasi

Vee James Bond island,

turistlerden gecilmeyen baska bir yer daha. Adi James Bond island ama filmle ilgili bir kagit bile yok. Onun yerine cesit cesit turistler, takilar..

Oglen yemegini Tum Pungchang’da yedik ve etrafi gezdik. Baan Ruan Thai diye geciyor sanirsam burasi.

Son olarak da Sleeping Buddha Temple’ini gezdik ve civarindaki maymunlari besledik.

Acikcasi, Tayland kulturunu daha fazla yasamak istiyorumm. Tamam, adalarda gezmek cok zevkli ve eglenceli ama ben kulturunu deneyimlemek istiyorummm. Neyse yakin gelecek icin diliyorum.

Tur bitimi otobus duragina gidip 15.00 Surathani biletimi aldim. 3 saat suren yol boyunca, televizyon sesi sonuna kadar acik olan bu otobuse, kulakliklarimin sesi maalesef yetisemedi. Vardigimda, Koh Samui’ye boat 23.00’de kalktigindan, butun sehirde bozulan bilgisayarimi halledebilmek icin bir elektronik dukkan aradim  ama husranla sonuclandi. Sadece bir yer varmis ki o da 18.00’de kapanmis uff puff. Enteresan bir sekilde elektronik baglantilarima birseyler oluyor. Cep telefonuna aldigim kart da birden yurtdisina kapandi ve 7/11’larin hic birinde duzgun ingilizce konusmayi bilen bir vatandas olmadigindan da halledemiyorum. Bilincalti bunu istedigime eminim ama dile getirmedigimi saniyordum. Evren direk ic sesimi duymus olsa gerek :)

Boat’un kalkisina kalan geri saatlerimi etrafi gozlemlemekle gecirdim. Cocuklar icin bir tiyatro oyunu vardi. Hem tiyatroyu hem de kulisini izleme firsatim oldu. Gercek bir tiyatroydu. Tiyatro esnasinda hersey renkli, civil civil ve makyaj doluydu ama arkada olanlar cok daha farkliydi. Oyuncular cocuklariyla gelmisler ve yaramazlik yapanlari delisiye dovuyorlardi.

Bindigim gece botu da unutamayacagim ayri bir sahneydi: tanimadigin bir suru insanlarla ayni yatagi paylasircasina yakinlikta uyumak mi dediiin, annecim hemen uyudum neyseki.

————————————————

KOH SAMUI

(27.02.2010)

Sabah teknenin yanasmasiyla da uyandim. Jess saolsun beni almasi icin bir araba yonlendirdi. Onu bekledim. Ama gece karanliginda yarim saat o iskelede tek basima olmak ne yalan biraz korkutucu bir deneyimdi. Insanlar geldiler, onume isediler!! ama neyseki gittiler. Otele (Koh Samui Native Resort and Spa – Mae Nam Beach’te) vardigimda, olanları unutmam an meselesi oldu, helal Jess’e muthis bir otel ayarlamis. Merkezden uzak ama sadece biz kaldigimizdan  havuzu da sadece bize kapatilmis gibiydi.

Ilk gun Chaweng beach’te takildik. Beach’e varmak icin restoranlarin veya resortlarin icinden geciyorsun. Keyifli..

Motorsiklet kiralamak ideal, yollar asfalt. Goa’dan sonra, ata binme kivamindan araba seyahatine terfi etmis gibiyiz.

Koh Samui de baya sehir olmus bir ada. Phuket kadar turistik nerdeyse ama en azindan daha shic, duzenli, temiz ve kaliteli. Jess’in benzetmesiyle, Phuket Bodrum – Koh Samui ise Cesme.

Aksam bir reggaebar’a gittik. Ustelik live konser vardi. Ancak grup Taylandliydi, dolayisiyla sarkilari ingilizce mi tayca mi soyluyorlar kesinlikle anlasilmiyordu. Komedi dans figurlerinin uzerine  bir de Bob Marley’i mezarindan hoplatabilecek a little bit of monica… Cocojambo, macerana’lar… hayiiiiiiiiiiiiiiiir

Bu hal ile eglenmeye calisirken bi cocuklar geldi yanimiza. Bir tanesi askerdi. Amerika’li. Afganistan’a gidecekmis yine. SIkmamaya calistim ama bir suru soru sordum. Insan oldurmesine ragmen isini cok seviyormus. Afganli insanlarin tesekkurleri herseye degermis. Disardan cok duygusal ve yumusak bir durusu vardi ama gorunusunun aksine her gun  insan olduruyor olmasi cok garibime gidiyor. Ailesinde hic asker olmamasina ragmen, tamamiyle kendi istegiyle askere gitmis ve hayatindan cok da memnunmus.

Saat 12 oldu ve Jess’i kocaman optum. Cunku yarin dogumgunu ve Jenny geliyor hurraheeey :)

———————————————-

(28.02.2010)

Koh Lanta’daki ilk sticky rice deneyimimizi hatirlar misin bilmem ama artik bu bize kriz olmus durumda. Sabah oglen aksam onu dusunuyor, onu ariyoruz. Sonunda Ninja Crepes denilen yerde, onu her meyveyle deneme firsatimiz da oldu. Yine de en iyisi mango diyebilirim. Kahvaltimizi zevkten ucarak ettikten sonra, Laem Yai Beach’e gittik. Chaweng daha iyiydi bence. Ardindan gunes batisini en kuzeydeki beach’te seyredecektik ki Jenny’den telefon geldi. Erkene ucak bulmus oldugunu ogrenince, hemen otele gidip onu beklemeye karar verdik. Gelince ten rengine soklugumdan durakladim resmen. Bu beyaz ten rengini unutmusum:s Sonra da onu kucaklamaktan bogdum sanirsam :)

Havuzdayken jenny ile guzel bir an yasadik: Koskocaman bir ay dogusu… ve manzarada baska kimse yoktu. Jen’e sordum, bu dunyada baska kim oldugunu nasil ispatlayabilirsin? Cevapsiz kalmasi yeterliydi.

Aksam Jess’in dogumgununu kutlamak icin shic bir restoranda yedik. Ardindan da etrafta gezindik. Gece cikmayi denedik ama yorgunluktan ve gece hayatina olan dusuk umudumuzdan dolayi odaya donmeyi tercih edip misil misil uyuduk. Happy birthday love, muthis otesi bi sene senin olur insallah…

———————————————————-

KOH PHANGAN

(01-10.03.2010)

Sadece 1 gunlugune gelmeyi planladigimiz bu adadan, her gun tarihi uzatarak 9 gun boyunca ayrilamadik. Tayland vizemiz bitmeseydi, daha cok gun kalacaga da benziyorduk acikcasi. Koh Phangan bizi de kopardi ve bizim gibi orada tanistigimiz herkes de ayni durumdaydi.

Mekan isimlerinden de anlasildigi uzere (free house, freedom bar, happiness restaurant,  hi life, woodstuck resort, amsterdam bar) ozgur bir ada burasi. Don’t worry be hippy :)

SUNSETS:

Hayatimin en guzel gunes batisini İbiza’da, Cafe Del Mar’in onunde, kayaliklara oturmus yuzlerce insanla birlikte izlerken oldugunu sanmistim. Denize batan gunesi, hep beraber coskuyla alkislamistik. Ardından da ates poileri sahneyi almisti.

Artik bu tahta cok yakin duran bir rakibi var. Hayatimda daha once hic gormedigim gunesin nefes kesen renkleri, manzaralar, hemen her gun de var!

Ayni anda hem gokyuzunde hem denize yansimasinda, turuncu, pembe, mor, turkuvaz, mavi, sari, kirmizi, somon, lacivert ve her biri baska karede ve bir suru katman halinde, ustuste, altalta, genis ve cristal clear, gokgusagindan ote nasil olabilir yarabbbim – Ko Phangan’da her gun boyle! I’m in love! We all are!

BEACH SCENE:

Kumlar bembeyaz, pudra sekeri kivaminda. Bazilarinda bir adet tas bile yok, mukemmmmel.

Ama denizler o kadar sig ki, denize girebilmek icin egilmek gerekiyor. Boya ulasmak icin baya yuzmek gerekiyor ya da. Ustelik su da sicak

ama O kumlarin, O manzara guzelliklerinin yaninda bahsetmeye bile degmeyen kucucuk ayrintilar olarak kaliyorlar.

MALIBU BEACH

Iste bir adet bile tasi olmayan, cennet otesi pudra sekeri sahil burasi. Denize dogru giderken aradan gecen nehir, bembeyaz kumlarin arasinda kocaman bir gulus yaratiyor. Ustelik tenha da.. henuz kesfedilmemis gibi.. Reggae muzik esliginde hamakta kitap okumak, ayaklarin pamuk ustunde gezmesi, nereye baksan ruhunu oksayan manzaralar yummyyyyy

 KOH MAO ISLAND (04.03)

Buraya snorkeling’e gittik Jen’le. Akvaryum baliklari sudan hic cikma diyordu bize. Jen, Nemo gordu diye yuzmekten ucmaya gecti, cok eglenceliydi.

BOTTLE BEACH (06.03)

Karadan girisin olmadigi, sadece longtail boat ile gidebildigin bu cennet parcasinda, yine bir adet tas bulmak mumkun degil. Kum burda da pudra sekeri, ustelik kayalar da sanki tas dervinden kalma. Bir yummy de burayaa :)

Kahvalti ettigimiz mekanda tanistigimiz insanlar, min 15 yildir her sene buraya geliyorlar. Dunyanin en guzel meyvelerini ve sularini icerken, oyunlar oynuyor, muhabbet ediyorlar. Dun aksam bilgi yarismasi yapmislar mesela. Cok guzel bir grup olmus aralarinda.

AO THANG NAI PAN BEACH

Burasi da mukemmelllll. Kelimeler yetmiyor her birini anlatmaya, mutsuzum aciz kaldigim icin. Pudra sekeri kum, burda da hakim. Diger sahillerden daha pahali cunku resortlar sahiplenmis bu sahili.

Chalok Lam ve Mae Haad Beach – digerlerinden sonra begenimizi pek kazanamadi. O yuzden sadece bakip ciktik.

Haad Son & Haad Yao Beach:

Zaten otelimiz burda oldugu icin, gunu baska bir yerde gecirsek bile, sonunda buraya mutlaka ugradik. 2 aydir ilk defa evim gibi hissettigim Haad Yao Resort’un restoranindaydik butun hafta. Genelde yemeklerimizi de hep burda yedik. Lonely Planet onerisi olan Tantawan’da da yemek basariliydi ama garsonlardan neredeyse dayak da yedik. Absolute da hic fena degildi.

Tayland’a genel olarak gunes isinlari o kadar direct geliyor ki, golgede oturmak bile cok kolay olmuyor. O yuzden ben burda deniz dus golge dus golge deniz dus golge kombinasyonundaydim surekli.

ACCOMODATION:

Ilk 2 gun internetten bulup telefonla ayarladigim Haad Son Resort’da kaldik. Hizli boatla geldigimiz marinadan da bizi aldiklari icin ve yer olarak cok temiz ve duzgun bir yer oldugu icin, hayatimizdan memnunduk. Etrafi biraz daha tanidiktan sonra 800 baht’a hem de klimali, 3 kisilik bir oda bulduktan sonra Sunset Bungalows’a gectik. Burdan da cok memnun kaldik.

BREAKFAST:

Yummyyyyyyyyyyyyyyyy turk peyniri finallyyyyyyyyyyyyyyyyyy. Annelerimiz ve Jenny saolsun gelen 1,5 kilo peyniri bir haftada talan ettik walla. Malum elma yer gibi yiyoruz nerdeyse peyniri. Of ne ozlemisim yaaa.

Sunset (07.04) – Thong Sala’ya gittigimiz bir gun burada kahvalti ettik. Muthis huzurlu bir yer burasi da. Bungalow’lar, hamaklar, onunde deniz ve sessizlik… Eger Thong Sala’da kalmak isterseniz mutlaka oneririm burayi. Israelli hamile bir kadin ve Fransiz kocasi isletiyor burayi. O kadar mukemmel olmasina ragmen cocugunu burada buyutmek istemiyormus tatli kiz ama fransiz kocasi burayi cok sevdiginden razi oluyormus.

NIGHT SCENE:

Bu ada, ayın her halini party yapmis – Full moon / half moon / new moon / moon set / black moon PARTY – her biri adanin farkli bir yerinde..

FULL MOON PARTY (01.03) – Jess’le Goa tecrubemizden dolayi, beklentilerimizi baya eksilere indirmistik. Iyi de olmus. Denize iseyenler, ayyaslar, ayilip bayilanlar, denize atilmis siseler, bardaklar ve kusmuklar – dejenereligin resmi cizilmis sanki. fakat fosforik vucut boyalari gorulmeye degerdi. Had Rin Beach’te yapilan bu party’i gordukten sonra, buraya denize gelmemeye kesin kararimizi da verdik tabi. Maalesef yaslandigimi bir kere daha hissettim burada. Cok fazla kalamadan donduk otelimize ve misil misil uyuduk. Muzik yuzunden dalistan beri sag kulagimin hala duymadigina nerdeyse sevinecektim.

MOON SET PARTY (04.03) – Pirates bar’daydi. Yine butun gece psychedelic trance caldi. Daha cok bize goreydi cunku en azindan dejenerelik yok denecek kadar azdi. Sadece bir herif sarhosluktan surekli yerlere dusup duruyordu, cok komikti. Sonra da kayboldu ve arkadaslari sabaha kadar onu aradilar. Umarim iyidir cunku sonra ne oldu bilmiyoruz.

Bu arada benim de ayakkabilarim calindi!!! Kumlari hissederek dans etmek icin kenara birakmistim gece basinda. Gece sonunda kendisinden bir iz bile kalmamisti. Anlamadim gitti bu ayakkabilardan cektigim durumu. Adalarda trekking ayakkabisi ile dolasamiyacagima gore, saolsun Jen bana yedek ayabbasini verdi. Bir daha ayakkabi bulana kadar da onu kullanacagim anlasilan.

HALF MOON PARTY (08.03) – Full moon party’sinin renklerine cok benziyor ve fakat ormanin ortasinda!!!. O yuzden ekstra enteresan. Eminim cok yorgun olmasak sabaha kadar kalirdik 15 yas ortalamasini takmayarak ama 3 yasli kadin dayanamadik maalesef. Donus yolunda arabada panda gibi oldugum yerde uyuyakaldim resmen ayakta ve dusmek uzereyken uyanmak hayatimin en kotu uyanisi olsa da eglenceli korkulardandi :)

MARKET SCENE – Goa kadar canli bir market olmasa da lokal yemekleri envai cesitte, hem ucuz hem de muthis lezzetli

Peki ya bu standa ne demeli?  kullanilmis ayakkabilarin, icinde kullanilmis coraplariyla birlikte satilmasina nasil bir aciklama gelebilir ki? Kultur soklarina bi ekleme daha! Bu coraplardan da ne malzeme cikarir Sunil’in arkadasi iygghhhk :s

Koh Mook’ta sabah aksam dinledigimiz unlu Thay reggae grubunun konseri de cikmasin mi karsimiza, cocuklar gibi sendik. Tek secenek olmasi bir etkenmidir bilmem ama reggae muzige tekrar asik oldum burda.

———————————————————————

BANGKOK

(09-11.03.2010)

9’u sabahi yola ciktik. 10’unda sabaha dogru Bangkok’a vardik.

Kaziklamak icin can atan taksiler hemen uzerimize atladi. Bir tanesine binip turist information’a gittik ve otelimizi ayarladik (Tangpoon – no 1006). (Vietnam vizesi burda uzun surdugunden Kambocya’ya gitmeye karar verdik ilk.) Sonra da otele donup biraz dinlendik.

Sonunda bilgisayarimi yaptirmak uzere bir alisveris merkezine gittik. Dogu is hani’nin cok daha gelismisi diyim sana. Ve 40dkya halloldu cok sukur.

Biz de bu arada kahvaltimizi ettik. Sticky rice slapslup.

5dk mesafede olan Platinium alisveris merkezine gittik. Toptancilar haliyle fiyatlar cok makuldu.

Eksiklerimizi tamamlayip China Town’a gittik. Taksici bile gitmeyin demisti ama biz kendi gozumuzle gormek istedik. iyi halt ettik. Kalabalik ve Bangkok’dan daha pisti.

Garin oraya gidip hem Kambocya otobus biletlerimizi hem de oglen yemegimizi hallettik.

Malesef aksam Jenny’e bye dedikten sonra (Jen again thnx for bringing joy, happiness and laughter into our lives. Had a perfect week cnm sayende, hope 2cu soooon) biraz etrafta dolandik ve odada takildik. Sahsen hic uyumadim ki yarin butun gun otobuste uyuyabileyim. Yarin Kambocya’da olacagimiza inanamiyorum. Sinir kapisindan yuruyerek geciyor olacagiz. O inandirtir heralde :)

TIPS

–          Her yerde oldugu gibi burada da kultur noktalarina dikkat etmek lazim tabi

–          Cok rahat bir millet burasi. Dolayisiyla, program yaparken saatleri fazla ciddiye alma. Evdeki saat carsiya uymayabiliyor.

–          Accommodation, transportation vs icin mutlaka (her yerde oldugu gibi) bir kac yerden fiyat almakta fayda var. Ornegin, Ko Phangan’dan Bangkok’a gecmek icin ilk tourist information’a sordugumuzda 3.500 baht cekmislerdi. Sonunda 750 bahta en kolay ve hizli yoldan geldik.

–          Pazarlik yapiliyor. Zaten her para sordugunuzda bir hesap makinesi cikiyor piyasaya ve ‘what is your last price’ ile baslayan muhabbetler, farkli yerlerde farkli noktalara gittigi icin bir ortalama yapamiyorum.

–          Kiyafet denersen, beden attin diye korkma ya da ayakkabi numaran buyudu sanma, burda dogal

–          Bazi oteller dus boylarini da kendilerine gore ayarladiklarindan, kafani yikamak icin egilmen gerekebilir. Sebep ayni olmasa da denize girmek icin egilmen gerektigi gibi.

–          Sokaktan yemek yemenin burada hic bir sakincasi yok. Hem cebinize hem damaginiza bayram.

–          Hayatimda yedigim en lezzetli meyveleri yedim, siddetle her birini denemenizi oneririm.

–          Eger kultur gormek ve gercek Tayland’i yasamak istiyorsan, kuzeyi gezmen gerekiyor. Adalar sadece tatil yapmaya yariyor. Zaten bu yuzden Kambocya – Vietnam – Laos turumuzu tamamladiktan sonra Tayland’in kuzey kismina da vakit ayirmaya karar verdik cunku buranin kulturunu hic yasayamadik. Giden insanlardan duydugumuz kadariyla, oranin guzellikleri de bambaskaymis. Daha fazla monk gorebilmenin yanisira (kikikki) sokaklarda dolasan fillere rastliyormussun, ve yine maymunlar.

myself

Surekli ‘take me in’ diye bagiriyor icim dogaya, cevreye, kulture. Kitabim yeni bittigi icin yeni kitap arayisindaydim ta ki Koh Samui’de bir bookazine’de ‘alchemist’e – simyaci’ya rastlayana kadar. En son kucukken okumustum, hic bir sey hatirlamamak guzel geldi ilk defa. Megersem ‘simdi’ daha dogru bir zamanmis bu guzel ruh yemegi icin. Icindeyim hala kendisinin. Satir aralarini biriyle konusmak icin oluyorum, bu yuzdendir ki Jess’in bitirmesini sabirsizlikla bekliyorum. Neyse, diyecegim sudur ki evrensel dile asik otesiyim bu aralar. Onu anlamak, deneyimlemek istiyorum. Kuslarin, horozlarin notalarini, kelebeklerin, kartallarin rotalarini, maymunlarin, baliklarin modlarini hissetmek, agaclarin dinginligini, ruzgarin esisini, daglarin durusunu, dalgalarin akisini, gunesin gucunu, gelgitlerin esrarengizligini, yildizlarin gecmisi yansitmasini… icimde de yasamak istiyorum.  Animizm olsun, vitalizm olsun, taoizm olsun aralarinda kaybolmak, kabilelerle, monklarla bir sure vakit gecirmek istiyorum. En cok da gonulluluk yapmak icin atiyor kalbim. Bunlari dusluyor, dusunuyor, ucuyorum. Kendimi bunlarla beslemek istiyorum. Ve yasadigim her an icin sonsuz sukrediyorum.

19-25.03.2010 / VISA CRISIS / DEJAVU

Oldum olasi zaten kilim bu vize olaylarina. ‘Dunya hepimizin degil mi kardesim, kim bana ne hakla karisiyor bir dunya topragini gormek icin’ diye dusunurdum hep, rasyonellikten uzak.
Bugun o cocuk dusuncem tavan yapti. Sucum ne? dunyayi tanimak, gormek istemek mi? turk pasaportu mu? ya ne?

Yol’a cikmadan once, tum vizelerimi halletmeye calistigim gibi, Vietnam icin de ugrasmistim. Ancak vize tarihini basvurdugun gun baslattiklarindan ve sadece 2 hafta sure tanidiklarindan, bize uymamisti. Mecburen Yol’da denemeye karar vermistik.
(19.03.10 Friday from Phnom Penh) Vietnam vizesine ilk once Phnom Penh’den basvurmayi denedik. Konsolosluktaki kadin Turk pasaportumuz oldugundan zorlanacagimizi soyledi. Tur almamizi onerdi ama yarim gunluk tur bile ucmus fiyatlarda oldugu icin kabul etmedik. Yine de sansimizi deneyelim istedik ve basvurduk. Ogledensonra vizemizi alma umuduyla gittigimizde, alamadigimizi gorduk. Moral bozmadik, yolumuza devam ettik –
(22.03.10 Monday from Shinoukville) Vietnam vizesinin Shinoukville’den cok rahat alindigini duymustuk (Daha once Shinoukville’deyken Vietnam vizesi ile ilgili bilgi almistik ancak basvurmamistik cunku Laos’un vizeyi ileri bir tarihe verip veremiyeceginden emin degildik. Eger Turkiye’deki gibi vizeyi verdikleri gunden baslatiyorlarsa, gunlerimiz yanacak, yetisemiyecektik. Ordaki kimse de bunu bilmiyordu. Phnom Penh’deyken onu da ogrendik – yani Laos vizesini ileri bir tarihe alabiliyormusuz. Bu yuzden Vietnam’i denemeye devam ettik. Ustelik Phnom Penh konsoloslugundaki kadin ‘ben bilmem isterseniz deneyin’ demisti. Yani bugun oldugu gibi olumsuz konusmamisti. Umudumuz yerindeydi). Hem haftasonu da gelmisti, Phnom Penh’de yapacaklarimizi bitirdigimizden de, bir sahil sehri olan Shinoukville’e geri donelim dedik. Donduk ve hemen ertesi gun basvurduk. Ogledensonra vizemizi alma umuduyla acentaya gittik ama yine alamadan donduk.
(23.03.10 Tuesday from Phnom Penh) ‘O zaman Laos’tan almaya calisiriz Vietnam vizesini’ dedik ve yilmadan yolumuza devam ettik. Tekrar Phnom Phen’e donup (bu arada bu gel-gitlerin her biri 5 saat igrenc bir otobus yolu grrrr) Laos vizesine basvurduk. Yine Turk pasaportumuzu goren vizeciler, bize bir kagit cikardilar. Bu kagitta Afganistan, Turkiye gibi sadece bir kac ulke ismi yaziyordu ve ‘ministry of foreign affairs’den yazili izin almamiz gerektigi soyleniyordu. ‘O kim, ne alaka ve neden ondan izin almamiz gerekiyor’ gibi sorulari elbette adama soramadim ama baya bir cirpindim ‘Pasaportumuzda nerdeyse her ulkeden ve cogundan 10 senelik vizelerimiz var. Turkiye’de isimiz, gucumuz, paramiz var. Sadece 2 hafta ziyaret edip gidecegiz, biz iyi vatandaslariz, niye degerlendirmiyorsunuz dirdirdirdirdir…’ ama adam pasaportu eline almadi bile, birakin icine bakmayi. Sanki eli yanacak, eline yapisacak tobe tobe ya.. Bu insanlar icin sadece lacivert kapli bir defter olmamiz ne kadar aci. Ben o degilim. Ben Vanessa’yim ve ulkene kotu birsey yapmayacagim. Tam tersine gezip gorup, guzel anlar yasayip, turizmine katki sagliyacagim. Ustelik ulkeni ulkeme anlatip, sana daha fazla turist de saglayacagim. Neden beni sadece bi lacivert kap olacak goruyorsun. Ben o diilimmm.
(25.03.10 Thursday from Bangkok) Bu durumda son care – Bangkok’dan deneyecektik. Sapur supur cignedigi cikleti balon yapip  patlatarak, nerdeyse bikinileriyle gelen Kanada’lilar ‘hey guys we want to have a visa for your country’ deyip aninda vize alabiliyorken, bizim neyimiz eksik grrr? Aglamakla kalmicam cildiricammm. Uzun zamandir hayalini kurdugum bu topraklara neden ayak basamiyoruz bi turlu? Butun bu zaman zarfini (Shinoukville – Phnom Penh – Shinoukville – Phnom Penh) ‘acaba birseyleri eksik mi yaptik, her iste bir hayir varsa neyi goremiyoruz’ diye kafa patlatarak nerdeyse birbirimizle hic konusmayip etrafta bir isaretler arayarak gecirdik. Ama bulamadik. Heralde bir yerde cikacak hayri, beklemedeyiz :)
Ertesi gun Bangkok’a gittik otobusle. 14 saat. Bu da bahsetmek istemedigim ayri bir iskenceydi. Neyseki Kambocya siniri kadar zor degildi Tayland’a gecis. Sabah erkenden uyanip kahvalti bile etmeden ilk once Vietnam konsolosluguna gittik. Yine ayni ‘ministry of affairs’ kagidi, yine ayni uslup! Peki dedik, gittik Laos konsolosluguna. Ve yine ayni kagit, yine ayni uslup!!! kcutkhgcmbklijhrzxjrdj!!! Bir hisimla Turk konsoloslugunu aradim ve ordaki kadina durumu aktardim. Turist oldugumuz icin alamadigimizi soyledi. Yahu ne alakasi var, o bikinili cikletli kanadalilar nasil aldi o zaman. Tabiki de hic birsey bilmiyordu, hatta benden bilgi almaya calisinca kontorlerimle birlikte kontagim da atmak uzereydi ki telefonu kapadim.
Kabullenmenin ne kadar onemli ve gerekli oldugunun bilincindeyim. Ama zorlandigimi itiraf etmem gerekir. O cocuk dusuncemin de, onunla birlesen isyanimin da, Laos ve Vietnam’i gorme arzumun da dinmesini beklerken, zaten daha onceden Tayland’in kuzeyini yapmaya karar verdigimizden, bu geceyi burada, Bangkok’da gecirip yarin Chang Mai’ya gitmek uzere biletlerimizi aliyoruz.

24-25.03.2010 BANGKOK

Geldik yine cok sevgili Tayland’a.

Kucuk vucutlu Taylar saolsunlar, Alice’in buyudugu andasin. Kirmizi kart askerlerin yerini pembe fularli polisler almis, pembe taksiler de kalkanlari..

Manzarayi bozan, secim bayraklari, her yerdeler sari kirmizi. Ortalik da baya karismis durumda. Muthis itici geliyor. 1 gece kaliyoruz, ertesi gun vizeye basvurup ayriliyoruz Bangkok’dan.

Kaldigimiz sokak gorulmeye degenlerden! Bangkok’un mini bir ozeti gibi:

KHAO SAN ROAD:

(26-28,31.03+01-04.2010) CHIANG MAI

Bangkok – Chiang Mai otobus seferimiz 12 saat surdu. Neyseki aksam otobusuydu ve koltuklarimiz rahatti. Tek rahatsiz eden klimanin sonuna kadar acik olmasi ve kapatilamamasiydi – 10Usd.

Streets of Chiang Mai

——————————————————–

Street food of Chiang Mai


——————————————————-

Market of Chiang Mai




—————————————————

venividivici

(27.03.2010) – TEMPLE HOPPING:


Wat Lam Chang Temple

Bugun ‘uzun yasam’ icin dua gunuymus. Gorevli olan monklar,ziyarete gelen hasta monklar veya insanlar icin dua ediyorlar.

Wat Chiang Man

burada yapilan ilk tapinakmis (1297 yilinda yapilmis).

————————————————————

31.03-01.04.2010 2 DAY TRIBE TREKKING TOUR:

2 gun suren bu tur icin cok heyecanliydim cunku hayallerimden birini daha gerceklestirecektim. Kabilelerle tanisacaktim ve hayatlarinin icine girecektim!!!


Ilk gun, 5 saat ormanin ortasinda trekking yaptik. Sarkilar soyluyorduk ama benim icin zorlugunu hic dindirmiyordu sanki. Daglari tirmanirken, etrafimdaki guzellikler bile vucudumun aci ile kivranmasindan dolayi o kadar guzel gelemedi pff kondusyonumun yeterli olmamasi ne kotu. Dagdan asagi inerken ayaklarim, ayaklarini kucultmek icin sikistiran Cinli kadinlardan farksiz hale geldi. Yolun sonunda bir de selale gorduk ki, o da kucuklugunden dolayi odul bile degildi. Sadece yanimizda getirdigimiz sabunlarla yikanmamiza yaradi.

Ama her seyin iyi tarafi da var tabi, Bizimle birlikte trekkinge gelen zavalli Koreli cift balayindaymis. Sahsen bari balayinda olmadigim icin mutluydum :p

Hayvan seslerinin her dilde farkli sesler oldugunu biliyor muydun? Ben bilmiyordum. Yagmur ormanlarindan cikan sesler bize ilham oldukca, Ingilizce, Korece ve Turkce bildigimiz tum hayvan seslerini dogaya ekledik, cok gulduk.

Kabilelerle tanisma/yasama hayalim ise kesinlikle sonraya kaldi. Bunu hayatta saymam. Sadece su icmek icin 5dk soluklandigimiz yerde aslinda bir kabile ziyareti yaptigimizi bile bize yemek sonrasi soyleyen tur rehberimizden tum gun aldigim bilgiler soyle:

  • LISU KABILESI (oglen yemek yedigimiz ve whisky denedigimiz kabile – sadece bir kadin gorduk o kadar) – Tibet gocmenleri. Kimlikleri olmayan bu kabilenin bireyleri Jungle spirit’e inaniyor. (Ki bence kastedilen ‘animisim’. Sordum ama rehberin bu terimden haberi yok.) Lisu erkeklerinin 7 adet karisi olmasi gerekiyor. Her birini 7.000’er bahta (220usd) aliyor. Ama eger 30 yasina kadar 7 adet esini tamamlayamazsa, hepsinden de bosanmasi gerekiyor!!. Farkedildigi uzere burda onemli olan rakkam ‘7’ – Ormanlarin ruhu boyle buyururmus. Bu arada es eger alindiktan sonra, kocasini istemiyorsa, 7.000 bahtini geri verip kocasini bosayabiliyor. Bosanan kadin sonra istenilirse de daha ucuza alinabiliyor.


  • LAHU KABILESI (trekking arasi su icmek icin 5dk soluklandigimiz kabile) – Burma gocmeni olan bu kabilenin de kimligi yok ve yine ‘jungle spirit’e inaniyorlar. Evlenme yaslari erkek icin 14, kiz icin 13! Dogurduklari bir suru cocugun yemegi cok pahali geldiginden, tek ogun yemek yiyorlar!!. Cok fakir olduklarindan bagisla destek alan bu kabilenin basta ayakkabilari vs hicbirseyleri yokmus. Thaylilar yardim etmis. Lahu erkekleri, eslerini sadece 500 (15 usd) bahta satin aliyor. Parasi yoksa 100 baht depozit de kabul goruyor. Evlenirken orman ruhuna 2 tavuk ve 2 bardak whisky kurban eden bu kabilenin cok komik de bir hikayesini anlatti tur rehberimiz. Kabilede cok fazla cocuk dogdugundan, Thaylilar yardimci olmak icin bu kabileye egitime gitmis ve korunmalari icin prezervatif verip, ogretirken uygulamayi bas parmaklariyla gostermisler. Aylar sonra kontrole gittiklerinde gormusler ki hicbirsey degismemis. Nedenini daha sonra anlamislar. Bunlar da aynen gosterildigi gibi bas parmaklarina takip iliskiye giriyorlarmis :) Bizim Temel de bu kabileden mi acaba?
  • KAREN KABILESI (gece kaldigimiz yer) – tur rehberimiz de bu kabileden. Ciftler evlendikten sonra 2 yil boyunca hic iliskiye girmezlermis!!! Sadece birbirlerine bakmalari gerekiyor ve ancak bu iste basarili olurlarsa, iliskiye girmeye hak kazaniyorlar!!. Bu kabile de ‘jungle spirit’e inaniyor ve yine kimlikleri yok.

Aksam yemeginde ‘moonshine’ dedikleri pirinc sarabini denedik. Bhutan’da denedigimizden cok daha sertti.

Bunun disinda, turumuzdaki Koreliler ve Kore’de yasayanlar sayesinde, Kore kulturunu de hafiften tanimis olduk: Jess’in tabagindan yiyen Kore’li, yeni evli Sony ile basladi zaten sohbetimiz. Herseyi paylasirlarmis (bu paylasma olayini cok seviyorum, bir de Asya kulturune ait olan, herseyi 2 elle uzatma gelenegine de bayiliyorum ve bundan sonra hep kullanmayi umuyorum!). Konusurlarken, kelimelere duygu kattiklarindan, dillerinden birsey anlamasan bile, bazen cikan seslerden korkabiliyorsun. Kadinlar cok daha yumusak konusuyor ama erkekler ‘merhaba’ derken bile, dovecekmis gibi ses cikariyor – erkekliklerini gostermek icinmis. Bana en ilginc geleni, Kore’de yasinin uzerine 2 yil daha eklemen gerektigi. Dogdugun anda 1 yasinda sayiliyorsun. Diyelim aralik ayinda dogdun, ocak ayinda 2 yasinda bile oluyorsun!. Sabah, oglen, aksam et yeniyor. Vejeteryanlara da cok garip bakiyorlar, hatta uzayli veya hasta gibi. Askerlik zorunlu ama eger ailenin tek erkek cocugu varsa, askerlikten muaf birakilabiliyor. Cok daha garibi – vucudunun %50’den fazlasi dovme ile doluysa da askerlige alinmiyor cunku korkarlarmis!!! Yasca buyuk insanlara o kadar buyuk bir saygi var ki, diyelim trafikte yasli bir adam bir yanlis yapti, eger polis ondan gencse birsey yapamiyor gibi gibi..

Yatmadan once biraz oyun oynadik. Aksam oldugunda yattigimiz yer gorulmeye degerdi:


Col havasi gibi sabahlari cok sicak, aksamlari ise cok soguk..


Ertesi gun recelli ekmek kahvaltimizdan sonra, gune filin uzerinde basladik!!

Bir filin uzerine 4 kisi bindigimizden, birimiz filin boynuna binmeye hak kazandi!! Koreliler istemedigi icin bu sansli kisiler Jess ve ben olduk. Cok eglenceliii. O yurudukce saga sola kiritiyorsun sen de. En zevklisi de kulaklarini geriye atip seni sıkıca tutmasi oluyor. Tabi tutmak icin mi yapiyor bilmiyorum ama oksarken elime koca killari batsa da yol boyunca onu oksadim, cok sevdim O’nu ben :) Bir de yaninda cocugu vardi. Surekli oyun oynamak istedigi icin su gordugu anda duruyor, icinde taklalar atiyordu. Annesi de bu arada agaclari yiyordu. Dolayisiyla yolculugumuz beklenilenden daha uzun surdu, ben de uctum laylaylommmm.

Ardindan bambu rafting yaptik. Gerci rafting demeye bin sahit, bamboo pushing demek daha dogru olur heralde. Nehirde fazla su olmadigindan, bambularla ittirerek Yol aliyorduk.


Baya da guc sarfetmemiz gerekiyordu. Bu iki gunu resmen ‘wipeout’ gibi gecirdik. Bu esnada hayatimda gormedigim renklerde (turkuvaz, pembe, kirmizi, yesil, mavi, mor…) yusufcuklar da gordum.

LONG NECK TRIBE

Ogledensonra ise meshur ‘long neck’ kabilesine goturduler bizi.

long neck 6

Maalesef o kadar commercial bir yerdi ki, sadece standlarda yaptiklarini satanlari gorebildik. Kimisi cep telefonunda bile konusuyordu ki kabile insanlarinin hic boyle birsey yaptigini sanmiyorum.

Ne yasadiklari yerleri, ne de yasayis tarzlarini ogrenebildik. Ingilizce konusanlardan aldigimiz kisa bilgiler ise soyle: 5 yasina geldikten sonra takiyorlar bu kolyeleri.

long neck 3

Taktigimizda ne kadar agir oldugunu hissedebildik.


Genelde 55 yasina kadar yasiyorlar.

long neck 5

En fazla kolye adedi 27. Boyunlarindan bu kolyeleri cikardiklari zaman, boyun kaslari baya bir zedelendiginden boyunlarini tutamadigini duymustum ama gosterdikleri resimlere bakilirsa hicbirsey olmuyor.


Pek mutlu gozukmuyorlar da. Zaten kabile hayati yasiyor gibi de degiller hic. Bir kac kisi bu kolyeleri takmiyor bile. Tur rehberimize gore haftasonu dogduklarindanmis, tatil gunu sayildigi icinmis.

long neck 2

Bu bilgiler bana yetmedigi icin biraz da internetten baktim: aslinda kendilerine long neck denilmesinden hic haz etmiyorlarmis. ‘Kayan’mis asil adlari. Burma gocmenleriymis. Zamaninda kole olmamak icin daha itici olmak adina yapiyorlarmis bu boyun uzatma gelenegini. Baska antropolojistlerin diger bir yorumu da bunun tam tersi – yani daha cekici olmak adina yapiyorlarmis. Kimisi de dragona benzemek adina yapiyormus. Onlara sordugumuzda ise aldigimiz cevap ‘geleneklerini devam ettirmek’ oluyor.


Benim icin bu tur biraz hayalkirikligi ile sonuclandi ama elbetteki hic yoktan daha iyi. Beklentilerimin de sucu var tabi.

neeeeyyyy

king and liz

03.04.2010 Jungle Swing and Jungle Jump:

Chiang Mai’in odul almis bu aktivitesini 2 ayri firma yaptiriyor. Rekabetin gucunden yararlanarak ucuz olani sectik hem yerel insanlara kazandirmak, hem de pahali olanin sadece 20 atlayisi oldugu icin. Ustelik Yeni Zellandalilarinki daha guvenli gibi sanilsa da Taylandlilarin yaptirdiginda 2 ip kullaniliyor. Yagmur ormanlarinin ortasinda, buddhistler icin kutsal olan bir Yang agacindan digerine, toplam 33 adet tarzanlik yaptik. Maymunculuk cok eglenceliii.

Tayland’in 5. buyuk dagi olan Doi Lungka etrafindaydik hep. Ilk atlayis oncesi heyecanliydi ama bir kac tanesinden sonra olayi daha eglenceli hale getirmek icin kendimizce akrobasiler yapmaya basladik.

IMG_8684 (Medium)

IMG_8691 (Medium)

En uzunu 300m olan ve en yuksegi de 50m olan bu yollarda, ara ara ellerimizi birakiyorduk, ara ara supermen durusu ile ucuyorduk. 4 adet de agacin tepesinden asagisina attilar bizi.


Ardindan Khamu adli koyde, geleneksel Tay yemegimizi yedik. Her ne kadar saat 15.30’a kadar bizi ac birakmis olsalar da yaptigim icin memnun oldugum baska bir tur daha :) Manzaranin yukaridan cok daha guzel oldugunu garanti edebilirim.

Our Accomodation:

Otobuste tanistigimiz insanlarla nasil olduysa hepimiz ayni guesthouse’a gidiyorduk – JULIES (room no 205). Bu populer yere yurume mesafesi oldugumuz soylendi. Sirtimdaki gulleye ragmen, ‘acaba kim ilk varacak, kim yer varsa kapacak, disarda kalan olacak mi?’ endiseleri, yuruyus tempomuzu hizlandiriyordu. Neyseki hepimize yetecek yer vardi. Burasi lonely planet ve wom sayesinde acayip is yapiyor anlasilan. Her odanin ayri bir defteri var ve ortak buzdolabindan ne alirsan oraya yaziyorsun. Cikarken de defteri gosterip toplu odeme yapiyorsun. Hem giris katinda, hem de cati katinda takilinabilecek alanlar var. Populer olmasinin en buyuk sebebi insanlarin buralarda sosyallesebilmesi.

Pai sonrasi ise ‘Nice Place 2’de kaldik (room no 206). Buranin sosyallesme alani ise havuzu. Her ikisinde de odedigimiz bedel adam basi ayniydi – 3usd.

Food:

Dada cafe adli cok guzel ustelik wifi’li bir yer bulduk ve nerdeyse 3 ogunumuzu de orda yedik. Bir de ilk gun Aum adli bir restoran’da yedik ki, oranin yemekleri de cok guzeldi. Gayet shic restoranlar olmasina ragmen genelde maksimum 5usd ile yemegi kotariyorduk.

Tekrar tesekkurler Chiang Mai :)

v’stateoffriends:

Malesef hayal ettigim kadar monk ve fil goremedim yollarda ama buranin bana verdigi en guzel hediye tanistigimiz insanlar oldu:

Liz (kirmizi pantalonlu) ve Young (sari tshirtlu) – yuppiiiee cok sevdim onlari. Tam da ‘bir kiz arkadasla tanismak istiyorum’ diye dusundugum zamanlar karsima cikan bu 2 tatli otesi kizi tanidigim icin cok mutluyum. Liz, aslinda Amerika’da dogmus ancak 2 senedir Kore’de ingilizce ogretmenligi yapiyor. Young’la da orda tanismis zaten ve o gunden itibaren bir daha ayrilmamislar. Tanistigimiz gun, aylar once Koh Phangan’da bir yoga okuluna basvurdugunu, cevabin aslinda coktan gelmesi gerektigini ama gelmediginden dolayi umitsizlige kapilmak uzere oldugunu soylemisti. Koh Phangan favori adamiz oldugu icin, bunu onun adina cok istemistim. Tabikide benimle yakindan uzaktan alakasi yok olayin ama ayni aksama onay mailini almis olmasina sanki onun kadar sevindim. Young ise Kore’li catlak bir melek. Hayat dolu, nese sacan, civil civil, bicir bicir, kipir kipir bir deli :)

Issak (yesil tshirtlu) – O da cok enerji dolu bir insan. Burclardan anladigim icin degil ama kendi burcumu bildigim icin ne zaman karsimdakinin ikizler oldugunu hissetsem, sorarim ve genelde de tutar. Issakda da oldugu gibi.

Ben ve Chris – Gerci sadece Chang Mai’in ilk gunlerinde beraber vakit gecirdigimiz bu cocuklar 18 yasinda. Ben gecelerin, Chris ise gunduzlerin adami. Sanirsam onlar da kendi iclerinde bir ying yang.

Phil – Young’in sevgilisi. Aramiza daha sonra katildi. Tam bir centilmen. Young’i da ne guzel ki cok seviyor. Dilerim beraber sadece mutlu olurlar. O da Kore’de ingilizce ogretmenligi yapiyor ve kizlarla boyle tanismis.

Jason ve Sokhet (masanin diger ucundakiler) – Bu cift Issak’in Hindistan’da tanistigi sagir ve dilsiz arkadaslari. Issak’in hem annesi hem de babasi sagir oldugu icin isaret dilini cok iyi konusuyor. (‘Issak konusmayi nasil ogrendi’ derseniz, anneannesi ve dedesi de bakmis Issak’e kucuklugunde. Baska merak edip de ogrendigim konu da su ki – isaret dili, evrensel bir dil degilmis. Her ulkenin ayri bir dili varmis, puuu). Saolsun bize de bir suru isaret dili ogrettiler. Jason 38 yasinda dunyayi gezen ve simdiye kadar 54 ulke gormus cok enerji dolu bir adam. Sokhet ise 20 yasinda Kambocyali, nerdeyse hicbirsey bilmeyen, resim yaparak ailesine bakan kucucuk bir kiz. Bu ciftten cok etkilendigimizden, hayatlarinin icine cok kisa zamanda cok fazla girdik. Kisaca hikaye soyle: Ilk bulustugumuz gece hersey cok guzeldi. Sohbet dolu, civil civil bir gece gecirdik. Sagir ve dilsiz olmalarina ragmen, sanki kelimelere aslinda hic ihtiyacimiz yokmus gibi o kadar guzel anlastik ki kendimize ve onlara ve geceye hayret ettik. Sevgi dili hepimizi cok candan arkadaslar yapti. Bu yuzden ayin 1’inde tekrar onlarla ayni yerde bulusmak uzere anlastik. O gece Issak Pai’da kaldigindan Jess’le basbasaydik. Aslinda 2 gunluk trekking tur sonrasi nerdeyse ayakta uyuyacaktik ama yine de ayip olmasin diye gittik. Sicak selamlasmamiz ardindan biraz sohbet ettikten sonra, birden yanimizda, aptal bir spring roll icin kavga etmeye basladilar. Elbetteki sebep bu degildi ama birden biz aralarinda kendimizi ‘evlilik uzmani’ pozisyonunda bulduk ve aralarini duzeltmek icin arayi yumusatmaya calistik. Yaklasik 1 saat ugrastiktan sora, sonunda ayrilmak zorunda oldugumuzu soyledik. Sokhet bizi asagi gecirmek istedigini isaret etti. Asil hikaye zaten burda basliyor. Kiz birden hungur sakir aglamaya baslamasin mi ‘sarhos oldugu zaman Jason beni dovuyor, pasaportum onda oldugu icin hic birsey yapamiyorum, beni bazen eve kitliyor, sacimi cekiyor, surekli masaj istiyor, cok yoruluyorum, cok mutsuzum, evime gitmek istiyorum ama nasil yaparim hic bilmiyorum, cebimde hic para yok, ustelik sagirim, dilsizim, tek basima gidemem, lutfen yardim edin..’ Onun durumunun yanisira bizim de durumumuz su an okudugunuzdan da vahimdi aslinda. Sokhet ingilizce de bilmediginden yaziyla da anlatamiyor, sadece resim ve el kol isaretleriyle iletisim kuruyorduk. Bir yandan ona sariliyor, bir yandan tekrar dinlemeye koyuluyorduk. Icimiz parcalandi, ne yapacagimizi bilemedik. Ayni esnada Jess’le aramizda konusuyor, cozumler uretmeye calisiyorduk. Otobus parasini vermeyi onerdik. Basta ‘ok’ dedi ama neyseki sonra vazgecti. Sonra dusundum de, almis olsaydi, belki de istemeden bir evliligin bitmesine sebep olmus olacaktik. Caresizlikten ve yorgunluktan saglikli da dusunemiyorduk pek acikcasi. ‘Sadece 2 kez gordugun bu insanlarin hayatlarini degistirmek sana mi kaldi’ diyen icsesim, gozyaslarina bogulmus bu kizin caresizligi karsisinda hemen susuyor, olayin icine gomuluyordu. Daha sonra babasi ile konusturma fikri geldi aklimiza. Tamam dedi, cok sevindi, o gozyaslari yerini umut pariltilarina birakmisti. Sogukkanliligimi kaybetmemek icin boyle durumlarda hep olaya disardan bakmaya calisirim ama simdi dile getirirken kizin o halini dusundukce gozlerim doluyor. Ilk once kendi telefonlarimizdan aramaya calistik, ama Kambocya’nin kodunu bilmedigimizden arayamadik. Jess disarda bir yerden ogrenmeye gittiginde, ben de moral vermeye calismaya devam ediyordum. Yurtdisi konusma yapabilecegimiz bir yer buldugunu soyledi Jess geldiginde. Ancak hepimizin ordan ayrilmasi riskli olabilirdi. Jason geldiginde bizi bulamasaydi daha fazla olay cikabilirdi. Ben nobetcilik yaparak asagida bekledim, Jess de Sokhet’i alip gitti. Malesef 5dk sonra geri geldiler cunku saat 23.30’u buldugundan herkes heralde uyumus, telefonu acan olmamis, carelerimiz tukenmisti. Zaten Jason killanip surekli yanimiza iniyordu. Ertesi gun Sokhet’le 16.00’da ayni yerde bulusmak uzere oradan ayrildik ama elbette gece burda kapanmadi. Onumuzdeki birkac saati ne yapacagimiz konusunda tartisarak gecirdik. Jason hic de anlattigi kadar kotu bir adama benzemiyordu bence. Jess ise kiza cok baglanmis, O’nu hissettigini soyluyordu. Kizin sizofren olmasindan, adamin manyak olmasina kadar senaryolar uzerine senaryolar kurduk, Liz ve Young gelince olaylari basindan anlatip bir heyet de boyle olusturduk. Icimizi kaplayan bu kara bulutlarin yok olmasini saglamak icin uyumaya karar verdik. Ertesi gun 4’te oraya giderken son planlarimizi yapiyorduk. Benim umudum kizin dun fevri sinirinden dolayi boyle dusunmus ve anlatmis oldugu ama aslinda bugun kararini degistirmis olarak gelecegi yonundeydi. Jess’in senaryosu ise Jason’in durumu anlayip kizi birakmamis olabileceginden yanaydi. Gec de olsa geldi Sokhet ve sadece ailesi ile konusmamizin yeterli olacagini soyledi. Uzerine saolsun Liz aradi, Issak’i bulmus oldugunu, O’nu alip yanimiza dogru geldigini soyledi. Biraz olsun rahatlamistik. Sonucta hem kizla daha iyi anlasacakti, hem de onlari bize O tanistirdigi icin, bizden daha cok sey biliyor olmasi mumkundu. Hep beraber babasini aramaya gittik. Hepimiz teker teker denedik ama maalesef hic birimiz 2 kelimeden oteye ilerletemedik konusmayi. 20 dakika boyunca yilmadik ama yok adam sadece 2 kelime ingilizce biliyordu. Yine umutsuzluga kapanip yol kenarinda oturmaya gectik. Uzaktan Jason’i gordugumuzde, sanki hicbirsey yokmus, olmamis gibi davrandik ve aksam tekrar bulusmak uzere anlastik. Bu seferki mizansen bambaskaydi. Yeni tanistiklari Avusturalyali bir adamin yaninda oturan Sokhet sanki bugun O’na siginiyor gibiydi. Jason ise aralarina girip sohbete katilmaya calisiyordu. Yanimiza, elinde ‘ben sagirim. Lutfen yardimci olun…’ yazan bir kagitla gezen guzel bir kadin geldi. İsaret diliyle anlasmaya basladilar. Issak bu tip insanlara kil oldugunu, calisabileceklerden, bu yaptiklarini yanlis buldugunu soylerken, Jason cikarip bu kadina para bile verdi. Sasirtici bir tabloydu. Neyse konuyu dagitmiyim – o gece bizim elimizden cok fazla birsey gelmedi ama Jason kendi istegiyle ertesi gun Issak’le erkek erkege konusmak istedigini soyledi. Tam istedigimiz gibi gitti hersey ve ertesi gun bulustuklarinda beraber Kambocya’ya gitmek istedigini ve kizin ailesini gormesini saglamak istedigini soylemis Jason. Tatliya baglandigi icin cok memnunum. Bu hikaye her ne kadar bizi icine girdigimizden dolayi etkilese de, bu tip olaylarin cok daha beterleri her gun her yerde her saniye gerceklesiyor ne yazik ki. Karma olsa gerek !?

29-30.03.2010 PAI

İsmi kadar tatli bir yer burasi. Ustelik kremali ve cukulata soslu ve ustune bi de dondurmali ve hindistan cevizi topping’li! Hanzel ve Gratel kesin burda yasamis bence. Asiri seker, rengarenk, hayat dolu, civil civil bir yer. Alip yemek istiyorsun herseyi, tum tabelalari, butik dukkanlari, otelleri, resort’lari, sokaklari, restoranlari, cafeleri… simdiye kadar gordugum en hippie yer burasi.

29’unda sabah 09.00 otobusuyle (5usd) bir saga, bir sola, bir asagi, bir yukari 3 saatte migdelere ters taklalar, duz taklalar hatta roller coster’lar yaptirtarak geldik buraya. Kalacak yer bulabilmemiz icin 1 saatligine bedavaya motor kiralayabildik. 10dk’da yerimizi bulup motorlari iade ettik. Yerimizin adi Indiana Cottage room no.2. Burasi da cok guzeelll!


Sehrin merkezinde yururken ara ara aynalar, uzerilerinde ‘Are you Ting Tong?’ yaziyor. ‘Mutlu bir delimisin’ anlamina geliyormus.

venividivici


PAM BOK WATERFALL:


PAI CANYON:


PAI HOTSPRING SPA RESORT:

Food:

Burda da sokak yemegi vardi – yuppie. Farkli olarak bambu yapraginin icinde pisirdikleri patates ve salam karisimi – cok lezzetli – yummy.


Bunun disinda cok guzel bir health cafe bulduk ve yine malesef 3 ogunumuzu orada yedik.


Bir de ‘witch will cafe’ diye seker otesi cadilar yerinde bir tatli yedim ki serotoninim tavan yapti.


Chiang Mai’da almak istedigimiz turlar oldugu icin, buraya hakettigi degeri veremedik ve ertesi gun donduk. Zamanim olsaydi kesin daha fazla kalacagim yerlerden biri olurdu.

Hoscakal Pai, umarim tekrar karsilasiriz.

05-07.04.2010 BANGKOK

Buraya 3. gelisimiz. Bu secim olayi gittikce kotulesiyor. 24 saat kampanya duyurusu beynimizin icine isledi artik ugultu gibi duyuluyor.

Ilk gun, bir sonraki destinasyonumuz olan Avusturalya icin eksiklerimizi tamamladik. Cok pahali oldugundan herseyi gitmeden once halletmek istiyorduk ancak maalesef alisveris merkezlerinde de bu secim yuzunden grevler ve gosteriler oldugundan sadece Khao San Road’a kaldik.

Ikinci gun ise sabah FLOATING MARKET‘a yani yuzen markete gittik. Yummyyyy. Sabah sabah sistim ama cok guzeldiii.

minibus soforumuz komisyon almak icin bizi koca bir alana goturdu, cok guzel tahta oymalar gorduk.

Gunun geri kalaninda son eksiklerimizi de tamamladiktan ve aksam 1TL’ye son sticky rice’imizi yedikten sonra Young ile Phil aradi. Jess erken uyumak istedigi icin dondu. Ben ise onlarla bulustum, cok mutlu oldum. Zaten onlar da sirf bizimle bulusmak icin gelmisler erkenden Bangkok’a. 1-2 saat sohbet ardindan ben de dondum odaya ve bir kac saat icin uykuya daldim cunku yarin gunu birlik Singapur bizi bekliyor nihaaaaaaaaa :)

Saat 03.30’da kalktik, 04.00’de havalanina dogru, 100 bahta servis alip gittik.

Bilincli ve isteyerek kacirdigimiz buranin en onemli olaylarindan biri olan Thai boxing neyseki son anda karsima cikti. Insanlarin birbirini dovmesinden veya dovulmesinden ne gibi bir zevk aldigini merak ediyordum ama yine de ugruna 10 dolar verme geregi bile duymamistim. Yanimda oturan Kanadali cocuk buraya Thai boxing yapmaya gelmis ve yapmasinin sebebi zinde kalmakmis, fit olmakmis. Her kavgadan sonra hicbirsey olmamis gibi elele sikisip birbirlerini tebrik etmeleri ise bence cok enteresan.

Havaalani da baska bir enteresandi. Bir taraftan monklar, diger taraftan geceden kalma hala partileyen tipler Bangkok’un ne kadar kosmopolit bir yer oldugunu son kez gosterdi bize.

A Farewell to Thailand

Sevgili Tayland, topraklarinda, adalarinda, sularinda, gunesinde, gogunde cok guzel bir 1,5 ay gecirdim. Sana beni agirladigin icin ne kadar tesekkur etsem azdir. Mutlu olmak icin, dunyanin en guzel yerlerinden bazilarini gormek icin, hic de birseye ihtiyacim olmadigini, sadece cesaretin yettigini bir kez daha gosterdin bana. Icinde barindirdigin onca kaliteyi bu kadar ucuza sagladigin ve insanlarin gormesine izin verdigin icin de cok tesekkur. Spontane yasamanin, rahatligin ve duzensizligin duzeninin ne kadar daha eglenceli ve heyecanli oldugunu da gosterdin bana. Bayildim sana. Bana kazandirdigin insanlarina da. Yemeklerine de, yasama bicimine de… Umarim tekrar bir gun ziyaretine gelirim. Seni cok seviyorummmm ve cok ozleyecegim canim arkadasim.

Go to Top