Endonezya

A LITTLE INFO ABOUT INDONESIA

17.508 adadan olusmak ne demek soyler misin bana? Zaten dunyanin en buyuk takim adasi Endonezya.

5.000km ekvatoru takip eden bu guzellik, 250 milyon nufusuyla dunyanin 4. en buyuk ulkesi, en kalabalik musluman ulkesi de ayni zamanda. (Ancak diger musluman ulkelerine gore daha ozgurler cunku istedikleri dinle evlenebiliyorlar ve kimse dinini degistirmek zorunda kalmiyor.)

Asya’nin en fakir memleketlerinden biri olan Endonezya, bence tersine, cogundan cok daha zengin. (Zenginligin para ile olculmesine kil otesiyim.)

150’ye yakin aktif volkanlari var! Volkanlarin bu kadar guzel olabileceklerine, gormesem inanmazdim. Muthis etkilendim.

Endonezya tarihi ülkedeki doğal kaynakları elde etmek isteyen yabancı güçlerin etkisinde kalmış. Müslüman tüccarlar bölgeye islamı getirmis. Avrupalı güçler ise cografi kesiflerle “Baharat Adası” adı verilen Maluku’yu elde edip bölgedeki ticareti, tekelleri altına almak için birbirleriyle savaşmış. Sonunda İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle, üç buçuk asır süren Hollanda sömürgeliğinden kurtularak bağımsızlığını elde etmis. Endonezya tarihi daha sonra doğal afetler, rüşvet, bölünme, Suharto sonrası demokratikleşme süreci ve hızlı ekonomik değişikliklerle çalkantılı geçmiş.

2.500 kisilik scubadiving dersi ile de Guiness rekorlar kitabina girmis bir ulke Endonezya.

Kadin ile erkegin, cogu Asya ulkesinde oldugu gibi, toplum ortasinda yakinlasmasi ayip karsilaniyor ama 2 kiz veya 2 erkek elele tutusursa, arkadasca bulunuyor.

Herseye guluyorlar, sordugun sorunun cevabini bilmeseler bile veya soylediklerine katilmasalar bile. Bunun baslica sebebi, karsilarindakini utandirmamak.

Toplum ortasinda kavga etmek de hic hos karsilanmiyor. Genelde 3. kisi arabuluyor.

Yine ‘kafa’ en onemli yer. Bu yuzden uzerinden birsey vermemekte ya da dokunmamakta yarar var.

Elini beline koyarak durmak, kavga baslangici olarak algilanabiliyor.

Uyuturucu ile yakalanma, hayat boyu hapis ve olum ile sonuclaniyor ama zehirli mantar legal.

AND A LITTLE ABOUT BALI

Bali’ye asik oldum, kalpten, ruhtan, gozden vuruldum. O yuzden biraz daha arastirma yaptim:

Bali, Hinduism’i takip ediyor (%98).

Gecim kaynaklari sanat! Resim, heykel, ahsap oyma, el sanatlari ve dans gosterileri en populerleri.

Yaklasik 1000’den fazla tapinaklari var. Tapinaklar, 4’e ayriliyor. 1)Tanrilari icin yaptiklari 2) Fonksiyonel tapinak diye adlandirdiklari halk tapinaklari 3) evlerindeki aile tapinaklari 4) Halk tapinaklari

Evleri ise 3 ayri tapinaktan olusuyor. Bir tanesi Tanrilari, bir tanesi hayvanlari, bir tanesi de kendileri icin.

Disarda uyuyorlar.

Gunde 3 kere, her yemek oncesi, kendilerinden once Tanrilarina yemek sunuyorlar. Bu yuzden sokakta, her ev onunde, yerde bir parca pirinc ve cicek gormek mumkun. Bunlari sunarken, ellerinde cicekle dua da ediyorlar.

Geleneksel kiyafetleri ‘sarong’. Etek gibi bagladiklari pareo gibi birsey. Bir de bellerine bagladiklari kumas parcasi var.

Ustlerinin acik, transparan veya dar olmasi sakincali degil. Sadece omuzlarinin kapali olmasi yeterli.

Herseyi kutluyorlar. Olumu bile… Cenaze torenlerinde guluyorlar, sevgiyle mutlulukla aniyorlar oleni. Muzik caliyorlar, sarki soyluyorlar, solen havasinda ugurluyorlar.. cunku ruhun evine dondugune inaniyorlar.

Buyuk festivalleri disinda her gun 5 ayri kucuk kutlama yapiyorlar. Tanrilari, insanlari, pederleri, atalari ve seytanlari icin yaptiklari bu kucuk kutlamalar, hayati her gun nese ile karsilamalarina ortam yaratiyor.

Wuku adli takvim sistemini kullaniyorlar. Buna gore, 1 dongu icinde 30 hafta var ve bir sene icinde 2 dongu var. Bunu ciftcilik ve hayvan yetistirmede kolaylik olsun diye yapmislar. Boylece tapinak festivalllerini de cok rahat belirliyorlar.

Yilbasi gununu evde 1 gun boyunca sessiz geciriyorlar ama ondan bir gun once, buyuk ve renkli maskelerle dans ediyorlar, ve gece sonunda kotu enerjileri kovmak adina maskeleri yakarak kutluyorlar.

Kuzeydeki Gunung Anung dagi kutsal, Tanrilarin yasadigi yer olarak kabul ediliyor ve guneydeki deniz ise seytanlarin yasadigi yer olarak simgeleniyor. Bu yuzden tapinaklar hep kuzeye dogru bakiyor ve daga yakin insa ediliyor.

Herseyi genelde sag elle yapiyorlar cunku sol elin saf olmayan el oldugunu dusunuyorlar.

Horoz savaslari meshur buranin. Bunu yapmalarindaki sebepte de, dokulen kan ile seytanlari kovmak var.

Ucurtmayi da cok seviyorlar, her daim havada gormek mumkun.

 hic bu kadar mutlu bir topluluk gormedim. Herkes guluyor ve herkes cok sicak.

People:

BALI – The Love of My Life

(04-07.06.2010 + 13-19.06.2010)

Seni bilmem ama benim hayatta kendim icin istedigim seylerin basinda huzur ve bunu icgudusel olarak saglayan, doga ve enerji geliyor. Bali, yolculugumun basindan beri ilk defa ‘bir omur gecer burda’ dedigim yer oldu. Hayatim boyunca burda yasayabilir, burda olebilirim diye dusundum ve hala da dusunuyorum. Sadece balayina gelen ciftler olur sanip korkmustum ama bosunaymis. Alakasi bile yoktu.

Bali’de simdilik sadece 2 bolgede kalma sansina erisebildim (Kuta ve Ubud):

Kuta (04-07.06.2010)

Eger 20’li yaslarinda bir citirsan, yerin burasi. Gunduzleri sahilde surf yapip, aksamlari barlar sokaginda sabahlara kadar turistlerle eglenebilirsin. Klasik bir Asya ulkesi olarak hersey cok ucuz ve karsiliginda aldigin hizmet de cok kaliteli. Sokak yemekleri cok lezzetli, tercihin degilse, her cesit mutfak da var. Tek dikkat etmen gereken, para cevirirken seni kaziklamaya calisan iluzyonistler. Yaptiklari numaralar, akil alacak gibi degil. Her turlusune rastladik. Adam gozumuzun onunde parayi sayiyor, sonra biz sayiyoruz eksik cikiyor. Ya da her nasil yapiyorsa, adam hesap makinesiyle gozumuzun onunde hesapliyor, ama biz hesaplayinca farkli cikiyor. Veya parayi sayarken caktirmadan bir kacini onune atiyor. Uyanik olup bunlari yemediginde ise, ‘yeterli param yok’ yalanini uyduruyor. Anlasilan parayi boyle kazaniyorlar ve bunda gercekten cok basarililar.

Ubud (13-18.06.2010)

Iste sonsuza kadar yasamak istedigim yer! Doganin hayatimda gordugum en guzel hali.. en buyugu, en renklisi, en verimlisi.. Yapraklar hayatimda gordugum en buyukleri.. sekilleri cicek gibi.. Agaclar goge merdiven dayamis, yesillik her yeri sarmis.. Kutsanmis toprak, isigiyla, rengiyle parliyor, gunesle dans ediyor,sarki soyluyor.. Bu guzellige yakisir mimarisi, tapinakvari..seni masallar dunyasinda yasatiyor!

Bir gun gezerken, tapinak sanip bir gecitten girdim iceri. Birinin evi cikinca komik oldu, kimse yoktu ama boylece ani fotografla durdurabildim.

Insanlar melek gibi cok acayip. Bu kadar cana yakin, sicak, verici, tatli bir topluluk hayatimda gormedim, duymadim, bilmiyorum.

Her yerden bu kadar guzellik fiskirirken, sasirmamak gerek tabi.. Sanatin da kalbinin attigi yer Bali! Akil almaz ahsap oymalar, sincabin bir tuyunden yapilan devasa resimler, renk, isik, golge oyunlari, doga zanginliginin sanata yansimasi..

Spa’lar luks terimini bastan yaratmis. Her yer yoga ve meditasyon merkezleri ile dolu.

Otellerin birbirinden ucuz olmasinin yanisira, her biri bir konsept otel tadinda.

mesela kaldigim 3 kurusluk otel:

Tapilasi dogadan cikan lezzetler orgazmik, Restoranlar yine cok ucuz ama shic ve kaliteli.

Bir insan daha ne ister ki..

Ruhumu, kalbimi, herseyimi biraktim burda. Umarim geri kazanabilirim birgun.

Traditional Food

Gittigim her restorant bibirinden guzeldi: nomad / warung sopa / t-artcafe / tropical

Yerellerin gittigi lokal yerler daha bile guzeldi..

‘cap cay’ adli sebze yemekleri yummyyyy.

‘Gado gado’ adli yemekleri ise fistik soslu yummyyy otesi…

Bir gece jazz dinlemek icin Jazz Cafe’de yedim. Acikcasi odedigim paraya degecek bir yemek degildi, bu yuzden yine de gitmek istersen, bence sadece bir aperatif yada alkol yeterli. Hosuma giden, otelden free pick-up servisleri… Bu firsattan yararlanmayi unutma yani 😉

Dogumgunum icin gelen Jenny’m ile, hayatimizin belki de en guzel haftasini gecirdik. Her gun bir tur almak istediginden, tum turlari sayesinde degerlendirebildik. 2 kisi oldugumuzdan tum turlari ozel bile yapabildik. Her birini anlatirken, kelimelerin yine esiri kalip, tarif etmekte zorlanacagima maalesef simdiden eminim.

SIGHTSEEING / TOURS

  1. Rafting (05.06.2010)

Bir SUV ile otelimizden alindik. Rafting yapacagimiz Ayung nehrine giderken bile, yolda gordugumuz doga harikalari karsisinda hayretle bir dogaya bakiyor, bir birbirimizi ‘dunyadamiyiz acaba’ diye cimcikliyorduk. Vardigimizda ise, bunun ruyadan baska birsey olamiyacagina kanaat getirmistik artik. Jenny’nin ‘avatar’ diye tarif ettigi bu harika, kesinlikle dunyanin 7 harikasi icine girmeliydi bizce. Burasi dogalarin, meleklerin ulkesi.. Ve biz aciz insanlar icinde kucucuk ama cok sansliyiz. Enerjisiyle buyulenmisken rafting alanina vardik ve bir bota 5 kisi, onde rehberimiz, arkasinda Jenny ile ben ve arkamizda kizlar, can yeleklerimizle bindik.. Yaklasik 3m’ye kadar dustugumuz rapid’lerde, her bir kayaya carptigimizda, ayaklarimiz havada, arkadaki kizlarin kucagina dustukce, kahkahalardan karnimiza agrilar girdi, goz yaslarina da bogulduk. Bu bol dusmeli, bol kahkahali, eglence dalgalarinin ardindan bir an geldi, rehber, bottan inip, nehirde suruklenmemize izin verdi. Yatar pozisyonda, akinti ile suzulurken, goge baktigimda O an sonsuza erdi. Gorunen manzara, olumsuzlesti. Hissettigim huzur sayesinde ayaklanan hucrelerimden sonsuz sukur fiskirdi. Sonra da tekrar bota binmek uzere durmaya, akintiya karsi ayakta kalmaya calismak da ayri bir eglenceydi. Hersey dogal bir enerji parki gibiydi! Nehrin yanina kurulmus otel ise son noktayi koydu. Burda insanlar degil, Tanrilar yasamayi hakkediyor sanki. Kayalara yaptiklari akil almaz oymalarin uzerinde bir de selale mi? Yok artik..

Maalesef bu guzel gunumuzu resmedemiyoruz. Cunku aksam Kuta’da kiraladigimiz motorsikletle, gece cikisimiz ardindan eve donerken, motorlu baska bir grrrrkhgbuyfuyfbhvjhgfjvfk, Jenny’nin boynundaki cantami giderken koparip aldi. Yani kapkac yapti. Icinde olan paralarimiz ve fotograf makinesi ama daha onemli olan gecirdigimiz bu guzel gunun kareleri gitmisti. Hic birsey yapmadan ugurlamaya hazir hissetmedik kendimizi. Bu yuzden bir manyaklik yapip takip ettik o hjfbfgfkjyfjb. Yetistik de onlara ve carptikta durdurmak icin ama biz dustuk, o hjkfugfjmhbkjb dusmediler. Aci gercegi kabul etmek baya bir zaman aldi. Jenny’m, geri kalan her gun, onlara en az 100 kere beddua etti. Bu satirlari okurken bile hala saydirdigina eminim :) Ayrica Kuta sahil resimleri, sokak yemegi resimleri, lokallerle cektirdigimiz sicacik resimler de maalesef makinenin icinde kaldigindan, paylasamadigimi uzuntu ile bildiririm.

2. Flying Bird (06.06.2010)

Bu turda aslinda pek birsey yoktu. Yada biz simarmistik. Sadece zodiac tipli bir bota bindik. Sirt ustu yatip, yanlardaki ipe tutunduk. Surat teknesi bizi cekerken, aldigimiz hizla uctuk. Yasadiklarimiz ardindan bu tur bize hic bir sey vermeyince, hizimizi alamayip, ayni gun icinde baska bir tur daha almaya karar verdik.

3. Horse Riding at the beach (06.06.2010)

Jenny’nin hayali olan ‘sahilde ata binme’ turu icin ne yalan ben basta cekimserdim, cunku daha once hic ata binmemistim. Giderken gectigimiz yollar, yine bizi simarticak kivamdaydi. Vardigimizda, Jenny’nin bindigi atin ‘Jenny’, benimkinin adinin da ‘Peace’ yani baris oldugunu ogrenince, bugunun de mukemmel bir gun olacagini anlamistim. Nedense hic yabancilik cekmeden, bir parca bile korku veya endise tasimadan, atimla birlikte bir olup, kostugum anlar bile oldu. Elbette bu iste profesyonele yakin olan Jenny, depar atarak uzaklasti. Ben ise rehberimizle tatli bir sohbete daldim. Biraz dunyadan, biraz Endonezya’dan bahsederken, daha ilk gunlerden bile, buralardan ayrilmak istemedigimi soylerken buldum kendimi. Burda herkesin cok mutlu oldugunu, paranin en sonda geldigini ve gunde sadece 5 dolar kazanmasina ragmen, burdan kimsenin gitmek istemedigini anlatti rehberim. Volkanik siyah kumlarin uzerinde aheste aheste giderken, bir filmin icinde gibiydik, hersey daha mukemmel olamaz derken.. yine oldu. Turun icinde olan yemegi yemek uzere gittigimiz otel, imdaaaaaaaat kelimesiz kaldim yine. En iyisi fotograflara birakiyim. Cunku aynen o gun de oldugu gibi, hayretten tek kelime bile konusamayip, guzelligi idrak etmeye calistik.

4. Everything Tour (07.06.2010)

Bugun oyle bir tur aldik ki, Bali’de gorulecek her yeri, bir gun icinde gorebildik. Tur rehberimiz para/zaman kazanmak adina her gittigimiz yerden sonra ‘burayi da gormek istediginize emin misiniz’ sorusunu tekrarladi. Biz de her seferinde usenmeden ‘evet herseyi yapmak istiyoruz’ dedik. Bu muhabbet gun boyunca devam etti. Sinir bozmasi yerine her seferinde cok eglendik bile. Geri kalan zamanda ise gorduklerimiz ve deneyimlediklerimiz soyle:

  • Barong and Kris Dance: Jenny’nin yanimda fosur fosur uyumasindan anladigim kadariyla, Barong adli geleneksel danslarinda, mitolojik hayvan ve canavar kiligina giren iyi ve kotu ruhlu insanlar, sonsuz bir savasi konuluyorlardi. Ardindan da yaklasik 1 saat suren bir tiyatro seyrettik. Dileyenlerle 5 bolumden olusan bu konuyu zevkle paylasabilirim (vanessataragano@gmail.com).

  • Batuan adli koyde, geleneksel boyamalari ve resimleri hakkinda bilgi edindik. Bir yere ya da birseye bakarak degil de, sadece meditasyonla, iclerinden geleni ciziyorlar!!. Cizdiklerinin mutlaka bir konusu oluyor ve en kucuk eserleri bile en az 2 ay suruyor. Kara kalemle basladiklari bu resimleri, adim adim renkledirerek, son haline getiriyorlar.

painting

  • Mas adli koylerinde, ahsap oyma sanatlarini yakindan inceleme firsatini edindik. Kullandiklari farkli materyalleri tanittilar ve nerelerden nerelere geldiklerini. Cok sabir isi valla kolay gelsin..

  • Monkey Forest‘a gittik. İnsandan kat be kat fazla maymun nufusuyla gercekten onlarin ormaniydi, Ayrica cok hasir nesirlerdi. Vahsi olduklarini okumus, Jenny’e muz bile aldirtmamistim ama elimizde yiyecek olmamasina ragmen, bir tanesi nerdeyse tirmikliyordu bizi Ama cok sanslilardi, cunku ormanlari cok guzeldi.

Maalesef gormeye vakit bulamadigimiz komodo dragonlarinin sadece heykeli ile resim cektirebildik. 3m’den baslayan boylari olmasina ragmen, cok yavas hareket ediyorlar. Yani zaten korkacak yok dimi. Bi dahakine gercegiyle karsilassam keskee.

  • Tegallalang adli Endonezya’nin en buyuk pirinc teraslarindan birini gorduk.

  • Sebatu Holy Spring Water Temple, gozlerimize nutella soslu bir ziyafet cekti. 11.yydan kalma bu tapinak, gunahlardan arinmak icin kullaniliyormus.

  • Batur volkani ve golu ise ‘hayatimda gordugum en guzel manzara’ listemde ilk siraya yerlesti. Ama maalesef fotograflar guzelliginin zerresini bile anlatmaya yetmedi. 1963 yilinda patlayan yanardag, onceden tespit edildigi icin neyseki kimse olmemis.

  • Yemek sonrasi meshur bali kahvesini ictik – hani cins bir kediye sadece kahve cekirdegi yedirip, diskisindan yaptiklari.. Kulaga ne kadar kotu gelse de.. hepsi birbirinden lezzetliydi.

  • Tegenungan selalesine de soyle bir bakip ciktik.

  • Bedulu’daki Elephant Cave‘ini de gezdik. Buraya ‘fil magarasi’ demelerinin sebebi buyuk olmasiymis. Buyuk olan herseye ‘fil’ adini takiyorlarmis. Ya yerim ben onlari yaaa.

  • Son olarak da 2 saat spa!! Ilk once ayaklarimiza masaj yaptilar, sonra da tum vucudumuza. Gul banyosu ile kapanisi yaparken, bulutlarin ustundeydik.

Butun gun – yemek ve yol ve rehber hersey dahil – sadece 38 dolar! Akil alacak gibi degil!

5. Temple Celebration (16.06.2010) (Ubud)

Aslinda hayalim, onlarin rituelleri olan translarini seyretmekti. Maalesef nasip olmadi ama onun yerine bir tapinak kutlamalarina katilabildim. Tapinagin adi ‘Paru Batur Sari’ idi ve dogumgununu kutluyorlardi. Beni sarong’suz basta iceri almadilar, ama onu giyip dondugumde, sicacik gulucukleriyle karsilayip kutlama boyunca, misafirden ote, beni onlardan biri yaptilar.

Her yemek oncesi, tanrilarina sunduklari yemek ritueline benzer, gelenlere, hem su hem pirinc ikrami yaptilar.

Gelenler ise, tanrilarina ve tapinaklarina, kafalarinin uzerinde tasidiklari buyuk kutularda sunumlar yaptilar.

6. Arma Art Gallery (17.06.2010) (Ubud)

Zaten mekanin kendisi bir sanat eseri. Ama Hayatimda gordugum en guzel bahcelerden birine sahip olan bu galerinin icinde resim cekmek yasak oldugundan, sadece disarinin karelerini paylasabiliyorum.

GILI TRAWANGAN (08-12.06.2010)

Kendim bile gercek olabilecegine inanmakta zorlanmisken, bu guzelligi gercekten nasil tarif edebilecegimi bilmiyorum. Denesem de az kalacagina eminim. O yuzden lutfen git ve kendin yasa! 





gili trawangan (16)








O kadar huzurlu bir yer ki burasi, 3 adadan olusan bu toplulukta polise gerek bile duymuyorlar. Dolayisiyla, her istedigini her an yapabiliyorsun. Yabadabaduuu… Hic sorun yasanmiyor, sadece mutluluk, kahkahalar, sicak sohbetler havada ucusuyor. Nerde kalirsan kal, denize 3sn mesafede oldugundan, artist gibisin. Adada, motorlu hic bir arac yok. Ne araba, ne motorsiklet, hic bir gurultu rahatsiz etmiyor.

gili trawangan (1)

Cepecevre mercan kayalari ile cevrili bu adanin her tarafinda snorkel yapmak essiz bir tecrube.

gili trawangan (14)

Dalmaktan soz etmeme gerek bile yoktur herhalde.. Makyaj yapmis baliklar buraya cok yakismis.

Ada cevresinde bisiklet turu da alabiliyorsun, ama uyarmadi deme, kumda bisiklet kullanmak pek eglenceli olamiyabiliyor.

Kaldigimiz 3 kurusluk bungaloda tualetlerimizin uzeri acikti. Dolayisiyla yildizlara bakarken aldigimiz dus, belki de hayatimizda aldigimiz en guzel dustu.

gili trawangan (3)

gili trawangan (2)

Herkesin biribirini gulerek selamladigi bu cennet parcasinda biz artik kusurabakmazsan eglenmekten yorulduk. Aslinda tek yapman gereken, buraya gelmek. Turkiyede 1 haftada harcadiginla, burda krallar gibi 1 ay yasarsin. Peki bu durumda ben mi kusurabakayim sen mi?.

32 senelik gecmisimde, simdiye kadar gecirdigim en guzel dogumgunum de burdaydi. Zaten mutluluktan ucarak dinledigim canli reggea muzik grubundan biri yanima gelerek ‘madem dogumgunun, buranin geleneklerine uymamiz gerekecek ama lutfen kizma’ dedi. Anlasilan babamla telefonda konusurken, Jenny O’na dogumgunum oldugunu soylemisti. Neye kizmayacagimi bile bilmedigimden, icimden ‘zaten su an kizabilecek kivama gelebilmem icin baya bir ugrasmasi gerektigini’ dusundum. 15dk sonra, bira ile baslayan kafamdan asagi doktukleri sel, ardindan sarap ve geleneksel ickileri vs seklinde uzun bir dusa donustu. Ardindan da beni bir guzel denize firlattilar. Gulmekten yerlere dusen Jenny’mi de yanima yolladiklarinda, ben de kahkahalardan tekrar geri dustum haliyle.

Ha sana pek oyle gelmeyebilir ama 6 ayda sadece bir film seyredebildigimden, Jenny ile deniz manarasi esliginde, kucucuk tuplu televizyonda yemek yerken seyrettigimiz filmler de benim icin IMAX zevkine es degerdi.

From BALI to BROMO

Aslinda Endonezya’yi bastan sona gezmek istiyorum. Umarim firsatim olur ama simdiliik 22’sine KL biletim oldugu icin sadece yol uzerinde bir yer gormek mantikli gorunuyor. Lonely Planet ve bir kac blog’da Bromo volkaninin guzelligini okuduktan sonra, guvenlik arastirmalarima basladim. Sordugum herkes, Bromo’nun Bali kadar guvenli oldugunu soylemis, Jakarta icin uyarmayi da ihmal etmemisti. Baskent olsa dahi, sehir hayati hic cezbetmiyor beni. Bu sebepten ki, programimi hic orda kalmadan sadece ucaga binmek uzere ayarlamaya calistim.

ucak mi otobus mu? / bus or plane?

Ilk planim ‘otobusle gitme’ uzerine kuruluydu. Bilet fiyatinin yaklasik 250.000Rp. oldugunu ogrendim ve fakat, hic bir acenta bilet satmiyordu. Bunun icin ‘Ubung bus terminal’e gitmek gerekiyordu ki oraya gitmek icin ettigim pazarliklar 150.000’in altina inemiyordu. Ucak da zaten 400 kusurlerdeydi. Ustelik, Bali’ye, babasiyla birlikte 7 ay once yerlesmeye gelen Amerikali kiz, daha once bu yolu yapmis – tecrubesi hic internette okudugum guzel deneyimlere benzemiyordu. 8 saat surecegini soylemislerdi fakat ONSEKIZ saat surdugunu anlatti. Derhal Denpasar-Surabaya ve Surabaya-Jakarta ucak biletlerimi aldim. Havaalanina gitmek uzere once bir shuttle’a bindim, ardindan otobuse transfer edildim (60.000Rp). Yanimda oturan, Fiji’de dogmus, Yeni Zellanda’da buyumus ve simdi de Sydney’de yasayan Hintli cocuk, sehirdeki alakasiz bir yere gittigi halde benimle ayni otobusteydi. Digerlerinin istikametini de ogrenince, ‘Bali’nin guneyinden, ne yone gidiyorsaniz gidin, tek bir otobus var’ durumunu saptamak hic de zor olmadi. Verdikleri zamana neyseki uymuslardi ki ucagimi kacirmadim.

p.s. Her sehirler arasi ucusta, bilet alirken 30.000Rp. ‘havaalani vergisi’ odemek durumunda kaliyorsunuz. Eger yaninizda rupiah kalmamissa, 20 dolar aliyorlar ki kat be kati oldugundan hic mantikli degil. Bu arada, ulkeden cikarken de ayni vergi adi altinda 150.000Rp odeniyor, bilginize…

Surabaya to Probolinggo:

Surabaya havalanindan ciktigimda, ustume atlayan sofor kalkanini da gectikten sonra ‘public bus’ kulubesini buldum ve otobus terminaline gitmek icin yine bir otobus bileti aldim (15.000Rp.) Fazla dolmadi otobus, ama neyseki fazla beklemeden kalkti. Herkes bir seferber, yardimci oluyor, sicakliklariyla gidikliyorlardi. Cantami onlar yerlestirdi, sigarami icerken yer verdiler, cat pat ingilizceleriyle konusmaya bile calistilar. Terminale vardigimda, bulundugum yerin resmini cekmek cok istedim ama dikkat cekmemek adina kacindim. Sirayla dizilmis otobuslerin uzerinde sehir adlari yaziyordu. Probolinggo yazanin yanina geldigimde zaten hemen sofor yardimcilari atladi onume, cantami bagaja koydular ve beni iceri aldilar. Otobuste yer kalmadigindan, beni yardimcilarin oturdugu rahatsiz yere oturttular basta. Yanima da onlarin basi oturdu. Yine tam resimliktim ama tuttum kendimi. (25.000Rp) 2 saat dedikleri yolculuk bu sefer trafik yuzunden 3 saat surdu.

Probolinggo to Bromo:

Bromo’ya gidecegimi bildiklerinden beni bir acentaya biraktilar. Kilitlenen hedef oldum ama saolsun deneyimlerim, orali olmadim. Saat 5 olmustu. Halk otobusu 25.000rp, 3 saat surecekmis. Soforle direk 1,5 saatte varmak icin 50.000Rp’ye razi oldum tabi (ne de olsa 3tl :) ). Minibus’te tek basimaydim. Budi adli seker sisko soforun yanina gectim. Emniyet kemeri olmadigi gibi, takma gibi bir kural da yokmus zaten. Yukariya ciktikca hava sogumaya, hatta donmaya basladi. Kutularin icinde tasidiklari geleneksel tatlilarindan ikram edince iyi geldi, icim isindi. 

Bromo accomodation:

Budi, Bromo dagina en yakin ve guya en iyi otelleri olan buyuk Bromo oteline goturdu beni ilk once. Gezdigim oda icler acisiydi. Tualet disarda, kullanilmayacak pislik ve kokudaydi. Kosar adimlarla ayrildim. Bir de ‘homestay’ deniyim dedim, daha temiz baktiklarini umarak. Nitekim de oyle oldu. Otelin hemen yanindaki Wog adli yerde gecesi 70.000Rp’den 2 gece kaldim.


BROMO (20&21.06.2010)

2329m boyunda hala aktif olan Bromo daginin ismi Brahma’dan geliyormus!!

Ilk buyuk patlama 1812’de gerceklesmis ve yaklasik 3.000 kisi hayatini kaybetmis. 1966’da ise binlerce insani cikartip, bolgeyi bosaltmalarina ragmen, 40 kisi vefat etmis. Hala olan kucuk patlamalar yuzunden zaman zaman ölüm haberlerini duyuran (2004’te 2 kisi ölmüş) bu volkanin, bir de efsanesi var. Efsaneye gore, 15.yy’da yaşayan Roro Anteng adindaki prenses, senelerce çocuk yapamayinca, Bromo dağına gidip, dağlarin tanrısından çocuk istemeye karar vermis. Bromo Tanrisi ise onlara 25 adet cocuk vereceklerini, ancak 25. cocugunu oldurmek sarti ile bunu yapacagini soylemis. Hakikatten de 25 cocuklari olmus, ama prenses 25. cocugunu kurban etmeyi red etmis. Iste o zaman dagdan ates ve taslar fiskirmaya baslamis. Prenses de korkup, son cocugunu dagdan asagi atmak durumunda kalmis.

Her sene Kasodo festivali adi altinda halk, Tanrilari yatistirma niyetine, volkana hazirladiklari adaklarini atiyorlar. Bazilari da sans getirecegine inancindan, kraterlere inip, adaklari geri toplarmis. 

a village over the clouds, over the stars!

Gunduzleri bulutlarin uzerinde, geceleri yildizlarin uzerinde seyir eden bu daglarin kuzeyinde, Cemoro Lawang adli bir köyde kaldim.

Köyü neredeyse bastan sona gezdim, dinledim, kokladim.


Sanki hic yanardag patlamamiscasina, doga kendini bastan yaratmis.

Sessizlige anca at sesleri ve cocuk gulucukleri eslik ediyor.


Gecimini turizmden saglayan erkek halki, at olsun, motorsiklet olsun, 4×4 olsun, her daim ulasim teklif ediyor. 

Temennim buraya bir daha festival zamani gelebilmek, Bali’den ilk once Izud Platosuna, volkanin icinde olusan sicak su kaynaklari ve gollerin ziyaretine, ardindan da Bromo’ya min 3 gun gelerek, selalelerin ve göllerin oldugu Jemplang ve Mt.Semeru alaninda kalma..

Sunrise in Bromo:

Bahsi gecen 25.000Rp.lik giris ucretini hic bir yerde sormadilar ama toplam 100.000Rp. verdigim bu 4×4 yolculugu da benim icin unutulmaz oldu. Geceyarisi 3’te dedikleri yolculuk 4’te basladi. Ben de bu sayede, yakinda bir bakkal/kahvede, yerlilerle kahve icme serefine erisebildim. Ilgi yine simarticiydi.

Gunes dogusunu izlemek icin, Bromo’ya (2392m) yakin ama ondan daha yuksek olan Penanjakan (2770m) adli daga cikarken, yokus yukari oldugumuzdan yatar poziyonu almak zaten yeterince keyifliydi. Fakat bu keyfimi solda sifir birakan disarinin manzarasi, gercek ustu gibiydi. Koca daglarin siluetleri arasinda, elma gibi toplayabilecegim yildizlar gercek olabilir miydi?

Dagin tepesine vardigimizda, tanik oldugum kalabalik beni hayrete dusurdu. Yaklasik 1km boyunca dizilmis 4×4’lere yukardan baksan eminim yilana benzerdi. Ustelik onca insanin cogu yine lokaldi. Bu yuzden itis kakis icinde olmamiza sasirmamaliydim -cunku sira kavraminin henuz gelismedigine dun boarding pass’imi almaya calisirken tanik olmustum. Sira bana geldiginde, giseye gittigimde, benimle bir kac kisi daha gelmisti. Bugun burasi bu kadar kalabalik ise Temmuz, Agustos aylarini dusunemiyorum bile.


Gokyuzunun lacivetten acik maviye donusmesini, gunes isinlarinin etrafini pembeye, turuncuya, kirmiziya, sariya boyamasini izlediken sonra tekrar 4×4’lere binip bu sefer de Bromo volkanina gittik.

Yaklasik 1km yuruyusun ardidan, 250 merdiven cikmak gerekti. Yolculugun basinda 100.000Rp’ye teklif edilen at seferi, sonlara dogru 10.000Rp’ye kadar bile iniyordu. Tabikide siyah volkanik kumlarin uzerinden gitmeyi tercih ettim. Kraterlere ulastigimda karsima cikan manzara, aynen icime yansidi. Duman cikan yarigin derinligi, dunyanin icine açılan bir köprü gibiydi.

Food in Bromo:

Her öğünümü kendi capinda cukulataci filmindeki cikolatacinin verdigi hissi yaratan bu aile yerinde yedim. Fristina adli tatli ve guzel otesi kadina, annesi, kiz kardesi ve Puci adli seker otesi kizi yardim ediyordu. Toplam 4 kadin isletiyor burayi anlayacaginiz.

Masalar, bu aralar World Cup oldugu icin genelde mac izlemeye gelen erkeklerle dolsa da, kendimi hic yabanci hissetmedim.


Fristina’nin ilk evliligindenmis Puci ama simdi tekrar evlenecek, ustelik Bali’de. Onun adina ben ne alakaysa cok sevindim :)

Ilk gece yemegimi, kabul etmemeye calissam da iscileriyle birlikte gelmis bir patron ismarladi. Yemegi 4 iscisi ile birlikte yedim. Aralarindan biri cok iyi ingilizce konustugundan, cok rahat muhabbet edebildik. Baya keyifliydi.

Gun boyunca cektigi resimleri gosterdi, yemek sonrasi da beni turu ayarlayabilecegim yere goturdu ve tercumanlik yaparak yardimci oldu (aslinda turu Budi’den almayi tercih ediyordum ama yardimina saygisizlik etmek istemedim, her iste bi hayir var).


Ertesi gun kahvaltim ise cok daha komik bir deneyim oldu. Komsu cocuklar gozlerini ayirmadan surekli beni kesiyorlardi. Bir uzaylimisim gibi nasil yemek yedigimi, nereye baktigimi, ne giydigimi, ne taktigimi, sanki nefes almadan izlediler. Surekli onlara gulumsedim, onlar da bana. Ama ne zaman konusmaya calissam ya da fotograflarini cekmeye niyetlensem, kactilar. Sanirsam benim gibi bir uzayli ile tanismaya henuz hazir degillerdi.

Bu koskoca guzel gun, bana hersey dahil 10 dolara bile mal olmadi desem?

From BROMO to JAKARTA:

From Bromo to Probolingo:

Aslinda ayni yolu geri yaptim ama bu sefer ozel soforle 50.000Rp yerine, 25.000Rp’ye halk otobusuyle… Bunu da pek tabi ki 3 lira daha tasarruf icin degil, halka karisip bir yerli gibi deneyimlemek icin yaptim.

Yol cok guzeldi, bir suru koyun icinden gectik. Binen koyluler paralarini bezlere sarmis, kat kat acip veriyorlardi. Yanima yapismaktan da hic biri cekinmedi. Karsilikli kikirdastik. Oyle keyifliydi ki, ucaktan pahali olsa da vermeye degerdi.


From Probolingo to Surabaya:

Gecen sefer 3,5 saat suren yol’u, bu sefer ekspres vip otobusu ile deniyim dedim. Zaman farki (40dk tasarruf) disinda hic bir farki yoktu halk otobusunden.

From Surabaya to Jakartha

and the Jakartha airport itself:

Ucak yolculugumun anlatacak bir tarafi yok. Ama Jakarta’da dustugum hal kesinlikle paylasmaya deger:

Sehre vardigimda saat 23.00’tu. Ertesi sabah Malezya’ya ucusum ise 9’da oldugundan, 6 saatim vardi bu ‘fena ve guvenli degil’ diye anlatilan baskentte. Geceyi havaalaninda gecireyim dedim ben de. Ne bileyim havaalaninin geceyarisi kapanacagini ve benimle birlikte yuzlerce insanin da kalacagini. Acik renkli tek insanin ben olmasi korkutmadi, belki de kalabaligin tek avantajiydi. Ustelik ne kadar zor olsa da, nispeten tenha bir yer bulabilmeyi becermis, oturmus, bu satirlari yaziyordum ki, 30 kisilik basi kapali bir kadin grubu oturdugum yere gelip yatmaya niyetlendi. 2 tanesi ayaklarini popomun altina da koyunca ‘tamam’ dedim ya, son nokta! Tamam hepimiz bir’iz de, nereye kadar.. Saat 04.00’de kapilar acilinca dayanamayip kivrildim 2 sandalye uzerine. ‘Attention attention’ diye ciglik cigliga bagiran megafon anonslari bir kenara, ayaklarimin uzerine oturan topluluk yuzunden yarim saat bile uyumayi beceremedim. Bu aksami her ne kadar istesem de unutamiyacagim sanirsam.

NOT A FAREWELL TO INDONESIA

Endonezya’ya veda etmeyi red ediyorum. Arastirdikca deliye dondugum bu topraklara, kesinlikle donmem sart.

Yakin arkadaslarimdan birinin nisanlanmasi sebebiyle erken donme karari almis olsam da, donmeyi simdiden coook hayal ediyorum!!!

Neyse, veda degil bu, sadece, tanistigima asiri memnun oldum sevgili Endonezya, iyi ki varsin, iyi ki tanismisiz, ve iyi ki bana cok iyi baktin. Yakinda tekrar gorusmek dilegiyle, kendine coooook iyi bak, sevgiler…

Go to Top