a joURney to myseLf and tO the neVErland

14

a JOurneY TO MysElf

Merhaba. Ben Vanessa.

78 doğumluyum ama kendimi tanımaya gerçek anlamda 2000’de başladım.

O zamana kadar, ‘etrafımdan gördüklerim’, ‘çevremden öğrendiklerim’, ‘bildiğimi sandıklarım’ vardı.

Sürü psikolojisinden sıyrılıp bağlarımdan uzaklaşınca,

gerçek anlamda kendimle ilk defa başbaşa kalınca,

yeni bir keşfe çıktım.

‘Ben’i hiç tanımıyormuşçasına,

olabildiğimce yargısız, herşeyi yeniden deneyimlemeye, kendimi seyre çıktım.

Sonra anlıyorum, ‘o dönem’ benim için, sema’da sol ayağın kendi etrafında dönmesiymiş..

Ağzımdan çıkan bazı cümlelerin kendi düşüncem olmadığını farketmek – şaşırtıcıydı.

Meğersem Toplum içinde yaşamanın getirisi – bir takım baskılar, etiketler, yanlış ilişkiler, aile, okul, iş ve arkadaşların etkisi, bir sürü kafa sesleri.. içinde varolmaya çalışma.. başına gelen olayların hakimiyetiyle, bilinçsizce, bazen istemsizce.. belki de farkında olmadan çağırılanlarla.. yontulma, yoğrulma,. dümeni kontrolsüz bırakmış.

Yeniden doğmak ise.. mükemmeldi.. ki bu 2000-2002’ydi..

 02.01.2010 ise başka bir doğum..ilk çarh atmam..

Dünyayı yaşama hayalimin gerçek olmaya başladığı ilk gün.. bu blogun varoluş sebebi..

Tohumun doğumu

bir gün televizyonda bir seyahat programı seyrediyordum. Her hafta başka bir şehri tanıtan programın sunucusu o gün aniden durdu. Bir sokak pandomim sanatçısını göstererek, onu nerden hatırladığını ilk önce ekrana, daha sonra da yanına giderek kendisine sordu. Başından aşağı beyazlar içindeki sanatçı, yine aynı şekilde 2 hafta önce, bu sefer başka bir ülkede kendisiyle röportaj yapmış olduğunu hatırlatınca, hayalimin tohumu atılmış oldu. Dü-şü-ne-bi-li-yor-mu-su-nuz adam kazandığı o bozuk paralarla dünyayı geziyor!! İstediğini yapmak için daha neye ihtiyacın varsa..

2002-2010

Şehir hayatına İstanbul’a döndüğümde, başta bu enerjiyi korumaktı aslında planım.

Her gördüğüme merhaba diyor, gülücükler saçıyordum. Arabalara, yayalara yol veriyordum. Maalesef çok sürmedi. Sistemin içinde sinmeye, öfkelenmeye, gerilemeye başladım.  Kendimi, seneler sonra o yol verdiğim söföre, trafik canavarı kılığında bağırırken bulmak da acı bir kabulleniş oldu.

Hayalimi gerçekleştirene kadar kendimi çalışmaya verdiğim zamanlardı.

7 sene – sabahlara kadar!! haftasonları da!!

Şalteri kapayıp, sistemin içinde bir taraftan yapabileceğimin en iyisini yaparak ıspatla uğraştım.. bedenim başka yerde, ruhum başka seyirde, bir taraftan da hayalim için para biriktirme hedefine ulaştım. Neyseki haftasonları yaptığım koreografi projeleri her zaman ruhuma ve genelde cebe de iyi kaynaktı. Müzik, konser, dans, sanat en büyük gıdamdı, tabi yeterince vakit kalsaydı..

Çok sevdiğim ailemin başta dünyayı gezme hayalime yakın durmamaları, Türkiye’de bu bilince sahip insanın az olması, tek çocuk olmam, üstelik de kız olmam vs bu hayalimi gerçekleştirmeyi başta çok zor gibi gösterse de, içimde gittikçe büyüyen arz topu, karşı konulamaza gelmekteydi. Konuşup, yapamamanın verdiği ızdırap da bir yandan kemiriyor, kendimden uzaklaştırıyordu. Zaten şehir de onların en yakın arkadaşıydı. Ve artık yapana kadar ailemi hazırlamak dışında bu konudan konuşmama kararını uyguladığım son senelere girdim. 7 sene..

Artık yapmamak daha zordu.

Iş yerinde, evde, bunaldığında, o baktığın fotoğraflardaki anları yaşamak varken,

Kocaman bir dünya ve yaşanacak, içine çekilecek o kadar güzel anlar, alanlar varken,

Doğa, dünyalar, kültürler, renkler,.. farklı insanlar, inanışlar, anlayışlar.. hayvanların, doğanın ana dili.. seni yer çekimine kazanıyorken

Her yeni deneyim, içindeki aşkı alevlendiriyorken..

Bir kere geliyorsan hayata, yaşayabilecekken..

Umarım daha değerliler, daha iyi bir niyet için tutuyordur seni burda..

And the jOurNEy tO the NEverland begins…

SONSUZ ŞÜKÜR HER ŞEY’E!

kalenderim

0

01.09.2009 – informed Y&R about my decision

18.09.2009 – ONE WAY TICKET TO INDIA

01.11.2009 – quitting my job

25.12.2009 – leaving my unbelievably beautiful apartment

01.09.2009 – 01.01.2010 – preparation of my world tour

02.01.2010 – the day my dream started!

 

Rakkam araları..

Son 3 senedir her gün aşkla nefesine uyandığım,

bakmaya, yaşamaya, ufuğuna doyamadığım,

her notasını sanki kendi elimle inşa etmiş kadar uğraştığım,

içinden çıkamadığım, gözümü ayıramadığım

mabedim, benim için tapılası evim’i bırakmak, inanır mısın,

hayalim karşısında sönük kaldığından pek de zor olmadı.

(Çok saolsun ailem taşınmama yardım etmese, kelimeler başka türlü akabilirdi de elbette..)

Y&R Reklamevi, Son 5 seneki 2. Evim. Gece gündüz beraber çalışmaktan, bir çeşit aile hayatı oluştu içinde. Şaşırmadılar herhalde.. Müdürüme belki seneler, belki aylar önce bahsetmiştim hayalimden; ‘Bir gün kapını çalacağım ve ‘Gün bugün Melda’cım, karar verdim, artık hayalimi gerçekleştireceğim’ diyeceğim’ demiştim. Demek müthişti. Saolsunlar çok destek oldular, unutulmayacaklar bir ömür boyu.

İlk ‘tek yön’ biletimi aldığım günü de unutamayacağım gibi.. Telefonu kapattıktan sonra, sanki üzerimden tonlar alınmış, yer çekimine bir kuş kadar ağırlık bırakmaya başlamıştım. ‘One way ticket’ şarkısıyla dans ettiğim kutlamama, sevinç çığlıkları eşlik etmiş, henüz uçmadan uçtuğum anlardandı.

02.01.2010 – ‘THE DAY’

0

Bu anı daha önce hayallerimde o kadar yaşadım ki, bu sefer gerçekten kendisini yaşıyor olmak, çok garip, içtaşırıcı ama zamansız bir duygu! (paralel evrene adım atmak böyle bir şey mi?). Simyacı’daki billuriyeci dükkan sahibinden hala çok uzak ama hayalimdeki gibi bir Peter Pan uçuşu da değil. İçimde esen gündoğusu rüzgarını, uykusuzluğuma verdiğimden herhalde.. Heyecan, kanımdan hızlı gezmekte, ama ayaklarıma bakıyorum hala yerdeler. Zaten 8,5 saat rötar haberinden sonra yayma pozisyonuna iyice geçtiler. Uğurlamaya gelen babam ve rötarı beklemeyi red edenler saolsun, bizi business’a upgrade ettiler. Kimisi haklı olabilir, havaalanında 8,5 saat beklemek pek de kolay yutulur lokma değildir ama benim gibi, bunun için 8,5 sene bekleyene 8,5 saat ne ki.. izafiyet işte.. Uykusuzluğuma CIP, pek de güzel battaniye oluyor, gittikçe yaklaşan hayallerim de.. Sırtımda bohçam, nam-ı diğerleri, önümüzdeki birkaç aylığına evim, güllem, değerlim.. Yanımda da Jessie’m.. (ki kendisi son anda katılmaya karar verdi. Senelerdir bu Yol’u yapmak için yanıma birini aradım durdum. Yeni tanıştığım insanlara bile sorar oldum bir süre. Ama nafile. Sonunda dayanamayıp yalnız çıkmaya karar verdim.  Ondan sonra Jessie katılmaya karar verdi bir süreliğine. ‘Şimdiye kadar nerdeydin e be güzel kadın’ demiyorum, her şeyin bir zamanı var biliyorum)..

Yiihaaaa, sonunda hayallerimi yıldızlardan, gökkuşağından, sihir dünyasından yere indiriyorum. Dansa, sanata, kitaplara saklanmış ruhumu artık özgür bırakmaya geliyorummm.

03.01.2010 – NEW DELHI

0

Geldik. Indira Gandhi havaalanına varışımız öğlen 1’i buldu. Gördüğüm, duyduğum, kokladığım her şey yeni, tüm duyularım festival havasında. Her kare bakmam için beni kendine geri çağırıyor. Kareler adeta yarışıyor. Son 1 aydır kendimden sonra belki en konuştuğum insandı Sunil, Hindistan’ı bize tanıtacak tur rehberimiz. Üzerinde adım yazan kartonu tutan elleri, eti, kemiği, teni, yarışmayı kazanıyor. Ama 2.cilik için yarış devam ediyor. Güzellik kavramı rengini değiştiriyor, karışıklık, kalabalık bile ilginç geliyor. Hava soğuk ve puslu.. havaya yenik düşmüş hakim griliğin arasından, ortamın renklerini, palto görevli battaniye giymiş yerlilerin sarıkları ve desen ve renk cümbüşü sarilerine sarmalanmış, gözleri, elleri kınalı kadınlar temsil ediyor.

FIRST BREATH OF INDIA:

Yol’a çıkmadan önce, Hindistan deneyimi yaşamış birkaç kişiyle konuşmuş, koku ve pislik konusunda defalarca uyarılmış, kendimi alıştırmıştım. Burnum ya çok iyi hazırlanmış ya da soğuktan hassasiyetini kaybetmiş. Belki de gözlerim çalıyor diye ilgiyi, hislerimin penceresi, panjurları kısılmak bile istemiyor. Neyse ki daha 1 ay buradayız.

Okudugum kadariyla bu ulkenin insanlari hayir demeyi pek bilmiyorlarmis. Eger kafa sallamadan ‘yes’ diyorlarsa, o gercekten ‘yes’ anlamina geliyormus ama eger kafa sallayarak ‘yes’ diyorlarsa bu aslinda ‘hayir’ anlamina geliyormus.

Daha önce telefonda da konuşmuştum Sunil’le. Güya aynı dili konuştuğumuz halde, bu hayatta en zor anlaştığım insan ünvanını almıştı hemen kendisi. İngilizceyi iyi biliyor belli ki, kelimeler ağzından fırtına şeklinde çıkıyor ama eş zamanlı şivesi, o fırtınayı adeta hortuma çeviriyor, havada soru işaretleri uçuşuyor. Yol’a çıkmadan önce, kulaklarımı eğitmek niyetine Jenny ile hep hint şivesi ingilizce konuşmaya çalıştık ama yetmemiş belli ve imdaaat..

Sırtımızda backpack’imiz, ama henüz backpacker değiliz. Yumuşak iniş için, ilk haftamızı daha turistik hazırladık. Şöförümüz bile var. Ki havaalanından da O karşılıyor bizleri. 3 yıldızlı otellerde kalıyor ve gezdiğimiz yerlerde rehber alıyor olacağız. Aslına bakarsan tüm ayı Sunil’le ayarlamış olsaydık, her gece 3 yıldızlı otellerde kalsak dahi 500usd’ye kotaracaktık her şey dahil bütçemizi.. Biz daha özgür olmayı yeğledik ama neye bilmeden..

Rengarenk bir kültür sirki eskortluğunda otelimize vardık, güllemizi bıraktık (@Mandakini palace, #304). Öğle yemeğimizi, sokağın aksine, sinemada elektrik kesilmiş edasıyla oturduğumuz karanlık bir restoranda yedik. Biz ve birkaç turist masası daha.

 Jessiyle paylaştığımız sebze ve tatlı pilav tabaklarıyla birlikte, tarihte hatırladığım en eski 7up şişesi geldi önüme, Ortama tartışmasız en ayak uydurandı da. (700INR)

Yemek sonrası ‘gezelim görelim öğrenelim’ bölümünü açtık yolculuğumuzda.

SIGHTSEEING:

–          Gate of India (monument of the soldiers that had fought for the rights of India against the British authority)

–          Parliament buildings of India (a huge area with lots of skyscrapers -sure no relation to the core culture.

Btw, there were people in front of the gate selling colorful leaves with spice that supposedly makes you high – but we sure didn’t even try)

–          Temple of the monkey god – Hanuman

SOME INFO:

–          Indian caste system: Places people in occupational groups! no relation to money. Apparently there are thousands of them but four major ones. They are born with it, and they cannot change it! Only the same casts supposed to get married with each other in order to carry their traditions on. (Sunil is the upper cast.) (I think this should be a trigger for them to believe in reincarnation?)

–          A grasp of Hindu religion: They have lots of gods. 330 million of them! The most 3 important ones are; Vishnu (the protector), Brahma(the creator) and Siva(the destroyer). I asked Sunil how do you know whom to pray to every day and he said they have one God for each day. Some people pray to whomever they feel like, and some choose one and pray to that for the rest of his life.

–          A grasp of Indian culture: The parents choose the one whom their children is going to get married and divorcing is highly criticized. / Hugs and kisses – not appropriate. / They kiss the elder’s feet and touch their forehead in order to show respect. / Men have mustache until the death of their father. / Women put those dots/jewelries to their forehead/nose/ear after they get married. And sometimes to get rid of the bad energy.

LANGUAGE:

Hi – Namaste / Namaskar (daha formal olan)

How are you – apcaisayoh

Ok – tighe

Thank you – dainewad

I love you – main tumse pyar karti/a hoon (I if u r a woman, a if u r a man)

Cheers – ceymataji

Please – crupya

———————————————————————————————

Akşam yemeği için döndük mü yine aynı yere.. pff.. Neyse, ‘midelerimiz iyi, garanti olur’ tesellisiyle, tandoori deniyoruz, tatlı pilav eşliğinde, bu sefer başrolde yerel bira var: ‘Kingfisher’ (yine 700INR)

04.01.10 YENİ DELHİ & AGRA & JAIPUR

2

05.30 – Yeni Delhi’deki odamızda, resmen  koku şokuyla uyandım. Böylece uykudayken buralarda olmadığımız kesinlik kazandı!!! ..yastığımda toplaşmadı ya hepsi.. Eyy alışkanlık sen nelere kadirsin..

Continental kahvaltıya nazaran, geldiğinde attığımız kahkaha daha karın doyurucu oldu. Kahvaltı nerde diye sormak durumunda kaldım çünkü.. Kahve görünümlü çayı Jessie, şerbet tatlı kahveyi de ben içer gibi yaptık. Allahtan kuru ekmek vardı da reçel dediği o kırmızı jöle olmayaydı iyiydi.

AGRA

06.15 AGRA’ya doğru yola çıktık ve 11’de vardık.. Arabaların birbirine bu kadar yakın olduğu halde, gidebiliyor olmasına büyük bir alkış lazım, parandeli bile olabilir.

Agra’ya varinca, Taj Mahal’den bile önce, gözlerimiz bir yemek yeri arar oldu. Sürekli sönüp yanan ışıklar, bizi yine yemek için başka bir yere ışınlamıştı sanki. Üstelik bir parça da olsa peynir de bulamilmiştik burada.

ve sıradaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa TAJ MAHAL!

taj mahal 5

taj mahal 4

Masal turumuz başlıyor! Geleneklerine katılıp ayakkabılarımızı da çıkarıyoruz!

Ulkenin sehirlerine gore kuralları degisiyor.

Agra’da erkeklerin en fazla 3 kadınla evlenme hakki var ve bir digeriyle evlenmeden, karisindan izin almasi gerekiyor.

Kralın (Şah Jahan) ilk karisindan cocugu olmayinca, izniyle 2. ile evlenmis. Ve fakat 2.si de krala cocuk veremiyince, kral 3.su ile ” evlenmis. Ki onunla 14 cocukları olmus. Mumtaz Majal sonuncuyu doğururken, ölmeden önce, onu çok seven kocasına 3 vasiyet birakmis. Bunlardan biri de sadece ona ozel bir sey yaptirmasiymis. Boylece 1631 yilinda Taj Mahal yapilmaya baslanmis. 20.000 isci calismis ve 22 yil surmus. Sonunda da bu harika yapi ortaya cikmis. Dunyanin 7 harikasindan biri. Ayni zamanda Taj Mahal’a ‘Moon Palace’ da diyorlar. ‘Monument of love’ da.  ‘Taj’ ‘tac’ demekmis. ‘Mahal’ ise ‘saray’. Gun boyunca 7 ayri isik sayesinde renkten renge giren bu sarayin her rengini gören ne şanslı :)

taj mahal 1

Bu arada hikayenin devami soyle ilerliyor: Seneler sonra ogullarindan biri, bir tane daha Taj Mahal yaptirmak istemis (siyahini) ve islemleri baslatmis da. Babasi sinirlenmis. Neden bu kadar para harcamak istedigini anlamayip oglunu hapse tikmis.

taj mahal 3

Bununla da bitmiyor. Kizkardesi, ziyaretine gittiginde, kardeşinin bundan sonraki tek arzusunun hayati boyunca Taj Mahal’i gormek olduğunu ögrenmiş, bu yuzden tam karsisinda yattigi hücresine bir goz acmislar geri kalan hayatı boyunca Taj Mahal’a bakabilmesi icin.

 sculptures

Taj Mahal masal turumuz ardından, kullanilan taslari ve mermer islemesini gormek uzere rehberimiz bizi bir atolyeye ve ardindan da bir dukkana goturuyor. Hicbirsey satin almadigimiz halde cok yardimci olan ve her turlu istedigimiz bilgiyi güleryüzüyle veren dukkan sahipleri, ikramda bile bulundular. Atolye ve eserleri büyüleyiciydi. Bu kadar emek ve sabir isteyen eserler, nasıl bu kadar ucuz olabilir diye sordugumuzda, craft’a sayginin cok az oldugunu anlattilar. Fil yaptiklarinda cok degerli bulundugunu ama cok daha fazla ugrastiklari bir eser icin ise kimsenin para vermek istemediginden bahsettiler. kapitalizmin çirkin rengi grrr. Ardindan gittigimiz dukkanda sari’lar ve 3 boyutlu halilar da birbirinden guzel. Hepsi her sey cok güzel.

taj mahal 6

taj mahal 2

Tur rehberimiz komik de.. Bize gelip sokaktan bir sey almayin diyor ama ardindan satıcılar yanımıza geldiğinde, sanki hic oyle birsey dememis gibi, bize ‘ister misiniz’ diyordu. Sanirsam halkla arasini iyi tutmaya calisiyor. ki zaten herkes onu gulerek selamliyor. Herseye hayir diyebildim ama rengarenk basmalara na-mumkun. Üstelik içinde hayalimin bayramı olan ‘Holi’nin toz renkleri de vardı ve tabi benim için karşı konulmazdı (150inr=3usd).

Tur rehberimiz ayrilirken bizden hicbirsey talep etmedi. Bizde olayi anlamaya calisirken, soforumuz eger servisini begendiysek para vermemiz gerektigini soyleyince, bilemedik hemen 100inr verdik. Az olabileceği yedi içimi.

cant eat uhuhu

from agra to jaipur 1

from agra to jaipur 2

from agra to jaipur 3

14.00’de AGRA’dan hareketle, 20.00’de JAIPUR’a vardık.

JAIPUR

Trafik tanımının son noktası bu olmalı!!! baya kötü bir saatte de geldik herhalde. Hem arabalarlarlar, hem insanlar ve hayvanlar, her yönden her yöne ve korna sesleri her daim maksimum desibelde, bu bir kabus sahnesi gibi gözükse de inanır mısın trafik İstanbul’a kıyasla yine de akıyor!

Tüm bu gürültü topu, bir çığ gibi büyürkene, biz altında, gunlerdir cozemedigimiz telefon kartimizi halletmek uzere bir kac dukkana ugradik ama nafile. Ardindan oteli bulmamiz da baya bir zaman almasın mı.. Neyseki varışımız muhteşem oldu, birden apayrı bir dünyaya geldik (Mahar Haveli, room no 14). Sessssiz, temmmiz ve güleryüzlü, çok yardimsever insanlarla dolu. ohhh bir nefes.. Yemek için pahalı da dense uzaklasmamak ne kkkadar da güzel bir fikirmiş! Royal Foods Restaurant cok guzel bir hediye oldu bize. Oturduktan 5 dk sonra iceri geleneksel kiyafetleriyle 3 kadin ve 3 erkek girdi. Yemekte sadece biz olmamiza ragmen, gösterilerine başlamak için beklemediler bile! Kadınların eşsiz guzellikleri, sanat eseri gibi cizilmis yuzleri, bindileri, gözlerimde.. erkeklerin de eşsiz enstrumanlari kulaklarımda festivali baslatti. Ve Kadınlar dans’a kalktı!

dinner dance 2

dinner dance 3

Yol’daki, en buyuk hayallerimden biri: ‘her ulkenin geleneksel dansini ogrenmek’. Daha ilk gunlerden bunu gerceklestirebilme nimetine, zevkine erirmis ruhum goklerde, adımlarım yerde, kolay olmadı elbette. Ardindan Jess de katildi ve hep beraber basladik dans etmeye. Bir elimde biram, bir elimde sigaram, keyfime diyecek yokken heyecan başladı. Denge dansi olarak adlandirilan ‘Calciari’ dansinda doğaüstü hintli kadın, kafasinin uzerine ust uste 5 adet saksi koydu, O  halde nasıl da egilip yerdeki parayi aldi hayretler otesi, iluzyonist de degildi ki..

dinner dance 1

Bununla kalsa iyiydi, Kafasinda onca saksi ile bir de civilerin uzerine cikip dansetmesin mi. Viyyyy :s yine de yuzu guluyordu. Aslinda, sokakta ciplak ayakla gezenler sokunu atlatmama yardimci oldu. Hani onların ayakları ayakkabi olmus peki ama civi gecirmeyen ne oluyor?

Sicak dus cok iyi geldi. Ustelik yastik kiliflarimiz da baharat kokmuyor! (alisali cok oldu diye dusunmek istemiyorum). ‘Yarına kimbilir neler olacak’ heyecaniyla uyumak cok daha keyifli! Bu guzel gune, her seye sukurler! sifalar! olsun yarabbimm :)

05.01.2010 JAIPUR

6

Rajastan’ın başkenti Jaipur, 3.1 milyon nüfuslu (ki bence bu memlekette hayvan nüfusu da ayrıca sayılmalı ya neyse). Hindistan’ın ‘pembe şehri’ diye geçiyor, ki gerçekten, yer de gök de pembe! (Dünyaya gözlüksüz toz pembe bakmak isteyen buraya mum diksinnn!) Neredeyse 300 yıllık şehir, eşsiz güçlü karakteriyle, günümüzde ‘pek değişmemiş’ dedirtebiliyor.  ama uyarmaliyim, bu şehrin sadece tenha yerleri pembe!

venividivici

JAL MAHAL

– ‘Jal’ ‘su’ demekmis. Yani ‘Su Sarayı’. Man Sagar gölünün ortasında. Masallar diyarı buraları olmalı! Ama maalesef gidemiyoruz oraya..

—————————————————————————————-

Jaipur 2 kisma ayriliyor. Daha once bahsettigim kaos, old jaipur bolgesinde. Amber de oyle. Merkeze 11km.

AMBER FORT

Artık bildigim en dahiyane mimari harikasi yer burası! Amber, eskiden Rajhastan’in baskentiymis. Amber Fort ise krallarin ve kralicelerin kaldigi 33kmlik bitmek bilmeyen bir saraylar silsilesi. Zaten yapimi 137 yil surmus. Gunumuzde gezmesi 2 saat. Her farklı mevsim icin ayri sistemle calisan saraylar var. Mesela ‘mansoon palace’ – yaz aylari icin, klima gorevini goren duvar ve boru sistemleri sayesinde akil almaz dahilikte. Kisin kullandiklari ‘Glass Palace’ ise sadece cam ve aynalardan yapilmis. Aromali yaglari yakarak icinde isinmak icin ideal. En eski saray 138 yilindan kalma. Orayi gezemiyorsun. Ama bir suru de geziliyor. 1590 yilindan kalma family palace + 1712 yilindan kalma army palace…

Cok enteresan olan baska birsey de, bu saraylarda kullanilan boyalarin sadece vejeteryan olmasi. ‘Vegetable painting’ diye geciyor, adi ustunde sadece sebzelerden yapiliyor. (Yuksel Arslan burada cosmustur herhalde.)

Kralicenin 15kg agirliginda mucevher takiyor olmasi, O’nu en az bizim kadar backpackci yapiyor olmaz mi? :) Kraliceleri ‘unique’ dedikleri cinsiyetsizler gozetliyormus. Kral’in koruma icin bu unique’leri tutmasinin sebebi, kraliceleri arzulamamalari ve akillarinin kaymamasi icinmis. Agra’dakinin aksine, burda krallar istedigi kadar kadınla gorusebiliyormus (!). Mesela Kral Maraja’nin 2 resmi karisi ama 150 gayri resmi kadini varmis. Kral Mansing’in ise 12 resmi, 70 gayri resmi esi varmis.

Yine bir suru yerde Ganisha gorduk, hani burnu fil hortumundan olan… Yilani dans ettiren fakir de film karesi degil, capcanli karsimizdaydi.

———————————————————————

JANTAR MANTAR

Hindistan’da 5 sehirde var bu komik laf – Rasathane. Zamanında Sawai Jai Singh tarafından yaptirilmis astrolojik enstrümanlar..

—————————————————

HAWA MAHAL

Ruzgar Sarayi – Kadinlarin festival torenlerini, gorunmeden izleyebilmeleri icin yapilmis, bes katli bir kraliyet lojasi. Şehre rengini verenlerden!

—————————————————

Sunil bu sefer oglen yemegi icin bizi sasirtti. Fena bir yerde ama temizcene bir kati da var. Temiz bir esnaf lokantası – en sevdigimm!  Typical Indian Tali dediklerinden aldik. Icinde 7 adet kucuk tabak var ve sadece 90 INR.

—————————————————————

Megersem trafigin son noktasini dun degil, bugun yasayacakmisiz. Bu arabaların dikiz aynalari da yok! Bu kadar yakin gidilirse, kalmamasi normal tabi. Elini saga sallarsa saga, sola sallarsa sola sapacak demek. Hadi buraya kadar normalize ettin varsay, kardesim her an herkes kornaya basiyor. Surekli bir korna sesiyle, nereden geldigini nasil anlayabilirsin ki? Insanlar duyarliligini nasil yitirmiyor? Bu trafikten her gun nasil canli cikiliyor?

——————————

GALDAJI

Buraya geldigimizde herseyi unuttuk. Saray gibi, malikane gibi tapinaklarin oldugu, sanki dunyadan kopmus, etrafinda baska hic birsey barindirmayan kucuk bir vadi.. Bambaska bir diyar.  Tepeye kadar tirmandik. Temple’larin icinde ilahi soyleyenler, ganja, chillum icen monklar, vurmali calanlar… ve maymunlar, insan sayisinin kat be kati, artik onlarin diyari.. Gunes tapinagindan manzara, en guzeli..

Donus yine sancili gecti. 1,5 saat trafik ustumuzden gecti. Ama  sonunda aldigimiz hediye yine cok sukur ziyadesiyle degdi. Bira ve patates esliginde Sunil’in anlattigi hikaye omur boyu anlatmaya degerdi. Her ne kadar, ‘arkadaslarim’ diye baslattigi hikaye, bizim suratlar burustukca, ‘bir kac insan’a donusse de, hikayenin ozu, kafasini iyi yapmak icin 1 ay boyunca ayagindan cikarmadigi corabi, su ile kaynatip icen insanlar da var bu hayatta!

Suprati cnm (:iyi geceler)

06.01.2010 UDAIPUR

3

Wohooo – my favorite city in India till now. They call it the ‘Venice of India’, ‘the lake city’.

We woke up at 6.30 in the morning. Our driver Sanjel told us that the car has broken down, so another car with another driver arrived in 15 mins. In the meantime we ate the super(!) continental breakfast again. Then we left our favorite hotel so far with many thanks to the owner who was so sweet, kind and helpful.

07.45 departure from JAIPUR

13.45 arrival to UDAIPUR

In between, the road trip was very enjoying and had a cleaning process with Jess which was very comforting as well :) Jantar mantar my friend :)

When we arrive to Udaipur, we went to a Chinese restaurant (Parkview restaurant) and ate vegetable and rice for a change (!) There is not one other alternative meal that we ate till now and I don’t know how I am going to handle it everyday. Hope we can find some other stuff to eat.  And hope this will be our biggest problem for this trip :)

Then we arrived to our lovely hotel (HOTEL SAROVAR, room no 206) near the Pichola Lake. And finally we set ourselves and the driver free and wander around the city on foot. We went to the city palace but it was 16.30 and the museum was closing at 17.30. So we decided to go there tomorrow morning. Instead we did some discovery on our own and found some pretty cool places like temples, boutiques, lonely planet recommended cafes, restaurants and hotels. Will I sound absurd if I call this area soho of Rajhastan? Near the lake, there was some traditional live music which put a huge smile on my face. Then we sat at a cool coffee for 2 hours and had marvelous time relaxing.

19.00 CONCERT DE’INDIAN CULTURAL HERITAGE – we went to a traditional dance show that has 8 different types. In the final dance, the lady was stepping on broken glasses and had 8 vases on her head! It was unbelievable. We had a blessed time.

Then we went to a roof bar restaurant that had an amazing view of the lake with the magical, mysterical, magnificient mahals on it. And went back to the hotel and relax.

I really want to thank for this beautiful day. No wonder Udaipur has been ranked one of the most beautiful city in the world. It definitely is! The city has a character which I have never seen before and am very grateful to see this beauty. Would sleep in peace if the cold shower didn’t effect me so much :s

07.01.2010 UDAIPUR ‘the white city’

0

venividivici

CITY PALACE:

Rajhastan’in en buyuk sarayı!

Amber Fort cok daha buyuk gozuktugu icin sordugumda, birinin ‘fort’ birinin ‘palace’ oldugunu, yani farkli oldugunu anlatti tur rehberimiz. Fort’ta, askerler ve secili insanlar gibi kraldan baska insanlar da yasiyormus. Fakat saraylarda, sadece kral ve kraliceler yasarmis. City palace’da hala da yasiyor aslinda son kral. 75 yasinda. Artik kral olmasa bile oranin sahibi ve cok da iyi bir is adami. Simdilerde sadece 2000 dolara muhtesem bir dugun yapmak mumkun burada. 4oo yil surmus buranin yapimi ve 22 kral yasamis. Dunyanin en fazla mirasına da sahip sarayıymış.

Inanclarina gore eger kral halkini iyi korursa Tanri da onu korurmus.

Udaipur’un amblemi olan gunes kapisindan girdik iceri.. Bir suru Tanrı heykeli.. Her zaman oldugu gibi 3 ana Tanrı, yagmur tanrisi, gezegenler tanrisi, bir de orospu tanrıları dikkat çekiyor. Hala Tanri’larin orada yasadigina inaniyorlar ve iyi meditasyon yaparsak onlari gorebilecegimizi soyluyor rehberimiz. Fil tanrisi sans ve refah icinmis. Deve, ask’i sembolize ediyormus. At ise guc’u, kuvvet’i.

Eglenceleri seyretmek icin 2 ayri alan vardi. Biri normal diye adlandirdiklari insanlar icin, digeri ise secilmis insanlarin seyretmesi icinmis.

Ardindan gercek boyutunda bir at heykeli gorduk. Burnunda fil hortumu vardi. O zamanlar filler, atlari yendiklerinden (ki simdi de savassalar yenerler heralde) kral’in aklina enteresan bir fikir gelmis ve cok da basarili olmus. Atlarin burnuna fil hortumu kilikli seyleri takmislar. Boylece filler, onlari yavrulari sanip saldirmamis. Boylece Mogollara karsi yapilan savasi kazanmislar.

Moon palace dedikleri alanda ise kocaman tek parca mermerden yapilmis bir havuz vardi. Krallar kral olmadan hemen once o havuzu bozuk paralarla doldurup fakirlere dagitirlarmis. 1930 yilina kadar da surmus bu.

Gectigimiz tum kapilar, cok alcak ve dardi. Bunun sebebi ise dusmanlar geldiginde egilerek gecmek durumunda kalacaklarindan, kapinin obur tarafinda bekleyen guard’lar, egilen kafalarini gorur gormez keser, onlari boyle oldururlermis.

Kucuk bir oda gorduk, icinde bir suru kafes. O zamanlar martilarla haber salarlarmis. Komik tur rehberimiz kralin artik martilari kullanmadigini cunku artik sms oldugunu soyledi. Ha-ha-ha :).

Daha once bahsetmis oldugum Holy bayramlarini kutladiklari bir alan da var bu City Palace’da. Bence en guzel kutlamalardan biri. Gun boyunca icip, birbirine renk tozlarini atan insanlar pasta savasi yapar gibi egleniyorlar. Eger olur da insallah bir gun evlenirsem ben de isterimmm. Cok eglenceli olmaz miii :)

1950 yilina kadar fil savaslari yapiliyormus burada. Sadece 60 yil once yani. Hawa Mahal’da oldugu gibi, burada da bayanlar camlardan gizli gizli  krali dikizlerlermis.

Bu sarayda bulunan tum resimler, ‘moving pictures’ dedikleri icinde bir kac hareketi barindiran resimler! Mesela 3 kaplan goruyorsun ama megersem hepsi ayni; biri avina giderken, digeri saldiricakken, digeri de oldukten sonra.. gibi..

—————————————————————–

SHILPGRAM CRAFTSMEN’S VILLAGE:

Biraz uzakta bir yerdi merkezden. Neyseki, dedigimizden bir sey anlamayan sofor, bizi oraya goturmeyi basardi. Orda da bir rehber aldik. Girer girmez ozel geleneksel bir dansla karsiladilar bizi. Kendime izin verip katildim yine, cok eglenceli oluyor kikiki :)

Enteresan tezatlar dikkatimi cekiyor. Kadin haklari burada hic gelismis degil. Ozellikle koylerde, erkekler yataklarda, esleri ise yerde uyurmus. Ama mesela Hindistan baskani bir kadin?! Ayrica yine kadin haklari gelismis olmadigindan, toplum onunde kadinlar dans edemiyor ama erkekler kadin kiligina girip dans ediyor ve bu hic ayip degil de mubah?!? Bir arkadaslik sembolu olarak erkekler elele tutusuyor ama kari koca olmalarina ragmen aralarindaki herhangi bir temas, cok ayip olarak degerlendiriliyor. Bana bunlarin garip gelmesinin sebebi, aslinda onlarinkiyle ayni. Hepsi sonradan ogretilmis toplumsal degerler. Evrensel gerceklerle yakindan uzaktan alakasi yok. Laylaylom hepsi :)

Buradaki hersey yine sadece dogal taslardan yapilmis. Ustelik uzerlerindeki antibyotikli bir madde sayesinde, hic sinek de gelemiyor. (Ben ise koye giriyoruz diye coktan maskemi acmis takmistim. Sonra da utandim ya neyse..) 6 adet kaya parcasindan 99 renk cikartip yapiyorlarmis duvardaki resimleri. Buna da ‘miniature painting’ diyorlar.

Bu koydeki kapilar da alcak. Burdaki sebebi ise;
Hindu’lar, Tanri’larin temple’larda vs degil de iclerinde yasadiklarini dusunuyorlar, bu yuzden koy evlerine girerken saygidan egilerek girip, egilerek cikmayi dogru buluyorlar.

Gunduzleri fil tanrisina (good luck and prosperity), ogledensonralari at (power and strength), aksamlari ise deve (love) sembollerine dua ediyor hindu’lar.

Biraz Mahatma Gandhi’den de bahsetti rehberimiz. Megersem adi Mahatma degilmis. Maha – great, atma ise soul demekmis. Yani yuce ruh. Ataturk gibi onun da adi sonradan konulmus anlasilan.

Burdaki cogu sey Jai Salmer colunden gelmis.

Koyde gercek artistlerle tanistik. Hepsi cok basarili ama malesef cok is yapamiyorlardi.

Ogle yemegimizi burada yemenin iyi bir fikir olacagini sanmistik. Yanılmamız acı bir kabullenişle oldu. Baharatlar, burnumdan ve gozlerimden, dunyaya hemen geri döndüler. 1 dolar olmasına ragmen icim yandi.

———————————————————

MANSOON PALACE:

Ilk yedigimiz kazik hayirli ugurlu olsun :) Sadece vah’i degil ah’i bie gitmis bu yerle ilgili anlatacak hicbirseyim yok. Sadece cok tepede ve hic de gitmeye deger bir yer olmadigini soyleyebilirim.

Aslinda bir de tekne turu alacaktik, fakat Mansoon Palace tecrubesinden sonra, City Palace onundeki rehberlerden birini 325 INR’ye deger mi diye sıkıstırdık. Degmeyecegini anlayinca, dun bayildigimiz ‘Savage Garden’ cafesine geri donduk. Bir iyi, bir kotu haber, hava guzellesiyor ama yanında sinekleri getiriyor. Bugun buradan nefret ettik. Saat 19.00’da ‘Light and Sun Show’unu izlemeye, tekrar City Palace’a döndük. Acı yedigimizden beri yasadigimiz dususlerden midir nedir, gosteriyi de pek begenmedik.

Sarayın ihtisamina hic yakismamis sonup yanan isiklara, masalsi bir disses eslik ediyor. Midemdeki sesler, dissesi bastirmaya yakin, neyseki Jess de ayni fikirdeydi ki cikip yemek yemege karar verdik, Biraz da olsa gnochhi ile uzaklasmak da iyi geldi galiba. Rehberimiz Sunil’in bize trene binerken yardimci olması icin bir arkadasini yollamis olmasi da uzerine muthis tatliydi. Soforle birlikte tren istasyonuna gittik..

08.01.2010 UDAIPUR TRAIN TO MUMBAI

14

‘Bu hayatta en sevdigim yolculuk, tren’ derim kendimi bildim bileli. Garlara da ayrı bir asigim zaten. Ama youtube’da ‘hindistan tren yolculugu’ videolarini izledikten sonra, bu secimim icin endise etmeye baslamistim. Aynı sebepten, trenleri de hep first-class almaya karar vermis, fakat bu trende olmadigi icin en yuksek sinif olan second class’ı almak durumunda kalmistik. 15 saat surecek Yol’umuzda, alisik degiliz ki daha, bir vagonu yabancilarla paylasacagimiz gercegi basta biraz korkutmadi degil. Trene 21.30’da bindik. 01.30a kadar basbasayiz, ara ara uyuyabiliyoruz ancak. 01.30’da trenin kapilari aciliyor. Kutumuzdan bir kiz, bir erkek cocuklu bir aile cikiyor.

Yusuf 8 yasinda, cok tatli. Zeynep ise 20lerine yaklasiyor olsa gerek. Muslumanlar ve kapalilar. Ama ulkemizdeki gibi degiller. Geleneksel kiyafetleri rengarenk ve her biri birinden farkli. Daha modernler, karı koca temas halindeler. Saclar gozukebiliyor. Kizin dudaginda parlatici var mesela. Cok sevgi dolular. Aslen Rajastan’da dogmuslar ama babalarinin isi sebebiyle Dubai’ye yerlesmisler. Orada ise batılı gibi giyiniyorlarmıs. Megersem simdi, aile ziyaretine geldiklerinden, eski kostumlerine burunmusler.

yusufzeynepIMG_2478

 Maalesef gece boyunca, tenorda babalari, arka vokalde tum vagon, ustelik metronomsuz, durmadan dogaclama kukrediler. Ne kulaklik, ne uyku ilaci fayda etmedi.  Zaten ust tarafta yattim, tavana yakinlik, normal adami klostrofobik yapabilecek cinstendi! Yine de degisik bir deneyim oldugu icin hayatimdan cok memnunum. Cok memnun olmama da cok memnunummm.

IMG_2489

Sabah 9 gibi ayaklandik. Kahve diye aldigimiz sey, buram buram zencefil kokunca icemedik. Kompartmandaslarimizla sohbet ede ede, disari baka baka 3 saat rotarla toplam 18 saatimizi gecirdik bu Yol’da.

 Indigimizde ise, ‘keske trende kalmaya devam etseydik’ dedirtti bize o an Mumbai tren istasyonu. Bu ne kalabalik, ne karisiklik, ne sefalet, ne oluyor? Kafka’nın Metamorfozunu animsiyorum! Jess de benzer durumda olsa gerek ki bir sure konusamiyoruz. Tum enerjimizi etrafimizi hazmetmek icin kullaniyoruz.

Aslinda Bombey’de gecirecek yaklasik 7 saatimiz var ama rotar sayesinde, yaklasik 4 saatimiz kalmis. Basta gelmelerinden cekindigimiz kompartmandaslarimiz, Jusar ve karisi (ben Shana diye hatirliyorum ama Jess attigimi soyluyor), gunun sonunda kahramanlarımız oluyorlar! Megersem aksam Pune’ye olan trenimiz, bambaska bir yerden kalkacakmis. Ustelik oraya gitmek icin, bir yerel trene daha binip, orayi bulmamiz gerekiyormus. Sirtimizda gullelerimiz, daha onca merdiveni nasil cikacagiz derken, cok sevgili Jusar, bir gunes gibi parliyor karanlik gunumuze. Sadece tren biletlerimizi almakla kalmamis, bizi istasyona kadar birakmayi kendine gorev edinmis. Trenden sonra taksiyle bile geliyor ve bir kurus bile de odettirmiyor bize! (annecim sen hatirlarsin Paris’teki adamdan öteydi) Hayatim boyunca duacisi olacagim bir insanoglu daha! Kendimi borclu hissettigimden, cok sevgili Jess’in annesinin verdigi nazar boncugumu ona hediye ediyorum. (Rahel’cim tekrar teskler, umarim beni anlar ve kizmazsin, yanimda daha guzel ve sembolik birsey yoktu)..

Ilk once backpacklerimizi locker’lara birakiyoruz. Gunlerdir hallolamayan telefon krizimizi halletmeye koyuluyoruz yine grrr! Damn u Aircell! Aircell yazan kocaman bir yer goruyor, giriyoruz, derdimizi anlatiyoruz. Gorevli, hattima 1000 INR yukledigini soyluyor ama gelen bir kontor yok. Haliyle ben de parasini odemeyi red ediyorum. Cattık mı, adam tutturuyor ‘benim de hesabimdan gitti, ben istiyorum parami’ diye. Baska bir Aircell gorevlisi cagiriyoruz ama tabi ki bir ise yaramiyor. 22 saattir agzimiza duzgun bir yemek girmediginden, tansiyonlarimiz da yerlerde. Hicbir yere varamadigimizi gorunce, artik neredeyse aglayacakken, acimis olsalar gerek ki bizi birakiyorlar. Biz de kitliktan cikmiscasina insanlara yemek yiyecek bir yer soruyoruz. Malesef onerilerini kokular yuzunden degerlendiremiyoruz. Normalde, fast food’dan nefret eden ben, Mc Donalds gorunce col sanrası su bulmusa donuyorum. Sanayi yapimi mcchicken, megersem ne kadar da lezzetliymis. Migdemiz calisinca, aklimiz da calismaya basliyor galiba. Telefon kartlarımızı degistirmeye, Aircell yerine Vodafone almaya karar veriyoruz. Bastan hat alip bastan kontor yukluyoruz ve tatammm hatlarimiz aciliyor, ustelik roaming de odemiyor olacagiz oleyoley. Istasyona geri donup gullelerimizi alıyor ve trene dogru gidiyoruz. Bu sefer de adam ‘isminiz yok, giremezsiniz’ demesin mi, hayiirr olamazzz derken neyse olmuyor, baska vagondaymisiz. Bu sefer ‘first class with ac’iz. Cok tatli bir ciftle paylasiyoruz vagonu. Kadin 41 yasinda ve 19 yasinda cocugu var. Biraz fazla konusuyor ama o kadar komik ve tatli ki, sicakligi cok iyi geliyor. Simdi ki tek sorunumuz Pune’ye gece 2’de varmamiz ve daha onemlisi kalacak bir yerimiz olmamasi. Sunil ilk once buluyor sonra bulamiyor sonra buluyor sonra bulamiyor derken en son bulamiyor. Ama icim enteresan bir sekilde cok rahat. Daha bugun bir suru ‘kotu sandigimiz sey iyi’, ‘kolay sandigimiz sey daha zor’lar yasamadik mi.. Everything happens for a reason. Thanks to all, I’m sure something good will come out of it. – will keep you posted, xx.

10-15.01.2010 OSHO INTERNATIONAL CENTER / PUNE

4

available upon request – vanessataragano@gmail.com

– huge admirer of Osho

Go to Top