V’StateOfBody

19.01.10 / KERALA / KOVALAM

07.15 kahvalti sonrasi 07.45 yola cikis saatimiz adet olmak uzere. Kovalam’a Yol, diger Kerala yollari kadar keyifli degil. Soforumuzle en uzun muhabbetimizi yaptim az once. 2 cocugu varmis, budur. Vucut diliyle anca bu kadar. Nasil anlasiyormus dil yokken insanlar hayret walla.

daracik daracik sokaklar..dan adrenalin pompalayarak otelimize variyoruz. The Country Club – Treasure Cove (#606) simdiye kadar gorduklerimizin en guzeli.

Kovalam bir sahil sehri..

Tam da ihtiyacimiz olan sey, gunlerdir kostur kostur geziyoruz. Bugunu bu yuzden pamper’a, dinlenmeye ayiriyoruz. Esyalarimizi laundry’e vermek ne guzel bir rahatliktiiirrr cok sukur! Her gun elde citile citile nereye kadar. Ne simarmisiz megersem.

Kendimizi simartmak demiskeen aksam yemegi icin gunduzden gozumuze kestirdigimiz lobsterhouse’a gidiyoruz.

Denize, batan gunese, yaktigi renklere, yemeklerimize, keyfimize, Varliga! Yabadabaduuuuuuu!

Ustelik bu masa sadece 25 dolar, bekleriz!

Dusunuyorum da.. yaklasik son bir senedir Yol’a kararimi kesinlestirdigimden, alisveris yapmayi da biraktim. Inanmak zor gelebilir ama o kafa’dan cikmanin, ne kadar buyuk bir rahatlama oldugunu anlatamam . Megersem ne kadar zaman alan ve kafa yoran birseymis.

20 gundur nerdeyse her gun farkli bir yer gordugumuzden, aslinda baya yorgunuz!!. Goa’da 12 gun dinlenmenin bize cok iyi gelecegini dusunuyoruz.

Buraya kadar her gun, gunluk gibi blog da yukledik ama Goa’yi genel yazmaya karar verdim. Hem internet sikintiliydi. Daha dogrusu kaldigimiz yerler cok kotu oldugundan zaten yoktu. Internet kafeler ise son derece havasiz cunku camsiz ve gercek bir iskenceydi. Bu aranin da bana ayrica iyi geldigini itiraf etmek durumundayim. Cunku her gun nete girince sanal dunyadan da/ Turkiye’den de bir sekil kopamiyorsun onu farkettik.

İtiriaf: Kurtulmus oldugumu sandigim alisveris ruhu itiraf etmeliyim ki fena portledi (zaten ne zaman kendi hakkimda konussam, senelerdir genelde pisman oluyorum cunku hepsi sacmalik. Insanin bir gunu bir gunune uymayabilir, dusunceleri surekli degisebilir veya bunlar kaliplasmis cumleler olabilir vs. dilegim tum bu etiketlerden kurtulmak ki o yuzden olsa gerek hep tersini yasatiyor bir sekil evren bana.) Cantamda malesef bir igne koyacak yerimin olmamasi, kendimi kaybetmis olmanin utancini yendi ve pek birsey alamadim o da ayri..

07.02.2010 Bhutan / Paro

Esyalarimizi birakmaya otele geldik. Kichu Resort (room no.26). Odamiz tertemiz, sicacik, cok guzel. Ustelik yumusacik yorganlarimiz, yastiklarimiz, tertemiz, mis kokan carsaflarimiz var. Uykum da var ama gunu kacirmamak adina otelde yemegimizi yiyip cikiyoruz.

Yemekte Jess’le basbasa olmamiza ragmen, 5 kisi servis yapinca, ki hepsi de kibarliktan kirilmak uzereyken, kendimi sasiriyorum. Nerdeyim yau, nereden nereye.. 6 cesit yemek, hepsi de birbirinden guzel..

08.02.2010

Sabah kahvaltida omlet, pancake, peynir, tost, meyve off kendimi kaybettim burda.

Bu kadar sik yer degistirirken, aradaki kosul farklarinin uzerimize yarattigi etkiler cidden cok komik ve yine pahabicilmez deneyimler. Roller coaster gibi..

Gun batimi renklerinde 1 saatlik masaj pahabicilmezken, Tayland’da sadece 10 dolar!

Tek sorun dil cunku Ingilizce onlar icin sadece bir kac kelimeden olusuyor:

– Excuse me, during massage yesterday,I think I forgot my bracelet here

– you want massage?

– no no massage. yesterday, this bracelet, I forgot here (ellerimle kollarimla kivraniyorum)

– masajjj oh yes yes wat taymm masajjj?

– no massage, forget massage, forget everything. I, me , I my bracelet gone, you have? (bildigim ingilizceyi de unutacagim burda ya)

– oh I don’t know

– dkchxrjhgjidjlshglkrjh;j

 Dun kahvaltida da soyle birsey oldu;

–          V: Can I have a slice of bread please

–          Thai waitress: what?

–          V: Bread – one bread please

–          Thai waitress: what? I don’t understand I’m sorry

–          V: Bread ya bread’i baska nasil telafuz edebilirim? Bred? Brid? brad?

–          Thai waitress: van minat

–          Thai waitor comes along: yes?

–          V: One slice of bread please

–          Thai waitor: Bred?

–          V: Yes bread – oh bea anladi galiba

–          Thai waitor: Bred?

–          Hay alaaam anlamadin dimi yine…

Lost in translation!

 

Sirtinda kocaman evinle, bu ‘longtail’ denilen balikci teknesine binmek zaten bir dert. Cantan en sevmedigin sey haline geliyor. Burdan baska bir longtail’e mi gecicez, nasil?? Ordan da adaya varmak icin, denize mi atliyacagiz??? Hayirrrrr. Ama evet. Neyse cok sukur, bu engeli sagsalim astiktan sonra, sabahin korunden beri, hic birsey yiyemedigimizden aci ceken karnimizi doyurma amacli, giriste tekil olan fancy otelin restoraninda birseyler yemege razi olduk. Baska kalacak yer bulmak icin adanin obur tarafina gecmemiz gerektigini ogrenince ‘Ok taksi?’ Oh varmis. Yemegimizi yiyip ciktik. Sirtlandik tekrar gulleleri. Taksilere yurumemiz gerektigini ogrenince, o bile acitti ki basimiza geleceklerden habersizdik. Adam taksi diye motosikleti gosteriyor! yok artik, 10 dk yuruyemiyoruz, motora mi binecegiz!!?! Oldu. Olan da oldu. O sirtimdaki koca dev, bi saga bi sola bi hopla, bittim o yolda. Agir dayak yedim yukumden. Nedense benim disimda herkes de pek eglendi. Jess dahil!.

v’stateofbody:

4’te kalktik, Avusturalya’nin ilk gunesini goren bu dagda, gunes dogusunu yakalamakti planimiz. Rodney 200m demisti burasi icin. 4.4 km nerde 200m nerde abicim. Ustelik gelismis bir parkur oldugundan, acemiler de uyariliyor. Yani ben, ama yine de sansimi denemek istedim. Gunes dogusunu anca baslarda yakalayabildik. Yagmur ormaninin icinden yuruduk ve yesillik her daim yagmur, toprak ve yukseklik degisimi sebebiyle degiskenlik gosterdi.

Kus sesleri esliginde saatlerce yokus yukari yuruduk. Turkcesini bulamadigim whipwreck cinsi kus ise cizgi filmden cikma sesiyle surekli gulmemi sagladi. Hazirlikli olmadigimiz icin yanimizda bir bardak su bile yoktu ama yari yolda buldugumuz selale, ziyadesiyle yetisti imdadimiza. Gunes dogusunu yakalayabilmis insanlar asagi inmeye baslamisti. karakter analizi basitti, kimisi ‘daha coook yolumuz oldugunu’, kimisi ise ‘nerdeyse geldigimizi’ soylemisti. Beni en cok sasirtan, sirtinda kocaman bir backpack’le 60 yaslarindaki dedenin, arkasina motor takmis bir hizda ruzgar gibi gecip gitmesiydi.

Halbuki bana o kadar fazla gelmisti ki neredeyse sikayet edip donecektim. Yilamadim devam ettim. Tam sonuna geldigimizi sanarken karsimiza, hadi 90 olmasin ama neredeyse o derece dikliginde bir dag daha cikti!.

Daha once hic daga tirmanmadigimdan basta cekindim ama oraya kadar gelmisken yapmamak olmazdi. Jess onden yol aldi. Hala onu gorurken sordum nasil diye. Zor ama 10m kalmis oldugunu soyleyince basladim cikmaya. Demire tutunaraktan yavas yavas tirmandim. Zor olan yerlere oyuklar da acmislar, fena gitmiyordum. Arkamdan bir cift gelmeye basladi. Neyseki onlar da yavas oldugundan hizlanip stres almak zorunda kalmadim. Ama yol bir turlu bitmek bilmedi, 10m degil en az 20m daha tirmanmistim. ‘Jeeess’ diye seslendim, ancak ses cikmadi. Arkamdaki cifte baktim, onlar da yoktu. Yemin ederim o anda yukaridan acayip bir isik geldi. Tekrar Jess’e seslendim, tekrar arkama baktim, bir tek ben vardim. Olmus ve cennete mi gitmistim acaba? Tam oyle bi an’di cunku. Dustugumu hatirlamiyordum ama. Doruga vardigimda yasadigim sok manzaradan geldi. Bulutlarin icinde oldugumuzdan hic bir sey goremedik! Sonucun degil Yol’un onemini anlatiyordu manzara ..

Acikcasi bunu yapabilmis olmak da yetti bana. Sonsuz tesekkurler…

Bu arada asagi inmek de ayri bir maceraydi. Oryantasyon dengemi birfiil yitirdim. Geri geri gitmemiz gerektiginden ve cok da dik oldugundan, duz yerde mi yuruyorum, egiliyor muyum, dikmiyim, ne oldugumu sasirmak baya eglenceliydi. Inmek, daha bir kolaydi tabi. Ustelik ucunda su ve kahvalti vardi. Toplam 8.8 km yol yaptik bugun. Yorgunlugumun altinda bir yerlerde kendimi cok iyi hissediyordum.

v’stateofbody


Galiba en kayda değer komik anılarım, yaşadıklarım ama kaydedemediklerim oluyor.

Dolmuş yerine Kollektivo dedikleri küçükçe bir arabanın içinde, şöför dışında önde 2 kişi, arkada 4 kişi oturmak doğal burda. Bir gün yanımdaki tombiş teyzelerin ve önümdeki kilosu boyunu katlamış amcaların aralarında kaybolmuşken, kendi kendime çok eğlendim :) belki de kamera olsaydı bile görünmeyecektim. Buna rağmen herkes tertemiz kokuyordu ya – helal olsun..

vanessastateofbody


COROICO

(22-24.04.11)

(nüfus: 4500)

Bu nasıl güzel bir kasabadır

meyve bahçeleri, koka yaprakları, sıcacık insanları..

Dağları böyle karşına alıp bakmak.. ne güzel bir şanstır böyle..

Nasıl bir yoldur bu .. saatlerce yürü, minik tepelerinde.. kuşlar, kelebekler eşliğinde..

Konuk etsin, gittikçe şakayan 3 ayrı şelale, seni eteklerine..

Kalpsiz teneke adam, beyinsiz ‘korku’luk ve korkak aslan gelirse de şaşırma böylece :)

Coroico’da, Yeşil, yeşilliğiyle dolup taşmış, gururundan çiçek açmış..

güneş ışınları üzerinde.. zevkten bin parlıyor..  zümrüt oluyor ..

Karanlığı bile Gündüzle yarışıyor Coroico’nun..

Yıldız taklidi yapan Ateş Böcekleri başrolde,

bir anda yok olup var olarak, geceyi esrarengiz bir masala dönüştürüyorlar.

Ay, Gece, sonsuz yıldız takımları ve yeşillik kokusu.. ailesi..

kurbağalar, egzantrik kuşlar ve çekirgeler ise arkadaşlarından en gevezeleri.

Coroico’nun köylüleri de pek şeker, pek konuşkandı yine.. bir festival zamanı gelmiştik buraya.. neden sözsüz bir müzik dinlediğimizi sormak için durdurdular bizi.. sıcacık sohbetimiz ardından da partide görüşme kararı aldık. Çok eğlendik..

Yapılasılar:

Death road, Keyif, güneşlenme, yüzme, hamak keyfi, koka yaprakları, orkideler, şelaleler arasında trekking, balık tutma keyfi, ‘El Choro’ gibi, 3 günlük Inka yol’ları, El Rlicho’dan at kiralayıp gezme, zipline, rafting, 30 dk uzaklıkta, ‘El Vagante’ adlı yerde tur aldığınızda Yungas ormanlarında, kanyonlar, ve berrak ötesi 8 ayrı şelale görmek de mümkün.. hatta bakarsınız, altın da bulursunuz :)

The other side of the coin / v’stateofbody

Coroico dediğim gibi iyi güzel hoştu da..

yaptığımız o harikalar diyarı şelaler turu sonunda geldiğimiz O hal..

günü diğer unutulmaz kılanlardandı..

Tozların altında.. Öyle ki – renginden çalmış.. nerdeyse her şey aynı, toz rengi

Bir süre sonra, arabalar da bol bol yanımızdan geçtikçe, biz de ahaliye katılıp, toz duman giyindik her yerimize, iyicene..O toprak yolda, biz de toprağa dönüştük haliyle..

Daha kötüsü, kamp yaptığımızdan, yıkanacak yerimiz yoktu. Gün ortasında, tozdan nasıl bir hale geldiysek, kirpik aralarına kadar toz girmiş gözlerimiz, dönmüş, ‘backpacker’ zihnimizi altetmiş, yıldızlı otellere duş için günlük para ödeme peşindeydik ..ama.. hay bin kunduz.. hiç birinde mi yer olmaz.. gözüken tek çare halk banyosu – ki o da çok sertti.. neyseki sonunda bir otele yalvarıp, para karşılığı duş alabilmeyi becerdik ve gözeneklerimize ziyafet çektik.

kısacası kelimenin anlamıyla da, görüntüsüyle de, hayal gibi geldi Coroico bana..

Go to Top