21-22.10.2010 Kerala / Kovalam – Goa

Yolumuz cok guzel! Palmiye agaclari arasinda Goller… cesit cesit rengarenk tarlalar.. Hatta cok duzenli ve ulkenin aksine cok temiz… Hic gormedigim cins bufalolar, inekler..

Hayallerimde genelde trenle yapardim Yol’umu! Gerci o zamanlar, kocaman bir camdan bakardim doga anaya.. Disardan hic ozendiriciligi olmayan, kirik, dokuk, pis camlardan, bu kadar guzel gorunecegini hayal edememisim :)

Ama mumkunse trenlerde yukarda yatma! Klima tam tepende, uyku yuzu gormek pek mumkun olmuyor. Guya trenimiz cok iyiymis. 2 haftada bir olan bu tren mesela gecikirse, tum trenler durur, buna yol verilirmis. Ne hayrini gordun dersen, heeec, Sadece sabah, oglen, aksam yemegi verdiler. Gerci onceki tren deneyimimiz ardinindan tam takirdik, megersem gereksizmis. Sadece kirmizi renkte muz denemeye yaradi bu tedbirimiz. Jess’in muzun, renginden ve Hindistan itibarindan dolayi baharatli olduguna dair inanci yuksekti ama normal muzdan cok daha tatli ve buyuk bir boydu kendisi. Kerala’da yetisiyormus sadece. Uzun zamandir gordugumuz ama yemege cekindigimiz ‘vegetable kofta’ (sebze koftesi)yi da boylece kahvaltida denemis olduk. Ustelik baharatliydi ve hic de fena degildi. ‘Sabah kahvaltida baharatli bir sey yiyemem’ dusuncesine/idefixine de boylece ‘byebye’ demis oldum!!!

Baharat demisken.. Az once Israel’li bir cocukla tanistim. 9 ay kalmis Hindistan’da. Sadece meditasyon icin gelmis buraya. Dogurmus kadar olmustur heralde! ‘9 ay fazla gelmedi mi ? bu kadar baharatli nasil yasadin?’ dedim. ‘Sadece son 2 haftasi fazlaydi, artik evime donmek istiyorum. Ama burda baharat metaforu gibi tum olumsuz seylerimle yuzlestim ve bu cok iyi geldi!!’ dedi. Cesitli ashramlara gitmis. ‘Hugging ashram’a da gitmis ve baya begenmis. Kibutz’da yasiyormus. Drum ogretiyormus. Osho’nun Drum Meditation’indan bahsettim.  (Drum’i kalp atislarina benzettigini, dinledigimiz drum’in bpm’i artikca, kalp atislarimizin da hizlanmasindan ve yavasladiginda ise kalp atislarimizin ve nefesimizin de yavaslamasindan dolayi, derinden hissederek ve dans ederek cok hassas anlar yasadigimizi anlattim.) Tam onluk olmaz mi? kimbilir Onun da anlatacak daha ne hikayeleri vardir!

20 gundur nerdeyse her gun farkli bir yer gordugumuzden, aslinda baya yorgunuz!!. Goa’da 12 gun dinlenmenin bize cok iyi gelecegini dusunuyoruz.

Buraya kadar her gun, gunluk gibi blog da yukledik ama Goa’yi genel yazmaya karar verdim. Hem internet sikintiliydi. Daha dogrusu kaldigimiz yerler cok kotu oldugundan zaten yoktu. Internet kafeler ise son derece havasiz cunku camsiz ve gercek bir iskenceydi. Bu aranin da bana ayrica iyi geldigini itiraf etmek durumundayim. Cunku her gun nete girince sanal dunyadan da/ Turkiye’den de bir sekil kopamiyorsun onu farkettik.

İtiriaf: Kurtulmus oldugumu sandigim alisveris ruhu itiraf etmeliyim ki fena portledi (zaten ne zaman kendi hakkimda konussam, senelerdir genelde pisman oluyorum cunku hepsi sacmalik. Insanin bir gunu bir gunune uymayabilir, dusunceleri surekli degisebilir veya bunlar kaliplasmis cumleler olabilir vs. dilegim tum bu etiketlerden kurtulmak ki o yuzden olsa gerek hep tersini yasatiyor bir sekil evren bana.) Cantamda malesef bir igne koyacak yerimin olmamasi, kendimi kaybetmis olmanin utancini yendi ve pek birsey alamadim o da ayri..

22.01.10 – 02.02.2010 GOA

Goa Hindistan sehri degil sanki. Bir Avrupa sehri kacmis icine. Portekiz somurgeliginden de olabilir de.. Hintli gorebilirsen sanslisin o derece. Goa’ya yerlesmis ya da ziyerete gelen yabancilar ciplak. onlari gormeye gelen hintliler sahilde, kiyafetleriyle.

Senelerdir ayni kalmasi zaten beklenilemezdi ama benim icin yine de hayalkirikligiydi Goa.

Nasil ve nerden bakarsan gerci..

Pislik, bireyselcilik, dilencilik de var ama sahil, deniz, ustelik cok ucuza eglence de var. Toz dumandan oluyor ama evlerin kapisinda asiklarin isimleri yaziyor!.

Hindistan’in en sevdigim taraflari da neyse ki var! rengarenk evler, gunbatimi sinekleri kovmak icin yakilan tutsuler, her yerde kucuklu buyuklu tapinaklar ve derinden gelen ayin sesleri..

Doga tabii tartismasiz en guzeli.

Party mekani sanirdim Goa’yi. O da yalanmis. Saat 19.00da baslayip gece yarisi veya en gec 02.00’de bitiyor geceleri. Muzigin sadece trance olmasi ise, benim icin ayri bir iskence aleti. 

Rastamania ve tatoomania hat sahfada. Dovmeler sanat eseri, Aztek tarzlari favorim!

Hayatimda bu kadar kozmopolit bir yer gormedim. Nuh’un insanoglu gemisi burada. Aklini kacirmis olanlar, henuz kacirmamislar, meyinli olanlar, alakasi olmayanlar, cool otesi insanlar, punklar, chillumcular, kacaklar, bagimlilar, bagimsizlar. genc tatilciler, hippiler, yasli rockerlar, artistler, modacilar, ozgur ruhlular, ayyaslar, aileler, cocuklar, baris kokan asiklar, cogu ciplak ayaklilar, akliniza gelen her cinste insan bulabilirsiniz burda. It’s the cirque of the freaks, an absolute freakshow.

Sahiller guzel, elbette bir Cesme olamaz ama ineklerin ve saticilarin icinde gunesleniyor olmak surreal!

Anjuna beach, Arambol beach, Ashvem beach, Morjim beach, Vagator beach, small Vagator beach, Baga beach, Candolim beach, Sinquerium beach, Curlies beach…gezdiklerimizden. Sezlonglara henuz para almiyorlar, hatta bazi sahillerin kendi capinda komik localari bile var.

 Bu kutsal inekler sanirsam caktirmadan Hindistan’in temizligi icin de calisiyorlar cunku bir adet cop kutusu bile olmayan bu yerlerde, yine de beklenilen kadar pislik seli yok.

Birgun ineklerin bir tanesi, kedi gibi surekli bir taraflarimdan girip cikip onunla evcil bir kopekmis gibi oynamami istedi. Sen de kacisima Jess kadar gulermiydin bilmiyorum ama bence hic de komik degildi.

Zamaninda tum dunyada yapilan inek sergisi, bu Yol’dan sonra bambaska bir boyut kazandi.

MARKET SCENE

Ilk ‘market’e gidiyoruz’ dediklerinde zaten yeterince garipsemistim. Heralde birsey alip devam edecegiz derken, ortami gorunce kelime buyuk bir anlam degistirdi. Hill Top adinda koskacaman bir alan, ortada dijiridunun da dahil oldugu kucuk bir band konser veriyor. Etrafinda ise bir suru standlarda, asimetrik kiyafetler, tiril tiril elbiseler, cok tarz sandaletler, korsan ve tarzan stili kiyafetler ve oh my takilar bastan asagi ayri bir kulvar zaten.

CAPURA

Capura denilen yer aslinda sadece bir sokak, buranin taksim’i diyebiliriz. Her gece buraya geldik neredeyse. Herkes de oyle yapiyor, market yada party sonrasi yada oncesi icin Goa’nin en in mekani burasi. Jai Ganesh fruitjuice center’dan baslayan bu sokak welcome restorant’la bitiyor ve arada da dunya mutfaklari yapan bir kac yer var. Soho of Goa.

————–

Kadinlar burada da cok caliskan. Gordugum tum calisan ahali kadin. Hatta cogu kiz cocugu bile diyebilirim. 8 yasinda basliyorlar calismaya. Sirf gencliklerini degil cocukluklarini bile yasayamiyorlar!. Birkaciyla arkadas olduk. Mesela Shanti’nin kocasi calismiyor bile. Ama O yine de calismaktan mutlu.

Her yerde oldugu gibi, buranin da meshur mahalle delileri var. Mesela Antonio, kendi dunyasinda kendi kendine konusuyor, ama ona soru sordugunda hic gitmemis gibi cevaplayabiliyor. Tipi gayet duzgun ve temiz. Hatta cok zengin gibi de duruyor. Baska bir deli de marketlerde duruyor ve gecenlere ‘oh yeah check one two three’ diyor.

Yemek konusuna gelince, Hint yemegini ozledim diyebilirim. Agirlikli yabancilardan olsa gerek, secenekler hep dunya mutfagi.. Bean me up, Gustav (Hungarian food – Gulas ve crème balad siddetle tavsiye edilir. Kendi capinda supper club misali yere uzanip da yiyebiliyorsun, hem de cok etnik ve zevkli muzik de dinleyebiliyorsun ve barko esliginde visualization seyredebiliyorsun), Banquet onereceklerim arasinda gelir. Fish curry denilen Goa’nin meshur geleneksel yemegi ve babainca tatlisi da denenmeden olmazlar arasinda.

Reklam panolarinda en cok yine telefon sirketleri hakim. Herkes roaming’den bahsetmis. Hindistan genelinde ise mutluluk konsepti basrolde sloganlarda. Bir de Mumbai, Delhi gibi sehirlerde ise Istanbul’da da oldugu gibi bankalar ve para/indirim konusuluyor daha cok.

———————————-

OUR ACCOMODATION:

Ilk gun internetten baktigimiz ‘Anjunapalms’ adli guesthouse’da kaldik. (Goa’da kaldigimiz yerler icin oda numarasi veremiyorum cunku oyle bir luksumuz bile yoktu.) Seker bir ailenin islettigi seker bir yer burasi. Ancak onumuzdeki 3 gun bu yer full oldugundan yakininda baska bir yerde kalmak uzere, gun icinde oraya da bakip onayladik. Onun ismi bilem yok. Fatima adinda bir kadin ve kocasi isletiyor orayi da. Bu yerlerde birakin havluyu, tualet kagidi, sabun ve pike dahi yok ama istersen +200inr’ye klima var ki ona da gerek olacak bir sicaklik olmuyor geceleri. 2. gece kaldigimiz yer de 600INR’ydi ve fakat sonra kahvaltida tanistigimiz cocuklar bize kaldiklari yerden bahsedince yine degistirmeye karar verdik cunku hem daha ucuz hem de daha guzelmis. Oraya ertesi sabah gelecegimizi soyledik ama arada Jessi’nin arkadaslari bize baska bir yer daha buldu. Ustelik otel falan degil, 2 yasli kadinin evinin bir kismi. Burasi ise 300INR. O yuzden hemen atladik ustune. Malesef gece sebebini de anladik.  Tualetleri paylasmanin yanisira evde 2 tane cit yapinca dunyayi ayaga kaldiran tijen kopekleri var. o yuzden ordan da ayrilip bir onceki gun buldugumuz yere gitmeye karar verdik ve aradik. Ama onlar da odayi baskasina vermisler bile. Nedense her gun yine bir yer goruyormuscasina, esyalari tekrar tekrar tasimaktan bize bisey oldu. Sonunda stoneage adli bir guesthouse’da kaldik 8 gun. Bu yerle ilgili ne anlatsam – karinca basmalarini mi, yerlerin camurlugunu mu, igrenmekten dolayi uyku tulumunda uyumamizi mi, her gece ruslarin partisini mi yoksa tualetimi yapmaya gittigimde kurbaganin klozete oturmus oldugunu gordukten sonra sikistigim icin klozeti oynattigimda ise tatli kurbaganin tualetin icindeki suya atlama kararini ve benim oyle uyumak durumunda kaldigimi mi.

OUR TRANSPORTATION:

Aradaki mesafeler uzak oldugundan ve taksiler de baya pahali ve zor bulunur oldugundan Goa’da motosiklet sart. Ben bilmedigimden Jess kullandi hep. Ben ise arkada cukurlu yollarda yerimde hoplayip, ziplayip durdum. Cukurlar yuzunden ata binmek gibi birseydi sanirsam. Ayni gun icinde 2 kere lastigimizin patlamasi disinda hersey yolunda gitti cok sukur. Ki o deneyimimiz bile komik oldu haliyle.

————————————————————–

OLD GOA

29.01-02.02 tarihleri arasinda Jason diye bir arkadasim geldi hem saolsun beni gormeye, hem de Goa’yi gezmeye. Muthis bir enerji ve insane (bu sefer ozellikle duzeltmeyecegim :) ) kendisi. Neyse konu dagilmadan devam ediyorum. Bir gun onunla Old Goa tarafina gittik. Baya da yuruduk ve etrafi gezdik. Portekiz etkisini en cok burda hissedebildim. Kucuk kucuk evler, bir suru kilise, Goa’dan bile eser yoktu, birakin Hindistan cagrisimini. Taksiyle pazarlik yaparken enteresan birsey yasadik. Istedigimiz paraya su sartla indi: bizi bir dukkana goturdu, birsey almaniza gerek yok ama 5dk durup cikin dedi. Megersem goturdugu insanlar uzerinden komisyon aliyormus.

———————————————

DUDHSAGAR WATERFALLS:

Bir gun (01.02.2010) Jess, Jess’in arkadasi ve ben araba kiralayip 2 saat uzakliktaki Dudhsagar selalelerini gormeye gittik. 25m derinligindeymis. Cok guzeldi, bu sefer ki wild life sanctuary verdigimiz paraya kesinlikle degdi.Yine bol bol dogayi izledim. Zaten butun hafta bunu yaptim.

Dalgalarin ilk once akmadan asagidan cekmesi.. kimisinin kopurmesi, kimisinin sonmesi..

Envai cesit agac, her biri birbirinden farkli, kimisi birbirine bagli, kimisi bireysel.. kimisi cicek acmis, kimisi kurumus.. dallar sayesinde girdikleri essiz sekiller..

Selale.. suyun etkisiyle acilan oyuklar, o oyuklarin suyu alis ve kesis sekli.. ve suyun onca yaptigi gurultuden sonra geldigi dinginlik, sakinlik seviyesi..

Hepsi birseyler anlatir gibiydi..

Su orumcegi gordum hayatimda ilk defa bu selalerin oldugu yerde.

Offroad yaptik ayrica. 2 tas yanyana duz durmadigi icin baya bi gobek attik arabanin icinde.

Yolda cashew agaclari gorduk. Hemen 15 gunde toplaniyorlarmis.

Asigimmm dogayaaa!

Goa – Mumbai – last day and night in India

Sabah 9da tren istasyonuna gittik. Sonra da Mumbai’ye 15 saatte!.

Alismis olsam gerek ki zaman ucup gitti. Ustelik gunduz treni, uykuyla gecistiremedikte. 2nd class with ac’ydik yine ama ilk kompartman oldugu icin yarimdi, yani Jess’le basbasaydik.

 Taksi ile havaalanina giderken, Slum Dog Millonaire filminin cekildigi slumlarin onunden gectik. Bu tecrubenin filmden de kotu, karanlik, karamsar olacagini beklemiyordum acikcasi. Bi kere ekrana kokunun yansimamasi, o kadar da kotu birsey degilmis, onu soyliyim. Filmde gordugumuzun cok daha buyugu ve gercegi de tabi! Kelimesiz kaldim! Araba camina yapismis oyuncak bebek gibiydim.

Varmamiz aksam 10u buldu. Nepal’e ucagimiz ise sabah 08.40da. Otele gitmeye deger mi degmez mi diye aramizda konusurken, tuttugumuz taksi, otelin daha iyi oldugunu iddaa ederek, bizi butcemize uygun bir yere goturdu. Jess arabada bekledi, ben ise otele bi bakip geldim. O kadar kotuydu ki ‘havalani ne kadar daha kotu olabilir’ diye dusunup Jess’i ikna ettim. Neyseki dogru karari vermisiz. Havalani hic de korktugumuz kadar kotu degilmis. Elbette Mumbai’den daha iyisini bekleyenler de olabilir, ama 1 ay Hindistan sonrasi bence en iyi havaalani :) Ustelik bizim de ilk havaalaninda kalisimiz!

Farewell to India :(

Cok uzgunum. Goa’dan ayrildigim icin hic degil ama Hindistan’dan ayrilacagim icin.

Daha cok ashram gormek, daha cok meditasyon yapmak, icinde daha cok kaybolmak istiyorum. Isaretlerin anlamini daha fazla ogrenmek, daha cok dansetmek, daha derin yasamak istiyorum. Belki 330 milyon tanri degil ama daha fazla Tanrilari hakkinda bilgi edinmek istiyorum. Festivallerini yasamak istiyorum. Pushkar’i, Andaman adalarini, Lakshadweep adalarini, Varanassi’yi gormek istiyorum. Doyamadim hiiiiiiiic!!

Yine de cok sukur yasadiklarimiza, trendeki yerlilerle muhabbetlere, essiz kulturlerine, renklerine, dogaya, inanislara.. bize ogrettiklerine.. hissettirdiklerine.. sonsuz sukur.

ama bitmesin Hindistannn! tadi, baharati damagimda. ustelik hic de kolay olmadi yuzlesmeler!!! Eskilerle! kendimle!

Tekrar gorusmek dilegiyle,

sevgiler, saygilar, sukranlar..

NEPAL’S STATE OF MIND

Namaste; ’İçindeki Tanrı’yı selamlıyorum’ diye merhabalaşılan Nepal’e, tüm tozuna, trafiğine, çekilen sefalete rağmen aşık olmamak elde değil. Rengarenk insanları, inançları, kültürleri, hayatı kabullenişleri… 4500 yıl öncesine dayanan tarihleri ve günümüzde hala uygulanan yoga, dharma ve karma gibi değerleri büyük hayranlık uyandırıyor.

Yüzölçümüne göre dünyanın en çok mirasına sahip ülkesi, dünyanın en yüksek on dağından sekizini de ağırlıyor.

En yüksekleri bildiğimiz Everest, onlarca Sagarmatha (8850m).

Dünyanın bir numaralı hardal, üç numaralı zencefil üreticisi..

Lakin, açlık, fakirlik, hava kirliliği ve trafik en büyük dertlerinden. Nüfusun yarısının geliri günde sadece bir dolar. Ayrıca elektrik sorunları da var. Güneşle birlikte aydınlık da batıyor. Başkentleri Kathmandu’da bile, kesintileri kuru sezonda, günde yirmi saate çıkabiliyor.

Dünyanın tek yaşayan Tanrıçası ‘Kumari’ de burada, Kathmandu’da yaşıyor..

Tibet’ten, Çin’in otoritesinden kaçabilen keşişlerin de gelmesiyle %11’lik Budist nüfus artmakta, %81 ile Hindular çoğunlukta, %4 de Islam dini takip edilmekte. Hinduizm ile Budizm daha bir içiçe geçmiş burada. Siddharta’nın Hindu doğduğu Lumbini şehri de burada olduğu için aynı zamanda. Animizm de temeline şerbet vermiş bu kutsal topraklara.

Hayatlarında hiç himaye altında yaşamadıkları gibi, dinleri uğruna bir insan bile yaralanmamış. Üstelik 80 farklı etnik grup ve 123 dilleri var.

Çoğunluğun Hindu olması nedeniyle, Hindistan’la çok benziyor kültürleri, gelenekleri, sistemleri..

Nepal de ataerkil bir toplum ve aynı şekilde insanları grupladıkları 4 ana kast düzeni var (en üstsınıf rahipler, ikinci sınıf savaşçılar, üçüncü sınıf çiftçiler, dördüncü sınıf ise servis elemanları).

Evlilik yine görücü usulü yapılıyor ve yine bir sürü denklemden geçiyor: kast + din + dil + astroloji.

Başları en önemli ve kutsal yerleri sayıldığı gibi, kafa oynatma şekilleri de Hintlilerle aynı. ‘Hayır’ demeyi, hayal kırıklığına uğratmamak adına sevmediklerinden, kafalarını da evet der gibi sallıyorlar.

Ayaklar da başka bir tabu. Ayak veya ayakkabı altını kimseye işaret etmemen gerekiyor, saygısızlık algılanıyor. Yanlışlıkla birinin ayağına değdin diyelim, saygıdan ilk önce onun omzuna, sonra kendi alnına değmen gerekiyor. Soylular, toplum ortamında ayakkabı giyerken yada ayakkabıcıya giderken görünmekten kaçınıyorlar.

Burada da erkekle erkeğin, kadınla kadının toplum içinde el ele, kol kola dolaşmalarına sık rastlanıyor ama karı kocanın temas halinde olması ayıplanıyor. Bu kadar muhafazakar olmalarına rağmen, çoğu tapınakta inançlar, seks sembolleriyle anlatılıyor.

Burada da direksiyon sağda ama bu sefer dikiz aynalar yerinde çok şükür.

Eylül sonu – ekim başına denk düşen muson zamanının sona ermesiyle, şeytana karşı kazanılan zaferi kutladıkları Dashain bayramları, yeni aydan dolunaya 15 gün sürüyor. ‘Ping’ dedikleri bambu ağacından yapılan kocaman salıncaklar ile rengarenk, şekil şekil uçurtmalar ise kutlama oyuncakları oluyor.

Bayrakları, nadir dikdörtgen olmayanlardan. Hakim kırmızı, savaştaki zaferlerini, kenarları mavi, barışı simgeliyor.

Bence en büyülüyücüsü resmi dilleri; Nepali, Sanskritçe (en merak ettigim dil) ve Moğolca

Çoğunluk tarımla uğraşıyor.

Nepal halkını, Hindistan’dan gelen Racputana asıllı Gurkal’larla, Güney Hindistan’dan gelen Bhutia’lar ve Nevar’lar oluştururmuş. Ama bana sorarsan, çekikliklerini de Çin tarafından bir yerden almış olmaları gerek.

Rehberimiz issizlik sorunu olmadığını söyledi ama gündüz dışarıda çok fazla insan var ve hatta erkekler sokaklarda iskambil kağıtlarıyla saatlerce oynuyorlar.

Çok batıl inançları varmış. Mesela 3 rakkamı uğursuzmuş onlar için. Bu yüzden 3 kişilerse bile bir yere teker teker giderlermiş. Çocukları hakkında güzel şeyler bile olsa konuşulmasını istemezlermiş.

Bir şey alıp verirken sağ el kullanılmalıymış, çünkü sol el tuvalette kullanılıyormuş.

Hindistan 3,5 saat ilerdeydi. Burası bir 15 dk daha.

Maalesef burada da ayakkabisizlar cok :( Ustelik hava da soğuk (13C).

Nasılsın – kitco

iyiyim ya da ok – tikco

teşekkür – dainewad

byebye – tata

lütfen – kripoya

güzel – ramru

seni seviyorum – motimileymayagacu

03.02.2010 Kathmandu @ first sight

Nepal / Katmandu’ya uçarken, yeni bir masal diyarına gelmek üzere olduğumuzun hayalindeyim. Üzerine pilotun ‘Himalayalar’ anonsu, masalıma bol heyecan, adrenalin ve görkem katıyor. Şimdilik kuşlar diyarından seslensem de, dilerim, bir de sürüngen olurum Himalayaların altında, hiç’liği yaşamak adına!

İlk izlenim: Hindu’lar için en önemlisinin ruh sağlığı olduğunu tahmin ediyorum Ama bu pislik, toz, doman, grilik.. içlerini yansıtmıyor belli ki.. Sistem içindeki çaresizliğin mi resmi bu kirlilik.. Benim masal dünyam daha pembeydi sanki.. Kathmandu da baya kaotik geldi bana, Hindistan’ı aratmayacak gibi.. Belki kokusu daha az ve kornaları o kadar sık değil.

Eşyalarımızı bıraktıktan sonra (Hotel Manang, room no 404) çok şeker bir café’de çorbamızı içip keşfimize başladık.

Her yerde renkli bayraklar var, sanırsam masalım başlıyor!

NEPALİ’S STATE OF MIND:

Otelimiz buranın en iyi bir semtinde (Thamal). Dolayısıyla yakınında restoranlar, cafeler, barlar, butikler ve koca bir meydan bulmak mümkün oldu. Dükkanlar, manavlar ve vitrinler de çok daha düzenli Hindistan’a nazaran. Seyyar satıcılar bile öyle.

Nepal’i de gelmeden önce tur ayarlayarak çözmüştük. Kendi başımıza belki de çooook daha uygun çıkabilecekken günahımız: 4 gunluk tur icin (3 farkli sehir +3 yildizli hotel + sightseeing + rehber + tum girisler + sofor + aradaki transportationlar dahil) 200.-USD.

NEPAL / KATHMANDU + BHAKTAPUR

03.02.2010 venividivici

DURBAR SQUARE:

Kathmandu’nun anlamini ogrendik: bu Tapınaktan geliyormus. Kasto, tahta; mandap ise ev demekmis.

Sadece 1 adet Sal agacindan yapilmis koca temple. Dort bir kenarindaki Ganesh Tanrisi, ortada duran Siva’ya bakiyor, Siva ise Kathmandu’ya!

Siva Temple

(Siva, the destroyer) Kadinlar buraya hamile kalmak icin duaya geliyor. Malesef fotograftan anlasilmiyor: Yilanin (ki burda erkek cinsel organini simgeliyor) 5 elementten guc alarak, cembere yani kadın cinsel organina girdigini anlatiyor bu heykel. Yaninda duran, domuz ve inekler ise Siva’nin araclari. Aslani ise, Siva’nin karisi Kali kullaniyor.

———

Karsisindaki Kali temple’da her ekim ayinda 150 adet buffalo kurban edilirmis. (Burada bi tek bufalonun cani can degil anlasilan.)

———————————————

Siva’nin negative tarafinin da heykelini yapmislar. Sadece positive’ligin degil negative’ligin de onunla birlikte oldugunu sembollemek icin.

———————————————————-

          Bir duvar yazilari gorduk. Bunlar 15.yy’dan kalmaymis. Eger hepsini okursan guya ortadan sut akiyormus. Mythbusters buraya teftişe gelmedi herhalde?

—————————————————–

         Kamasutra Temple

Rehberimiz insanlarin seks yapmazsa delirebilecegini ve bu yuzden kamasutra ve tantra gibi bilimlerin ciktigini soyledi. Bisnu Tanrisi ise delirmesinler diye insanlarin dua ettigi bir Tanri’ymis. (Budha Bisnu’nun 9. reankarnasyonuymus)

————————————————

          Hala yasayan Kumari adindaki Tanricayi gorduk. ‘Unmarried human goddess’ anlamina geliyormus Kumari. Kendisi 4 yasinda. Fotografini cekmemiz yasakti ama yasadigi yeri gorebilirsiniz.

Ilk adetini gorunce, Tanricaliktan alinacak ve yerine yenisi gelecek. 32 farkli yerine bakiliyormus Tanri/calar secilmeden once ve bu kucuk kiz testi gecerek o tahta oturmus. Cok mutsuz gorunuyor aslinda. Cunku bulundugu yer, bodrumdan bir kac kat yukarda ve hayatinda birakin disari cikmayi, yere bile inememis. Ama Tanrica!

————————————————-

          ‘Sadu’ diye adlandirilan meshur babalari gorduk. Bu babalar, aile hayatlarindan kendini mahrum etmisler. Genelde temple’larda yasiyor ve butun gun marijuhana iciyorlar. Ama ortalikta gezenlerin cogu sahteymis.

——————————————

          (Her ulke icin 5 hedefimden birini yapma zevki yuppiii) Sanat galerileri cok degerli!. Mandala ve Mantra’larla dolu! Bunlari genelde ya Budha’nin kendisi yapmis zamaninda, ya Dalai Lama, ya da budhist monk’lar yapiyormus.  En cok ‘wheel of life’ etkiledi beni. (buradan onu yaziyla uzun uzun anlatmak cok zor cunku sembollerle gosterilmesi gerekiyor, ama ilginizi cekerse lutfen arastirin, cok etkileyici!.)

—————————————-

Yol’dan getirdiklerimiz..

—————————————————

04.02.2010 venividivici

BAUDA – THE BIGGEST BUDHIST STUPA

Stupa Budhist’lerin, Temple ise Hintlilerin tapinma mekani.

Stupa’larda Temple’lardan farkli olarak, Nirvana ile ilgili bir element olurmus (Nirvanaya ulasmak: reankarnasyonun son boyutu, ‘freedom of not coming back to the world again!) ornek: Budha’nin kulleri.

Inanislarina gore insan olmadan once 84.000 kez gelirmisiz dunyaya hayvan/bitki vs olarak.

bu Bauda adli stupa’nin 5 basamagi var. En asagida gordugun baz, ‘topragi’ simgeliyor. Yukarisindaki kubbe gibi olan beyaz alan ise ‘su’yu. (Beyaz kirec tasinin tozunu, suyla karistirip yapmislar.) 3. element olan ‘ates’ ‘uyanis/farkindalik’ icin gerekli olan 13 basamakla anlatiyor. 4. element olan ‘ruzgar’i ise, sari renk temsil ediyor. Ve 5. olarak da en ustteki alan, ‘gokyuzu’nu simgeliyor.

Yine her yerde bu 5 renkli bayraklardan var – 5 adet budha’yi da temsil ediyor (guney, kuzey, dogu, bati ve center budhalari) Buradaki heykelde 4 tanesi gozukuyor. Her birinin meditasyon icin duruslari farkli. Merkezdeki ise gizli. O da ultimate noktayi gosteriyor!

Stupa’nin uzerindeki gozler ve burun Budha’nin – compassion’i sembolluyor.

Stupa’nin cevresi, icinde mantralar olan silindirlerle (prayer wheels) dolu. Bunlari saat yonunde cevirdikce ruhun temizledigin soyleniyor.

(Wheel of life’i bi kere de bu rehberimizden daha detayli dinledikten sonra etkilenmem doruk noktasina cikti!)

Stupa’nin tepesinde saat yonunde donerken tum insancil hapislerimden kurtulmak icin (kiskancliktan, ofkeden, korkudan vs.) dua ettim, yukseldim. (istek dua varsa alailirim :) vanessataragano@gmail.com)

————————–

4 adet Budha okulu varmis: 3unun rengi kirmizi ki bunlar Shamanism’le birlesmis olanlar. 4.su ise sari rengi kullanan Dalai Lama’nin okulu.

Tibet malesef Cin hukumdarliginda oldugundan, Budhistler orada rahat edemiyor, korkudan yabancilarla ve Cinlilerle konusmuyorlarmis bile. Bu yuzden Nepal’e gelip, kendilerini daha bir evlerinde hissetmelerine imkan veriyorlarmis.

Nigma ve Sakya adli okullari da gezdik burada. Hatta bir tanesinde ayin yapiliyordu. Ikisi de kirmizi takimdaydi. Dalai Lama’nin resmini gorunce sordum, saygidan koyuyorlarmis.

Bir suru monk gorduk. Onlar da bizim Osho’da giydigimiz gibi maroon renkli kiyafetler giyiyorlar. Daha dogrusu elbetteki biz onlar gibi…

Bir de dun kesifteyken her yerde calan, asik oldugum Tibetien chanting cd’si aldim – ‘om mani padme hum’ – yani om! the jewel of lotus – arinmak icin Budha’yi simgeliyor. Eger cd’li bir bilgisayar bulursam, yukleyip paylasmak cok isterim cunku cok huzur veren bir melodi.

——————————————-

POSUPATI – HINDU CRIMINATION

Tum Hintliler oldukten sonra yakiliyor ama outcast’ler yakilmiyormus. Bunu seyretmeye goturdu bizi rehberimiz.

Dumanların arasından, ilk once bir olu bedenin nehire dogru goturuldugunu gorduk. Cenazesine gelen yakinlari, teker teker basindan biraz kutsal su doktuler. Her ne kadar soylenilene gore, ölümü kotu birsey olarak gormeseler de, yakinlari naralar atiyordu – fiziksel boyutta yakinindan koptuklari icin herhalde. Bazen bir gun bekletiyorlarmis, bazen de ayni gun yakiyorlarmis defni. (benim bile gozlerimden yaslar dokuldu naralari duyunca, onlar nasil uzulmesinler?)

ve hemen yanlarinda, konuyla alakasiz, ayni yerde yuzunu yikayan kucucuk bir kiz…

Burada da Sadu denilen baba’lari gorduk (Hani hic iliskiye girmeyen ve butun gun marijuhana icen babalar). Polisler geziyordu ara ara yanlarinda. Hem baskalarina satmamalari icin, hem de baskalariyla icmelerini engellemek icinmis. Fotograf cektigimiz icin bizden para istediler. (e gecimlerini boyle sagliyorlar, ne yapsinlar..)

————————–

Hindu dinine gore Tanri’nin yani God’in acilimi soyleymis:

G – generator/creater – Branma (the god of creator)

O – observer – Bisnu – (the god of protection)

D – destroyer – Siva (the god of destroyer)

————————————————

Bhaktapur’a giderken, Chimi adinda bir koyden gectik. Sebze ve kepek tarlalariyla dolu!. Sari ciceklerden de hardal yapiyorlarmis.

Gectigimiz yol Tibet’e gidiyormus. Sinira gitmek 9 saat, baskent olan Lhasa’ya ise 4 gunde variyormussun.

——————————

BHAKTAPUR

Burasi cok daha sakin bir sehir. Daha karakterli ve daha tenha. Daha cok ilgimi cekti dolayisiyla. Daracik sokaklar, evlerin uzerlerinde boyayla yapilmis, kotu enerjiden korunmak icin cizilen isaretler, kilden yapilmis canaklar, testiler, vazolar, rengarenk kocaman maskeler, yine rengarenk bir kac basli tanrı heykelleri, hersey bir tiyatro sahnesi gibi…

15yy’da baskentmis Bhaktapur. Halk gecimini kilden yaptigi biblo/heykel sanatindan, kuklalardan ve tahta oymaciligindan kazaniyor. Zaten bu wood carvings – Nepal architecture olarak geciyor. Binlerce yil yasayan mese agaclarindan yapilmis bu guzelim temple’lar. Hintlilerin ise temple’lari genelde tastan yapiliyormus.

Oymalarin cogunda cok fazla kolu ve basi olan heykeller var. Bunlar da gucu temsil ediyor.

55 camli saray anlamina gelen ’55 windows palace’ adli temple’i da gorduk.

Tavuzkusu simgesi var her yerde. Sarayda bulunan heykelden almislar, restoranlarina ve caylarina bile bu ismi tasimislar.

1934 yilinda olan deprem ardindan tum bu yerler yikilmis ve bastan insa edilmis.

—————————————

MONKEY TEMPLE

(Geri donusumuz trafik yuzunden 2 saat surdu, ve o kadar toz duman yuttuk ki hic bitmeyen bir bas agrisiyla karsilastik. Bu insanlarin bu kadar tukurmesinin bir sebebi de bu olabilir mi acaba? Yerliler bile maskeyle dolasiyorlar, dusunun.

Yolda bir de asagidaki kamyonu gordum. Megersem boyle bir film varmis.

Vardigimizda hava kararmak uzereydi, o yuzden cok az vakit gecirebildik burda.)

Cok fazla maymun vardi – bu yuzden adina Monkey Temple demisler zaten. 2000 yil once insa edilmis. Aslinda ortadaki buyuk olan temple Budhist’ler icin, yanindaki 2 kucuk olan ise Hindu’lar icin yapilmis.

Tibet takviminde olan 12 hayvanin heykeli de vardi burada.

Aslinda buraya cikmak icin 385 adet merdiveni tirmanmak gerekiyordu. Ama rehberimiz neyseki bizi baska bir yerden cikardi. Sadece girisin fotografini cekemedigimize uzuldum cunku cok gosterisliydi. Nerdeyse asil temple’lardan daha bile enteresandi ki onlarda merdivenleri unutasin diye yapilmis :)

Simdiye kadar en memnun kaldigim rehberimiz bugunkuydu. Kendisine de soyledim tabi. Mutlumusun diye sordugumda, her insan gibi daha buyuk arzulari oldugunu, o yuzden cok tatmin olmadigini soyledi. Nepal’de en yakin oldugumuz insanin boyle hissetmesine uzuldum acikcasi ve butun gun sorularimla da irdeledim neden boyle oldugunu. Bu sayede de cok guzel sohbet etmis olduk. Hindu’larin nasil sadece kabulleniste olduklarini ama Budhist’lerin uzerlerine bir de wisdom koyduklarini, bu yuzden ilerlemeye daha imkan tanidiklarindan konustuk.

——————-

İlk gun, onceden tur rehberimizle konusarak karar verdigimiz restorana gitmek uzere, tuktuka da binmis olduk. Burdaki tuktuklar mukemmeller. Hindistandaki kamyon sanati gibi burda da tuktuk sanati var anlasilan. Hepsinin fotografini cekmek istiyorum saheserler. Bir kitap projesi de burdan cikar.

Peki ya Onlarin cektikleri.. Jess sportif olmasina ragmen beni goturmeye calisti ama cok zorlandi. Bizi ceken yasli adam ise, halinden ne hikmetse hic sikayetci degildi.

———————

İlk gece yemekte diger 4 hedefimin hepsini birden gerceklestirmis de oldum oleeey – lokal yemek, lokal icki, geleneksel muzik dinleme, geleneksel dans gosterisi izleme ve mumkunse yapma. Hepsi birbirinden guzeldi. 3. gozumuze gelen boya ise hediye :) Dans hint dansina biraz benziyordu ama erkek kadin temasi daha sık (yani en azindan temas vardi, esler birbirine bakiyor, elele tutusabiliyordu) ama detaysizdi. Lokal yemek cok sukur baharatsiz ve cok guzeldi. Kucuk kucuk bir suru tabak geldi. Lokal icki olarak ilk once refreshment icin rice wine verdiler – tekiladan bile sertti nasil refreshmentsa o! Bir de everest marka biralarini ictik. Bir blogda okudugum jongpa ickisini henuz bulabilmis degilim.

Cok guzel geciyor gunlerimiz, gecelerimiz, tesekkurler…

Renkli ruyalar..

05.02.2010 NEPAL / POKHARA

Basta programimizda olmayan Pokhara’ya geldigimiz icin cok mutluyuz. Ustelik hersey dahil sadece 35 dolara, arabayla gidip 1 gece kalip ertesi gun donecegiz. Bekleriz..

8 gibi yola ciktik. Yol 5 saat surdu. Basamak basamak her yer. Yuzyillar once koyluler, ciftciler yapmislar bunlari.

Soforumuzun sivesinden anladigim kadariyla gectigimiz noktalar soyle: Malipu – Sarahoti (ki burda rafting yapiliyor) – Macitar – teleferikle cikabildigin dagin tepesinde bir temple var (belki donuste yapariz dedik) – Masendi River – Habu Kayreli – Umre – Fayramida – Seyti River.

14.00 civari vardik. Muthis seker otelimize (Hotel Kantipur, room no 116) cantamizi birakip kazinan migdemize yardimci olmak uzere arayisa ciktik. Biraz yurudukten sonra cok guzel bahcesi olan bir Kore restorani gorduk. Daha once hic denedigimi hatirlamadigimdan Jess’e sordum, uydu ona da yesss.. Ustelik dun Sushi istemisti ve bugun karsisindaydi. Bayadir da fistikli kebap diye tutturdu ama sansini zorluyor mu gorucez :)

Yemek sonrasi Fewa golune gidip bir kayik kiraladik bir saatligine. Kullanan cocuk cok komikti, biraz da deliydi galiba. Surekli sarki soyluyordu. Bir de breakdance ve western dance yapiyim mi deyip duruyordu. Yap diyorum, ok diyor ama bir imali bakiyordu. Western dance dedigi megersem bizim bildigimiz ‘tas kaydirma’ymis. Hep beraber yapip cocuklar gibi sendik. Tastan midir golden midir bizden midir bilmem ama canavar gibiydik walla.

Ama megersem breakdance dedigi bed dance’mis… terbiyesiz… Oldu gozlerim doldu. Bir de bu cocuktan ogrendikllerimi satiyim – after a while, crocodile – why not, coconut – see you later, elegator :p

fawe 2

Fewa lake 7km ve 200m derinliginde. Sabah saatlerinde Himalaya’nin yansimasi gorulebilirmis uzerinde. (Biz sahsen gunes dogusunu Himalayalarin uzerinde seyretmeyi tercih edecegiz. Belki baska zaman…)

Aksam yemegimizi yine geleneksel dans ve muzikler esliginde Lake View Restaurant adli yerde yedik. Everest biramizin ve patates kizartmamizin keyfini gene 3 kurusa borcluyuz.

Aksam erkenden yattik (11di gerci ben yattigimda) cunku sabah 05.30’da kalkip Himalayalara gunesin dogusunu seyretmeye gidecegizZzZz.

06.02.2010 NEPAL / HIMALAYAS

Efenim sabahin 05.30’unda kalktik. 06.00’da Sarangkot’a dogru yola ciktik. 1400m yukari. 06.30 gibi ordaydik. 06.45’te de gunes katildi aramiza. Ustelik yarim ay da hala mekani terketmemisti. Soguktan bittik ama bizi agirlayan kadin o kadar tatliydi ki, hem kendisiyle, hem de yaptigi kahveyle icimizi isitti. Birakin gulmeyi, surekli kahkaha atiyordu tatli niyetine yenilebilecek kadin. Gunese bu kadar yakin olmaktan baya bir enerji almisa benziyordu. Cok sukur ya mukemmeldi. Bunu yasayabildigim icin resmen mutluluktan agladim. O kadar ucuz ki bu tecrubeler, hala anlamiyorum niye yanimda binlerce insan yok? Ardindan otelden verdikleri kahvalti kutusundan bir de peynirli sandvich cikmasin mi… I’m blessed :)

Himalayalarin en yuksek noktasi Everesti (8848m) goremedik buradan.

Onun yerine dunyanin en yuksek 7. dagi olan olan Hawlagiri’yi gorduk – 8167m. (basin en yuksek noktasi anlamina geliyormus)

Yanindaki ucu sivri olan ise kutsal dag – Fistel – 6963m

Tum bu fotograflarda gorunen alan, Annapurna daglari diye geciyor. A.k.a. Parbati – Siva’nin baska bir karisi kendisi. Daglarin adi bu Tanrica’dan geliyor. Annapurna 1,2,3,4 seklinde. Bir tanesi de file benziyor.

Rehberimiz cok sık gidermis Oralara. Yol 10-14 gun surermis. Yemekleri nasil tasiyorsunuz dedigimde, tur oldugundan tasiyan adamlari tutarlarmis. Uzuldum adlarina (ama hemen geri susturdum kendimi, en azindan para kazaniyorlar. Burada tanistigimiz dilenciler, cocuk saticilar, hepsi vicdanimi alt ust ediyor :s)

Asiri usumesem meditasyon ya da gunese selam yapasim geldi icimden ama heykelimi toplarlardi ordan donduktan sonra diye vazgectim. Bir suru ghost hikayesi de vardir kesin Himalayalarin, ama malesef bu seferki rehberimiz cok konuskan degil. Agzindan kerpetenle aliyorum bilgileri.

Bu guzellige dogru bakarken ‘keske paragliding yapsaydik burada’ diye sesli dusundum. Hem rehber, hem Jess duydu ve konu hakkinda konusmaya basladik. Hem daglari, hem de golu gordugu icin cok guzel bir manzaraymis, mutlaka degermis diye rehber hemen satmaya basladi. Hakliydi o ayri. Bir de ultra light flight’tan bahsetti. Jess daha once duymus bunu, o da bi yukseldi oley. Dagdan iniste bir adventure sirketine gidip arastirmamizi yaptik. Bir daha bu firsati nerden buluruz diyerekten kabul de ettik. Daha once skydiving, bungee, paragliding tecrubelerim oldugu icin bu sefer ‘ultra light flight’i aliyim dedim ben de. Digerleri kadar adrenalin patlamasi yasamasanda hic fena degil. Heralde helikopter gibi birsey (bi ona binmedim galiba – bigun o da ins.) 2400m’ye ciktik. Ama manzarayi hicbirseye degisemem o ayri. Fotograftan yansiyanlara bakabilirsiniz… yoksa da kendiniz gelin yapin bea :)

Pokhara havalaninda, diger ucaklarin arasindan bu isi yapiyor olmak da ayrica bir enteresan tabi. Daglara yaklastikca ruzgar artiyor, turbulans siddetleniyor. Uzakta olmalarina ragmen kocaman gozuken kartallara, daglara bu kadar yakin olmak, o gorkem, o ihtisam… vucudumla birlikte yuregim de ucuyor fiyufiiittttt :)

Ve malesef yere iniyoruz. Otelimize donup esyalarimizi alip arabaya biniyoruz. Hedef Kathmandu. Yolumuz 5 saat.

Bence, Pokhara Kathmandu’ya bin basar. Yine sevmedigim bir benzetme yapacagim ama Kathmandu Istanbul ise, Pokhara da Kas. Ying yang gibi. (Bu durumda favori siram soyle: 1. Pokhara 2. Bhaktapur 3. Kathmandu.)

Muzigimden midir, gunun etkisinden midir, erken kalkmaktan midir bilmem Ama Yol’da, donerken, hersey bir ruya gibiydi sanki. Dagin etegindeyken, uzerinde basamaklar.. Bauda’nin steplerini cagristiriyor. Ama daha cok yolum var, biliyorum :)

18.00’de Kathmandu’ya vardik. Bu sefer trafik ve kazalar yuzunden yol 1 saat fazla surdu.

Aksam yemegini bir Tibet restoraninda yedik, madem gidemiyoruz, bi kere daha tadina varalim diyerekten.

Yarin Bhutan yolcusuyuz. Cok da heyecanliyiz. Plandigimdan beri asiri merak ediyorum bu kralligi. Her an’a sonsuz sukur yuppieee!

Go to Top