Kosta Rika

FAREWELL TO COSTA RICA

Malesef gördüğümüz yerler fazla turistikti, ve sadece bir haftada bir şey anlamak pek mümkün değildi. Buna rağmen, hayvanlar alemi ve doğa zenginliği karşısında büyülenmiş ve şaşkına dönmüştüm.

Bir o kadar da Amerikalıların yerleşim alanı olmuş olması şaşırtıcıydı Kosta Rika’nın. Neredeyse yerli kadar Amerikalı yerleşimi vardı. Tanıştıklarımızın çoğu ise ucuzluğundan ve rahatlığından dolayı, hayatlarından aşırı memnunlardı. Belli ki diğer hiç bir Orta Amerika ülkesini gezmeyip, buraya yerleşmişlerdi.

Hoşçakalımı bir efsane ile bitirmek istiyorum: 1635 yılında bulunan zenci aziz bakire Meryem, efsaneye göre, ne zaman yerinden alınsa, tekrar aynı yerde (La Basilica de Nuestra Senora de Los Angeles) beliriyormuş. 1824 senesinden beri de heykeli orada bulunmaktaymış.

Teşekkürler Kosta Rika, bu kadar kısa zamanda bile ruhuma dokunabilmeyi başardığın için sevgiler, saygılar..

V’StateOfFriends

Dominical’de tanıştığım Emmy adındaki tatlı kız, 1,5 sene yaşamış Türkiye’de. Amerikalı sanıldığı için, yaşadığı tüm ayrımcılıklara rağmen, geçirdiği en güzel senelerden biri olduğunu anlattı. (Anlattığı ayrımcılık hikayelerinden en hafifini paylaşıyım: Mahalle bakkalı çok tonton bir dede olmasına rağmen, Emmy’ye hiç yüz vermiyormuş ve Emmy de bu duruma hiç anlam veremiyormuş. Konuşurken yüzüne bile bakmıyormuş O’nun. Aylar sonra bir gün bakkal defterine ‘Amerikalı’ yazdığını görünce, ‘no, no Canada’ demiş ve bakkal amca o kadar mutlu olmuş ki, kasanın arkasından koşarak geçip, Emmy’e sımsıkı sarılmış.) Yaşadığı herşeye rağmen o kadar güzel sözler söyledi ki Türkiye için, bir an ‘aynı ülkeden bahsettiğimize emin miyiz acaba’ oldum. Asya tarafında geçirmiş bir senesini, acaba ondan mı diye tereddüt ettim ardından. Tanıdığı en mutlu topluluk olduğunu anlatıyordu çünkü – yani düşüncemin tam tersini.. O yüzden benim için çok ilginç bir konuşma oldu. Belli ki Türklerin sıcaklığı ve aile kavramı O’nu çok etkilemişti. Emmy’i tanıdığım için ve önyargılarımı kaldırmayı başarabildiği için inanılmaz mutluyum. Ve herşeyin sadece bir bakış açısı kadar yakın olabileceğini yine deneyimlemiş olduğum ve biraz daha temizlenebildiğim için. Malesef insanız ve malesef elimizdekilerin değerini unutabiliyoruz. Teşekkürler Emmy hatırlattıkların ve belki de Yol’umun en değerli sohbetlerinden birini benimle paylaştığın için!!

Az önce anlattıklarımı asla baltalamak için değil şimdi paylaşacaklarım. Çünkü zaten alakası bile yok devlet ile halkımızın ne güzel ki.. Sadece farklı ülke vatandaşlarını ve hikayelerini dinledikçe, sistemler hakkındaki düşüncelerim değişiyor. Mesela Holy, Amerika’da işinden kovulduğu için ayda 1200 dolar kazanıyor ve bununla 1 senedir dünyayı geziyor. Emmy’nin sevgilisi de aynı şekilde, ama 1800 dolar alıyor ayda ve sadece kendisini değil, sevgilisini de gezdiriyor. İsveçli tanıştığım hemşire, ayda 4000 euro kazanarak, senede sadece 4 ay çalışıp, çok güzel para biriktirmeyi becerebiliyor ve senenin diğer aylarını dünyayı gezerek geçiriyor. Döndüğünde ise, iş imkanları muhteşem olduğundan, hemen yeniden iş bulup aynı rutine dönebiliyor. Fransız hemşireye ne kadar kazandığını soramadım ama O da aynı şekilde 2 senedir gezmesine rağmen ve her sene noeli kutlamak için ülkesine dönmesine rağmen, daha senelerce gezmeyi planladığını anlatıyor. Auldes, Kanada’da meyve toplayarak, günde 900 dolar kazanıp, yılın iş günlerinden çok tatil yaptığını anlatıyor. 50’li yaşlarına gelmiş Martha, emeklilik maaşı ile 2 senedir dünyayı gezerken, ne kadar mutlu olduğunu ve bu yüzden evini temelli bıraktığını ve ölene kadar bunu yapmayı planladığını anlatıyor. Kanada devleti, üniversite okumak isteyenlere, öğrencinin ve ailenin ortak açtığı banka hesabına %50’ye yakın katkıda bulunabiliyor.. Ve daha niceleri..

Go to Top