V’StateOfSoul

 

Yol boyunca su laleleri, sagimizda, solumuzda.. Fotograf karelerine yetisemiyorlar ama 2 kiz arkadas bisikletin uzerinde, el ele, manzaraya hem eslik hem seyirci oluyor. Tarladan aldigi cicekle susledigi kocaman sapkasinin altinda köylü bir kadin dimdik, fakir olmasinin aksine herkesden asil duruyor… Ustelik buyuk ihtimal hayatimizda sadece bir kere gordugumuz bu guzel insanlarin hepsi el sallamalarimiza, gulmelerimize cok sicak bir sekilde karsilik veriyorlar. Hayal filmi gerceklige akiyor. An’lar olumsuzlesiyor! Filmimin belki de en onemli karelerinden birini yasayacagimi biliyormuscasina.. CHONG KNEAS! Tuktuktan inip bir longtail boat’a biniyoruz.

Uzerinde gezdigimiz su, bildigimiz sudan cok farkli, toprakla karistigi icin kahverengi. ‘Hayatta bu suya girilmez iyyyy’ diye dusunurken, tur rehberimiz anlatmaya basliyor: Bu ‘Vietnamese floating village’da kalan insanlarin ne elektrigi ne de su kaynagi var. Kendilerini!, esyalarini, yemeklerini, bulasiklarini bu uzerinde gezdigimiz suyla yikiyorlar!!! Yedikleri baliklar da tabi bu sulardan.

floating village (5)

Fotograf karelerim o kadar aciz kaliyor ki yasanana..

Kahverengi sularin uzerinde yasayan Chong Kneas’in köy okuluna gidiyoruz.. Yasamlarinin icine giriyoruz. Derslerinin icindeyiz! Gozleri paril paril hepsinin!

floating village (13)

Kamerayi gorunce, ‘baris’ isaretetini nasil da butun vucutlariyla yapiyorlar..

Bizi muhtesem sicak karsiliyorlar. Duygu ile yukluyor yukluyor yukluyorlar!

Okulun ust katı var. oraya cikiyorum, etrafi bir de yukardan izlerken, basliyor yaslar gozlerimden fiskirmaya.. Gozgoze geliyorum o anda kahkahalar atan bir cocukla.. Hasir sapkali agzi acik etrafa bakiyor o da benim gibi. O cok mutlu lastigin uzerinde, suyla oynuyor.. Digeri de.. annesi ve ablasiyla birlikte bir kayikta oglen yemeklerini yiyorlar.. Habersizler dunyadan. Dunya onlar icin burasi.

Oyle kalsa daha iyi mi acaba?

Her zaman herkesin gezmesi, gormesi, yasamasi taraftariyim. Ama bu insanlar icin ayni seyi dileyebilirmiyim bilmiyorum. Baska hayatlari biliyor yada goruyor olsalar, isyan etmezler mi temizi koklayamadiklarina. beyazi bilmediklerine, aksam goremediklerine, kara yolunda gidemediklerine, cukulata gofret yiyemediklerine… Birakin sinemayi, tiyatroyu, sanati, kitabi, o kadar temel seylerden mahrumlar ki bu insanlar, o cocuklarin mutluluklari beni su an yazarken bile gozyaslarina boguyor. Kahkahalarinin daimligini diliyorum.

Oralardan cikip doneceklerine hic cikmasinlar, bilmesinler daha iyi degil mi?

Okuldaki ogretmen gonulluluk yapiyormus burda. Ondan ogrendik. 9-14 yas arasi yaklasik 250 cocuk okuyor her sene bu okulda. 08.00’den 11.00’e Cambodien, 13.00’den 17.00’ye Vietnamese ogreniyorlar. Kuru sezonda sadece 3m derinligi olan Tonle Sap nehrinin evleri su uzerinde yuzdugunden, mansoon sezonunda sularin yukselmesiyle ilgili bir sorun yasanmiyor. nehirde dalga yapmak yasak.

Yilanlarla ve timsahlarla icice yasayan bu insanlar, bu isten para kazanmaya da calisiyorlar. Ailelelerin kullandigi motorlu kayiklarda, dalga gecer gibi, cocuklar yilanlarla oynayarak turist teknelerine yanasip para istiyorlar.

Kilise de var. Hayat duzenlerini kurmusa benziyorlar.

Longtail’imizde giderken, birden bir cocuk cikmasin mi tekneye! kola ister misiniz diye soruyor. Sok gecirdik. Megersem arkadan, motoru olan kucucuk bir sandalla yanasmislar.

Gordugumuz tum bu rollerin bedeli ‘one dolar’ cunku onlar icin ‘para’, ‘one dolar’ demek zaten.

v’stateofsoul

Gozlerimiz kapali, hem de katman katman, ust uste. Bu layer’lari rahatsiz oldukca kapatiyor, actigimiz kadarini goruyoruz. Rahatsiz oldugumuz derecede harekete geciyoruz. Kapattiklarimiz ise comfort zone’umuzda tutsak kalmaya devam ediyor. Herkesin resmi kendine. His olarak da bu boyle. Yalan mi – hepimiz gozumuzu kapamiyor muyuz –dunyadaki acliga, doganin aglamasina, en derinimize, evrensel dile, sokaktaki dilenciye, haksizliklara, savasa, politikaya… – ne yapmam gerektigini bildigimden konusmuyorum. Burada gozler kapanamiyor. Kapattigimi bile unuttugum layer’lar acildikta, nerdeyse yemek yiyemiyecek hale geliyorum. Cocuktan aldigim kitabi okumaya basladigimda her sayfasinda gozyaslarina boguldum. Belki de iyiligim icindi o kitabi kaybedip devam edememem emin degilim. Tek bildigim birseyler yapmak istedigim.

Zaman gectikce bunlari unutmak istemiyorum.

Sevgili zaman ve Vanessa, lutfen gozlerimi tekrar kapama!

A FAREWELL TO CAMBODIA

Icice girmis kulturler…
Yokluktan varolmaya calisanlar…
Varliktan yok olmak durumunda kalanlar…
Yozlasmislik ve dolandiricilik…
Dayanisma, dayattirma…
Yasanilanlar…
ama yasanmamis gibi unutulanlar…
Devlet, millet ve halk…
Gecmis ve gecmemislik…
Acgozluluk ve fakat goz kapama…
Bakmamak veya gormemek veya gormezden gelmek…
An, ani, anmak yada anmamak…
kontrolsuz guc, gucu kontrol etme…
Iyiligin aslinda kotuluk,
Kotulugun de aslinda iyilik olabilecegi…
Hoscakal beni altust eden Kambocya, umarim kendine iyi bakarsin…
Umarim bir gun gelir ben de senin elinden tutacak gucu bulabilirim kendimde…

19-25.03.2010 / VISA CRISIS / DEJAVU

Oldum olasi zaten kilim bu vize olaylarina. ‘Dunya hepimizin degil mi kardesim, kim bana ne hakla karisiyor bir dunya topragini gormek icin’ diye dusunurdum hep, rasyonellikten uzak.
Bugun o cocuk dusuncem tavan yapti. Sucum ne? dunyayi tanimak, gormek istemek mi? turk pasaportu mu? ya ne?

Yol’a cikmadan once, tum vizelerimi halletmeye calistigim gibi, Vietnam icin de ugrasmistim. Ancak vize tarihini basvurdugun gun baslattiklarindan ve sadece 2 hafta sure tanidiklarindan, bize uymamisti. Mecburen Yol’da denemeye karar vermistik.
(19.03.10 Friday from Phnom Penh) Vietnam vizesine ilk once Phnom Penh’den basvurmayi denedik. Konsolosluktaki kadin Turk pasaportumuz oldugundan zorlanacagimizi soyledi. Tur almamizi onerdi ama yarim gunluk tur bile ucmus fiyatlarda oldugu icin kabul etmedik. Yine de sansimizi deneyelim istedik ve basvurduk. Ogledensonra vizemizi alma umuduyla gittigimizde, alamadigimizi gorduk. Moral bozmadik, yolumuza devam ettik –
(22.03.10 Monday from Shinoukville) Vietnam vizesinin Shinoukville’den cok rahat alindigini duymustuk (Daha once Shinoukville’deyken Vietnam vizesi ile ilgili bilgi almistik ancak basvurmamistik cunku Laos’un vizeyi ileri bir tarihe verip veremiyeceginden emin degildik. Eger Turkiye’deki gibi vizeyi verdikleri gunden baslatiyorlarsa, gunlerimiz yanacak, yetisemiyecektik. Ordaki kimse de bunu bilmiyordu. Phnom Penh’deyken onu da ogrendik – yani Laos vizesini ileri bir tarihe alabiliyormusuz. Bu yuzden Vietnam’i denemeye devam ettik. Ustelik Phnom Penh konsoloslugundaki kadin ‘ben bilmem isterseniz deneyin’ demisti. Yani bugun oldugu gibi olumsuz konusmamisti. Umudumuz yerindeydi). Hem haftasonu da gelmisti, Phnom Penh’de yapacaklarimizi bitirdigimizden de, bir sahil sehri olan Shinoukville’e geri donelim dedik. Donduk ve hemen ertesi gun basvurduk. Ogledensonra vizemizi alma umuduyla acentaya gittik ama yine alamadan donduk.
(23.03.10 Tuesday from Phnom Penh) ‘O zaman Laos’tan almaya calisiriz Vietnam vizesini’ dedik ve yilmadan yolumuza devam ettik. Tekrar Phnom Phen’e donup (bu arada bu gel-gitlerin her biri 5 saat igrenc bir otobus yolu grrrr) Laos vizesine basvurduk. Yine Turk pasaportumuzu goren vizeciler, bize bir kagit cikardilar. Bu kagitta Afganistan, Turkiye gibi sadece bir kac ulke ismi yaziyordu ve ‘ministry of foreign affairs’den yazili izin almamiz gerektigi soyleniyordu. ‘O kim, ne alaka ve neden ondan izin almamiz gerekiyor’ gibi sorulari elbette adama soramadim ama baya bir cirpindim ‘Pasaportumuzda nerdeyse her ulkeden ve cogundan 10 senelik vizelerimiz var. Turkiye’de isimiz, gucumuz, paramiz var. Sadece 2 hafta ziyaret edip gidecegiz, biz iyi vatandaslariz, niye degerlendirmiyorsunuz dirdirdirdirdir…’ ama adam pasaportu eline almadi bile, birakin icine bakmayi. Sanki eli yanacak, eline yapisacak tobe tobe ya.. Bu insanlar icin sadece lacivert kapli bir defter olmamiz ne kadar aci. Ben o degilim. Ben Vanessa’yim ve ulkene kotu birsey yapmayacagim. Tam tersine gezip gorup, guzel anlar yasayip, turizmine katki sagliyacagim. Ustelik ulkeni ulkeme anlatip, sana daha fazla turist de saglayacagim. Neden beni sadece bi lacivert kap olacak goruyorsun. Ben o diilimmm.
(25.03.10 Thursday from Bangkok) Bu durumda son care – Bangkok’dan deneyecektik. Sapur supur cignedigi cikleti balon yapip  patlatarak, nerdeyse bikinileriyle gelen Kanada’lilar ‘hey guys we want to have a visa for your country’ deyip aninda vize alabiliyorken, bizim neyimiz eksik grrr? Aglamakla kalmicam cildiricammm. Uzun zamandir hayalini kurdugum bu topraklara neden ayak basamiyoruz bi turlu? Butun bu zaman zarfini (Shinoukville – Phnom Penh – Shinoukville – Phnom Penh) ‘acaba birseyleri eksik mi yaptik, her iste bir hayir varsa neyi goremiyoruz’ diye kafa patlatarak nerdeyse birbirimizle hic konusmayip etrafta bir isaretler arayarak gecirdik. Ama bulamadik. Heralde bir yerde cikacak hayri, beklemedeyiz :)
Ertesi gun Bangkok’a gittik otobusle. 14 saat. Bu da bahsetmek istemedigim ayri bir iskenceydi. Neyseki Kambocya siniri kadar zor degildi Tayland’a gecis. Sabah erkenden uyanip kahvalti bile etmeden ilk once Vietnam konsolosluguna gittik. Yine ayni ‘ministry of affairs’ kagidi, yine ayni uslup! Peki dedik, gittik Laos konsolosluguna. Ve yine ayni kagit, yine ayni uslup!!! kcutkhgcmbklijhrzxjrdj!!! Bir hisimla Turk konsoloslugunu aradim ve ordaki kadina durumu aktardim. Turist oldugumuz icin alamadigimizi soyledi. Yahu ne alakasi var, o bikinili cikletli kanadalilar nasil aldi o zaman. Tabiki de hic birsey bilmiyordu, hatta benden bilgi almaya calisinca kontorlerimle birlikte kontagim da atmak uzereydi ki telefonu kapadim.
Kabullenmenin ne kadar onemli ve gerekli oldugunun bilincindeyim. Ama zorlandigimi itiraf etmem gerekir. O cocuk dusuncemin de, onunla birlesen isyanimin da, Laos ve Vietnam’i gorme arzumun da dinmesini beklerken, zaten daha onceden Tayland’in kuzeyini yapmaya karar verdigimizden, bu geceyi burada, Bangkok’da gecirip yarin Chang Mai’ya gitmek uzere biletlerimizi aliyoruz.

My house in Nightcap National Park

Aksam evimi bu koca ormanin Manyan selalelerine bakan cephesine park ettim. Bundan sonra mumkun mertebe milli parklarda kalmak istiyorum. Doganin icinde yildizlara bakarak uyumak ve sonra da sabah yuruyusu olarak ormanin icinde kaybolmak istiyorum.

Evimi ates yakmis bir cocugun yanina cektim. Sayid, Iran’li, benim yaslarimda, artik evine donme arzusunda, dunyayi son kez geziyor. 3 ve 5 yaslarindaki cocuklari ve italyan sevgilisi onu Almanya’da evlerinde bekliyorlar. Donusunde artik evlenme teklif edecekmis. Zaten bu yolculuga cikmasindaki amac da, bu hayati son kez yasayarak ‘hoscakal’ demekmis. ‘Into the wild’ filmine konu olan adamin kafa anlayisindaydi Sayid. Yemeklerini genelde avliyor, doganin icinde yasiyor. Hamagi sayesinde buldugu herhangi bir agacta uyuyor. Aslinda oldugu kisilik de bu ama artik aile kurmak istediginden degismesi gerektigine inaniyor. Arabasinin on caminin 2 kere patlamasina tutunmus, artik donme zamaninin da geldigine inaniyor.

Bana ates yakmayi mutlaka ogrenmem gerektigini soyledi. Nasil yapilacagini anlatirken sabir gerektirdigini farkettim. Ilk once kucukleri yakarak, daha kolay sonuca ulasabilecegimi, ancak cok sikisik da yapmamam gerektigini cunku hava almazsa yanamayacagini anlatti. Doga yine birseyler anlatiyor anlasilandan anlayana..

Sayid, daha sonra gece karanliginda doganin icine girecegini, eger ses cikarmazsam ve istersem, onunla gidebilecegimi soyledi. Zifiri karanlikte ses cikarmamak! Kendimden emin olamadigimdan, onun deneyimini mahfetmek istemedim ve gitmedim. Donunce sordum, zaten bu gece birsey de gormemis. ‘Birsey kacirmamisim oley’ rahatligiyla uyudum ben de.

v’stateofsoul

Belki sen de okumusundur, gecen sene Bilim Teknik’te cikmisti bu haber – Yanardaglarin aslinda doga icin ne kadar yararli ve gerekli oldugu. Yapay yanardag yapmaya niyetlilerdi, global isinmayi yavaslatmak icin.

Milyonlarca yil once burada olan patlama sayesinde, burdaki daglar, nehirler, selaleler, magaralar, subtropik yagmur ormanlari vs. olusmus.

Doganin ying yang’i..

‘Iyi’nin ‘kotu’nun bir olusu..

biz de doga gibi bir’iz, atesbocegiyiz, yildiziz, farkindaliginda oldugumuzda, daha az stres, kizginlik, kirginlik yasayacagimiz da bir gercek..

‘Uzaktan ahkam kesmesi kolay’ pozisonunun altinda oturuyor olabilirim. Kizma, sadece birlikte hatirlayalim. Bir ofkeye, bir korkuya, ego kurbanligina bir anda kapilip gitmek ne kadar gereksiz ve yanlis. ‘Practice makes it perfect’. Sehirde insan daha cabuk unutuyor, haklisin. Hayatimizin yaptigimiz secimler dogrultusunda sekillendigini de unutabiliyoruz. Dusunmemize izin verdigimiz konular, gerceklerimiz oluyor. Lutfen bilincli olarak bunlari biz secelim. Dumeni birakirsak, tehlikeli sulardan kim koruyacak ic sesimizi? Lutfen her hucremize isik getirmeye calisalim beraber. Kurban rolunden her dusuncemizi serbest birakalim artik. Neye tutundugumuzu gorelim ki birakabilelim. Farkinda olalim ki sorumlulugu, kafamiz dik sirtlanalim. Etkilendiklerimizi kendimiz secelim ki daha uyanik ve saglam adimlar atalim, sadece sevgiyi besleyelim hucrelerimizde.

Ha konusuyorum da yapabiliyor muyum (?!) calisiyorum, ugrasiyorum. Elbette daha bir suru duvarlarim, inatci kaliplarim, yapismisliklarim var. Hala daha ne kadar sanmisliklarim, goremediklerim, varligindan bile bihaber olduklarim var. ama Yol da cok sukur cok guzel, Herkesi, herseyi ve daha onemlisi kendimi oldugum gibi kabul edip, sadece sevgi yolunda ilerlemeye niyetim var!. Cunku biliyorum ki zaten, kizdiklarim, kendimde kabul edemediklerim ya da zittima ittiklerim. Hepsi var. Farkinda oldugum surece, cok daha mutlu bir insanim. Cunku ancak o zaman ozgurce kendimim. Ve ancak o zaman gercek huzur icindeyim.

Evrenden idrakimizin acilmasini diliyorum. Bunu en icten hucrelerimde hissederek haykiriyorum. Eger hala ayni frekansta kalabildiysek, ne guzel, daha nice acilimlar diliyorum hepimize. Sevgiler..

v’stateofsoul:

60 milyon yildir hala hayatta kalmayi basarabilen bu agaclarin keske dili olsa da konussa.. Kimbilir neler gorduler, neler yasadilar. Ustelik yargisiz anlatmayi becericeklerine de eminim. Hindu inancina gore agac olduktan sonra insan olurmusuz. Bazen tam tersini dusunmekten kendimi alamiyorum. Sonucta ne dedikodu yapiyorlar, ne yargiliyorlar, ne kiskaniyorlar… Iclerinde zerre kotuluk yok, karsiliksiz veriyorlar, akisinda yasiyorlar ve sadece mutluluk veriyorlar, guzellik dagitiyorlar, hayati besliyorlar, cicek aciyorlar, doguruyorlar, ilham saciyorlar, dogaya bakiyorlar, bize bakiyorlar, hayvanlara ev, yemek oluyorlar, guzel kokuyorlarlarlarlarlar. Olduklerinde bile baska hayatlara can vererek, yasam sagliyorlar. Hepimizden daha bilgeler kanimca. Yasadigimiz gezegene kotuluk yapan da bir biz insanlar variz herhalde.

—————————————————————-

FAREWELL TO AUSTRALIA

Kocaman bir ada ulkesi Avusturalya. Tasi topragi pirlanta. Doga guzellikleri fiskiriyor her yerden! Milyonlarca yildir yasayan yagmur ormanlari, sonsuz cesit agaclar, bitkiler, cicekler.. Birbirinden seker hayvanlar, kangurular, koalalar her yerde, martilar olmus rengarenk papaganlar! az ama oz insanlar! Harikalar diyari Avusturalya! Suyu, yolu, dogasi bedava, hayat standartlari harika!

2 ay boyunca neredeyse surekli yol almama ragmen sadece dogu yakasini gezebilmis oldugum koca adaya asik olmamak, cok beklentide olsan bile mumkun degil bence.

Gerçi, Avusturalya benim icin karavan hayatiyla icice girmis oldugundan, burdan ayrilirken hissettigim huznun ne kadari Avusturalya’ya ait aslinda tam olarak kestiremiyorum. Evimi, henuz teslim etmeden bile bu kadar ozlemisken, bu karavan hayatini mutlaka bir daha yasamayi diliyor, evrene ufluyorum :)

Devletin katkisi da yadsinamaz bence. ‘Geçmişte olan olmuş’ demek şimdi bile kolay olmasa da, yigide hakkini vermek lazim. Sistemleri sahane! Tertemiz bir ulke. Bu konuda halk da inanilmaz yardimci ama! Aborijinlere calismasalar bile para veriliyor olmasi, issizligin olmamasi, kendi secimleriyle issiz olan halkina ise ayda 1500 aud vererek, gecimlerini saglamasi, ustune bir de kiralarini odemesi; vatandaslarinin, dunyanin neresinde olurlarsa olsunlar, yardima ihtiyaclari oldugu anda, onlarin sonuna kadar yaninda olmasi… Sularinin icilebiliyor olmasi, yollarinin hayatimda gordugum en rahat ve sistemli yollar olmasi, polislerinin para aklamak yerine her konuda yardimci olmaya calismasi, hele bir de karavan hayati icin kurulan guzellikler, ve daha bir cok sebep.. insana ‘keske Avusturalya’da dogsaydim’ dedirttiriyor. Helal olsun!

Guzelligin karsisinda egiliyor, topraklarina tekrar donmeyi en derinlerimden diliyor, hersey icin sozsuz tesekkur ediyorum.

117 kere opuldun :p

Farewell to Jessie

Canim arkadasim, kardesim, dostum, ben’im, sen’im,

Bu elbetteki bir hoscakal degil ama belki de hosca kal notu.

Cunku dilerim bu bir bitis degil, baslangicin sadece temeli.

Zaman kavrami yine anlamini yitirdi – bu kadar kisa surede bu kadar sifat aldigimiz gibi, yasadiklarimiz, icine sigdirdiklarimiz acisindan da bir o kadar uzun bir dilim olarak.

‘6 ay insan hayatinin icinde nedir ki’ye her gun bas kaldirdik seninle.

180 gunun her saniyesini birlikte solumusken, bir gun bile kavga etmeyip, saygi sinirini asmadigimiz icin de bir tebrigi hakkediyoruz bence!

Daha dun gibi aklimda, backpack’leri alisimiz, arastirmalarimiz, kurdugumuz hayaller, korktugumuz pislikler… simdi geriye baktigimda, yasadigimiz her an o kadar degerli ki.. Istiridyelere benzetiyorum bizi.- 2 kabugun bazen sen oldun, kayaya tutunup bizi tasiyan kismi, bazen ben. Tamamladik hep birbirimizi. Karsimiza cikan dalgalar, bize besin kaynagi oldu, sedef oldu. Hayvanlara karsi hep guclu kalip, birakmadik hic birbirimizi. Ogrendiklerimizle, kazandiklarimizla, icimizde essiz bir inci yarattik.

Seni cok seviyorum canim Jess’im, Jessie’m. Jessica’m… Kaya’miz her zaman sevgi, yolumuz hep acik olsun.. Hersey icin tesekkurler… Ruhunun goturdugu yerden hic ayrilmaman ve kendine her zaman oldugu gibi cok iyi bakman ve davranman dilegiyle.. hosca kal..

BALI – The Love of My Life

(04-07.06.2010 + 13-19.06.2010)

Seni bilmem ama benim hayatta kendim icin istedigim seylerin basinda huzur ve bunu icgudusel olarak saglayan, doga ve enerji geliyor. Bali, yolculugumun basindan beri ilk defa ‘bir omur gecer burda’ dedigim yer oldu. Hayatim boyunca burda yasayabilir, burda olebilirim diye dusundum ve hala da dusunuyorum. Sadece balayina gelen ciftler olur sanip korkmustum ama bosunaymis. Alakasi bile yoktu.

Bali’de simdilik sadece 2 bolgede kalma sansina erisebildim (Kuta ve Ubud):

Kuta (04-07.06.2010)

Eger 20’li yaslarinda bir citirsan, yerin burasi. Gunduzleri sahilde surf yapip, aksamlari barlar sokaginda sabahlara kadar turistlerle eglenebilirsin. Klasik bir Asya ulkesi olarak hersey cok ucuz ve karsiliginda aldigin hizmet de cok kaliteli. Sokak yemekleri cok lezzetli, tercihin degilse, her cesit mutfak da var. Tek dikkat etmen gereken, para cevirirken seni kaziklamaya calisan iluzyonistler. Yaptiklari numaralar, akil alacak gibi degil. Her turlusune rastladik. Adam gozumuzun onunde parayi sayiyor, sonra biz sayiyoruz eksik cikiyor. Ya da her nasil yapiyorsa, adam hesap makinesiyle gozumuzun onunde hesapliyor, ama biz hesaplayinca farkli cikiyor. Veya parayi sayarken caktirmadan bir kacini onune atiyor. Uyanik olup bunlari yemediginde ise, ‘yeterli param yok’ yalanini uyduruyor. Anlasilan parayi boyle kazaniyorlar ve bunda gercekten cok basarililar.

Ubud (13-18.06.2010)

Iste sonsuza kadar yasamak istedigim yer! Doganin hayatimda gordugum en guzel hali.. en buyugu, en renklisi, en verimlisi.. Yapraklar hayatimda gordugum en buyukleri.. sekilleri cicek gibi.. Agaclar goge merdiven dayamis, yesillik her yeri sarmis.. Kutsanmis toprak, isigiyla, rengiyle parliyor, gunesle dans ediyor,sarki soyluyor.. Bu guzellige yakisir mimarisi, tapinakvari..seni masallar dunyasinda yasatiyor!

Bir gun gezerken, tapinak sanip bir gecitten girdim iceri. Birinin evi cikinca komik oldu, kimse yoktu ama boylece ani fotografla durdurabildim.

Insanlar melek gibi cok acayip. Bu kadar cana yakin, sicak, verici, tatli bir topluluk hayatimda gormedim, duymadim, bilmiyorum.

Her yerden bu kadar guzellik fiskirirken, sasirmamak gerek tabi.. Sanatin da kalbinin attigi yer Bali! Akil almaz ahsap oymalar, sincabin bir tuyunden yapilan devasa resimler, renk, isik, golge oyunlari, doga zanginliginin sanata yansimasi..

Spa’lar luks terimini bastan yaratmis. Her yer yoga ve meditasyon merkezleri ile dolu.

Otellerin birbirinden ucuz olmasinin yanisira, her biri bir konsept otel tadinda.

mesela kaldigim 3 kurusluk otel:

Tapilasi dogadan cikan lezzetler orgazmik, Restoranlar yine cok ucuz ama shic ve kaliteli.

Bir insan daha ne ister ki..

Ruhumu, kalbimi, herseyimi biraktim burda. Umarim geri kazanabilirim birgun.

Traditional Food

Gittigim her restorant bibirinden guzeldi: nomad / warung sopa / t-artcafe / tropical

Yerellerin gittigi lokal yerler daha bile guzeldi..

‘cap cay’ adli sebze yemekleri yummyyyy.

‘Gado gado’ adli yemekleri ise fistik soslu yummyyy otesi…

Bir gece jazz dinlemek icin Jazz Cafe’de yedim. Acikcasi odedigim paraya degecek bir yemek degildi, bu yuzden yine de gitmek istersen, bence sadece bir aperatif yada alkol yeterli. Hosuma giden, otelden free pick-up servisleri… Bu firsattan yararlanmayi unutma yani 😉

Dogumgunum icin gelen Jenny’m ile, hayatimizin belki de en guzel haftasini gecirdik. Her gun bir tur almak istediginden, tum turlari sayesinde degerlendirebildik. 2 kisi oldugumuzdan tum turlari ozel bile yapabildik. Her birini anlatirken, kelimelerin yine esiri kalip, tarif etmekte zorlanacagima maalesef simdiden eminim.

SIGHTSEEING / TOURS

  1. Rafting (05.06.2010)

Bir SUV ile otelimizden alindik. Rafting yapacagimiz Ayung nehrine giderken bile, yolda gordugumuz doga harikalari karsisinda hayretle bir dogaya bakiyor, bir birbirimizi ‘dunyadamiyiz acaba’ diye cimcikliyorduk. Vardigimizda ise, bunun ruyadan baska birsey olamiyacagina kanaat getirmistik artik. Jenny’nin ‘avatar’ diye tarif ettigi bu harika, kesinlikle dunyanin 7 harikasi icine girmeliydi bizce. Burasi dogalarin, meleklerin ulkesi.. Ve biz aciz insanlar icinde kucucuk ama cok sansliyiz. Enerjisiyle buyulenmisken rafting alanina vardik ve bir bota 5 kisi, onde rehberimiz, arkasinda Jenny ile ben ve arkamizda kizlar, can yeleklerimizle bindik.. Yaklasik 3m’ye kadar dustugumuz rapid’lerde, her bir kayaya carptigimizda, ayaklarimiz havada, arkadaki kizlarin kucagina dustukce, kahkahalardan karnimiza agrilar girdi, goz yaslarina da bogulduk. Bu bol dusmeli, bol kahkahali, eglence dalgalarinin ardindan bir an geldi, rehber, bottan inip, nehirde suruklenmemize izin verdi. Yatar pozisyonda, akinti ile suzulurken, goge baktigimda O an sonsuza erdi. Gorunen manzara, olumsuzlesti. Hissettigim huzur sayesinde ayaklanan hucrelerimden sonsuz sukur fiskirdi. Sonra da tekrar bota binmek uzere durmaya, akintiya karsi ayakta kalmaya calismak da ayri bir eglenceydi. Hersey dogal bir enerji parki gibiydi! Nehrin yanina kurulmus otel ise son noktayi koydu. Burda insanlar degil, Tanrilar yasamayi hakkediyor sanki. Kayalara yaptiklari akil almaz oymalarin uzerinde bir de selale mi? Yok artik..

Maalesef bu guzel gunumuzu resmedemiyoruz. Cunku aksam Kuta’da kiraladigimiz motorsikletle, gece cikisimiz ardindan eve donerken, motorlu baska bir grrrrkhgbuyfuyfbhvjhgfjvfk, Jenny’nin boynundaki cantami giderken koparip aldi. Yani kapkac yapti. Icinde olan paralarimiz ve fotograf makinesi ama daha onemli olan gecirdigimiz bu guzel gunun kareleri gitmisti. Hic birsey yapmadan ugurlamaya hazir hissetmedik kendimizi. Bu yuzden bir manyaklik yapip takip ettik o hjfbfgfkjyfjb. Yetistik de onlara ve carptikta durdurmak icin ama biz dustuk, o hjkfugfjmhbkjb dusmediler. Aci gercegi kabul etmek baya bir zaman aldi. Jenny’m, geri kalan her gun, onlara en az 100 kere beddua etti. Bu satirlari okurken bile hala saydirdigina eminim :) Ayrica Kuta sahil resimleri, sokak yemegi resimleri, lokallerle cektirdigimiz sicacik resimler de maalesef makinenin icinde kaldigindan, paylasamadigimi uzuntu ile bildiririm.

2. Flying Bird (06.06.2010)

Bu turda aslinda pek birsey yoktu. Yada biz simarmistik. Sadece zodiac tipli bir bota bindik. Sirt ustu yatip, yanlardaki ipe tutunduk. Surat teknesi bizi cekerken, aldigimiz hizla uctuk. Yasadiklarimiz ardindan bu tur bize hic bir sey vermeyince, hizimizi alamayip, ayni gun icinde baska bir tur daha almaya karar verdik.

3. Horse Riding at the beach (06.06.2010)

Jenny’nin hayali olan ‘sahilde ata binme’ turu icin ne yalan ben basta cekimserdim, cunku daha once hic ata binmemistim. Giderken gectigimiz yollar, yine bizi simarticak kivamdaydi. Vardigimizda, Jenny’nin bindigi atin ‘Jenny’, benimkinin adinin da ‘Peace’ yani baris oldugunu ogrenince, bugunun de mukemmel bir gun olacagini anlamistim. Nedense hic yabancilik cekmeden, bir parca bile korku veya endise tasimadan, atimla birlikte bir olup, kostugum anlar bile oldu. Elbette bu iste profesyonele yakin olan Jenny, depar atarak uzaklasti. Ben ise rehberimizle tatli bir sohbete daldim. Biraz dunyadan, biraz Endonezya’dan bahsederken, daha ilk gunlerden bile, buralardan ayrilmak istemedigimi soylerken buldum kendimi. Burda herkesin cok mutlu oldugunu, paranin en sonda geldigini ve gunde sadece 5 dolar kazanmasina ragmen, burdan kimsenin gitmek istemedigini anlatti rehberim. Volkanik siyah kumlarin uzerinde aheste aheste giderken, bir filmin icinde gibiydik, hersey daha mukemmel olamaz derken.. yine oldu. Turun icinde olan yemegi yemek uzere gittigimiz otel, imdaaaaaaaat kelimesiz kaldim yine. En iyisi fotograflara birakiyim. Cunku aynen o gun de oldugu gibi, hayretten tek kelime bile konusamayip, guzelligi idrak etmeye calistik.

4. Everything Tour (07.06.2010)

Bugun oyle bir tur aldik ki, Bali’de gorulecek her yeri, bir gun icinde gorebildik. Tur rehberimiz para/zaman kazanmak adina her gittigimiz yerden sonra ‘burayi da gormek istediginize emin misiniz’ sorusunu tekrarladi. Biz de her seferinde usenmeden ‘evet herseyi yapmak istiyoruz’ dedik. Bu muhabbet gun boyunca devam etti. Sinir bozmasi yerine her seferinde cok eglendik bile. Geri kalan zamanda ise gorduklerimiz ve deneyimlediklerimiz soyle:

  • Barong and Kris Dance: Jenny’nin yanimda fosur fosur uyumasindan anladigim kadariyla, Barong adli geleneksel danslarinda, mitolojik hayvan ve canavar kiligina giren iyi ve kotu ruhlu insanlar, sonsuz bir savasi konuluyorlardi. Ardindan da yaklasik 1 saat suren bir tiyatro seyrettik. Dileyenlerle 5 bolumden olusan bu konuyu zevkle paylasabilirim (vanessataragano@gmail.com).

  • Batuan adli koyde, geleneksel boyamalari ve resimleri hakkinda bilgi edindik. Bir yere ya da birseye bakarak degil de, sadece meditasyonla, iclerinden geleni ciziyorlar!!. Cizdiklerinin mutlaka bir konusu oluyor ve en kucuk eserleri bile en az 2 ay suruyor. Kara kalemle basladiklari bu resimleri, adim adim renkledirerek, son haline getiriyorlar.

painting

  • Mas adli koylerinde, ahsap oyma sanatlarini yakindan inceleme firsatini edindik. Kullandiklari farkli materyalleri tanittilar ve nerelerden nerelere geldiklerini. Cok sabir isi valla kolay gelsin..

  • Monkey Forest‘a gittik. İnsandan kat be kat fazla maymun nufusuyla gercekten onlarin ormaniydi, Ayrica cok hasir nesirlerdi. Vahsi olduklarini okumus, Jenny’e muz bile aldirtmamistim ama elimizde yiyecek olmamasina ragmen, bir tanesi nerdeyse tirmikliyordu bizi Ama cok sanslilardi, cunku ormanlari cok guzeldi.

Maalesef gormeye vakit bulamadigimiz komodo dragonlarinin sadece heykeli ile resim cektirebildik. 3m’den baslayan boylari olmasina ragmen, cok yavas hareket ediyorlar. Yani zaten korkacak yok dimi. Bi dahakine gercegiyle karsilassam keskee.

  • Tegallalang adli Endonezya’nin en buyuk pirinc teraslarindan birini gorduk.

  • Sebatu Holy Spring Water Temple, gozlerimize nutella soslu bir ziyafet cekti. 11.yydan kalma bu tapinak, gunahlardan arinmak icin kullaniliyormus.

  • Batur volkani ve golu ise ‘hayatimda gordugum en guzel manzara’ listemde ilk siraya yerlesti. Ama maalesef fotograflar guzelliginin zerresini bile anlatmaya yetmedi. 1963 yilinda patlayan yanardag, onceden tespit edildigi icin neyseki kimse olmemis.

  • Yemek sonrasi meshur bali kahvesini ictik – hani cins bir kediye sadece kahve cekirdegi yedirip, diskisindan yaptiklari.. Kulaga ne kadar kotu gelse de.. hepsi birbirinden lezzetliydi.

  • Tegenungan selalesine de soyle bir bakip ciktik.

  • Bedulu’daki Elephant Cave‘ini de gezdik. Buraya ‘fil magarasi’ demelerinin sebebi buyuk olmasiymis. Buyuk olan herseye ‘fil’ adini takiyorlarmis. Ya yerim ben onlari yaaa.

  • Son olarak da 2 saat spa!! Ilk once ayaklarimiza masaj yaptilar, sonra da tum vucudumuza. Gul banyosu ile kapanisi yaparken, bulutlarin ustundeydik.

Butun gun – yemek ve yol ve rehber hersey dahil – sadece 38 dolar! Akil alacak gibi degil!

5. Temple Celebration (16.06.2010) (Ubud)

Aslinda hayalim, onlarin rituelleri olan translarini seyretmekti. Maalesef nasip olmadi ama onun yerine bir tapinak kutlamalarina katilabildim. Tapinagin adi ‘Paru Batur Sari’ idi ve dogumgununu kutluyorlardi. Beni sarong’suz basta iceri almadilar, ama onu giyip dondugumde, sicacik gulucukleriyle karsilayip kutlama boyunca, misafirden ote, beni onlardan biri yaptilar.

Her yemek oncesi, tanrilarina sunduklari yemek ritueline benzer, gelenlere, hem su hem pirinc ikrami yaptilar.

Gelenler ise, tanrilarina ve tapinaklarina, kafalarinin uzerinde tasidiklari buyuk kutularda sunumlar yaptilar.

6. Arma Art Gallery (17.06.2010) (Ubud)

Zaten mekanin kendisi bir sanat eseri. Ama Hayatimda gordugum en guzel bahcelerden birine sahip olan bu galerinin icinde resim cekmek yasak oldugundan, sadece disarinin karelerini paylasabiliyorum.

Go to Top