(24&25.06.2010)

 Müthiş güzel bir yer burası.

Toprak yemyeşil, kat kat giyinmiş, çiçeklerini takmış, takıştırmış,

 güneş ışınlarını yansıtmış, hava en güzel oksijen kokusunu sürmüş,

taptığım doğanın en güzel resimlerinden birini çiziyorlar.

Her gün 3’ten 5’e yağmur yağıyor. İstisna dahi yaşanmıyor.

Toprakla yagmur ne kadar da sadik bir aşk yasiyorlar..

Cocuklari zaten.. Güneydoğu Asya’nın en büyük çay tarlaları..

——————————–

Sightseeing:

Çay tarlalarını görmeye gittik ilk önce.

8.000 hektara sahip olan ‘boh’ tarlaları, en büyük gelir kaynakları.

Göz alabildiğince uzanan çay ağaçları, aralarından koşiyim diye elimden çekiştiriyor

ama turu bırakıp diğer güzellikleri kaçırmamak için ayaklarım sağlam basıyor.

Rehberimiz, çayların nasıl toplandığının geçmişinden başladı.

Sayesinde elleri, yüzleri kınalı, aksesuarlı Hintli kadınların rengarenk sarilerinin eteklerine

çay toplarken hayal etmek çok eğlenceliydi.

Şimdilerdeyse, işe teknolojinin de karışmasıyla, Hindistan’dan, Endonezya’dan, ailelerini ulkelerinde bırakarak gelmek durumunda kalan köylü erkeklerin bu işi yaptığını anlattı.

Farklı zamanlarda toplanan çay yapraklarının arasındaki değer ve kalite farklarından da bahsetti.

Ve çeşitlerinden de. Aromalı çaylarda kullanılan yapraklar, en kalitesizlerdenmiş mesela.

Bir fincan çayın yapım süresi 6 ay!!

1kg’i 30centmis!

————————————————————————————————–

Ardından bir yağmur ormanına gittik

‘MOSSY FOREST’

Shaka miiiii? Üzerinde zıplayabildiğim bi toprak mı var??? Resmen yay koymuşlar gibi altına! zipzipzipla oleeey cok eğlenceliii.

Üstelik ormanda mı markette mi geziyorsun belli değil.

Ağaçlarindan, dallarindan kopararak yediğimiz tarçın, kekik, nane, limon, hepsi birbirinden leziz mmm.

Orman marketinde gezerken, bir şeyin zehirli olup olmadığını nasıl anlayabileceğimizi de anlattı rehberimiz:

Hani ormanda yuruyorsun da artik aciktin ya, bir yaprak gördün, ilk önce bileğine yada kulak arkana yada boynuna sürüyorsun.

En hassas yerlerimiz olduğundan, en hızlı alarmı da onlar veriyor cunku. Ona göre yiyor ya da bırakıyorsun.

Yerde böceklerin yediği bir meyve görursen, onu da yiyebilirsin.

En ilginci de şu çiçekler:

Içlerine yağmur doluyor. Uygun seviyeye geldiklerinde, üzerlerindeki kapaklar kapanıyor.

Böcekler de bu sudan içiyorlar enerji icin. Ancak uygun miktar aldiklarinda durmalilar. Yoksa fazla içmeye yeltendiklerinde, tuzağa yani içine düşüp ölüyorlar. Ne buyuk bir ders degil mi? tesekkurler!

Sen ise eğer bu cicegi gorursen ve kapagi kapalıysa, sana afiyet oluyor.

Muhtesem bir turdu.

Biraz daha konuşsaydı, neredeyse kalmayı düşünecektim.

———————————————————————————-

Ardından gittiğimiz ‘butterfly farm’a neden ‘kelebek çiftliği’ dendiğini,

resimlere bakınca sen de anlayacaksın bence?!?!?

Stare at your own risk!

sonunda bir kac kelebek

——————————————–

Son olarak da çilek tarlasında bir çilek suyu içerek turu tamamladık.

———–

Turdan döndüğüm öğlen, father’s guesthouse’da ac kaldigimdan, oranın bir yerlisi bana yemek vermeyi teklif etti. Heralde cocukluktan sonra ilk defa bir öğünü elle yedim. Ustelik menümüz: körili balık ve pilav.

Yadırgasanız da yediğim en keyifli yemeklerden biri olduğunu gururla sunarim.

————————————–

Cameran Highlands Accommodation:

Yeni arkadaşlarım sayesinde bu güzel yerde kalabildim – Father’s Guesthouse – benden tam puan aldı. Zaten tüm gençler buraya geliyor. Aileler de vardı. Sistemini fazlasıyla oturtmuş bir yer. Bir sürü fiyat alternatifiyle, yatakhaneden – özel odalara kadar, bir sürü seçenekleri var. Çok başarılı olmasa da sabah kahvaltı ve akşam yemeği de sunuyorlar. Baya bir isim yapmış da olacak ki tüm Cameron Highlands turları burdan kalkıyor. Gün boyu bir de televizyon odasında – ki burası adeta koskocaman bir salon – film seyredebiliyorsunuz. Sanirsam ozledim bu keyfi.. Her ne kadar seyrettigim film ‘taken’ olsa da, dışarıda yağmur cildirmisken, battaniye altında ev misali seyrediyor olmak muthis geldi.

fathers guesthouse