(04-07.06.2010 + 13-19.06.2010)

Seni bilmem ama benim hayatta kendim icin istedigim seylerin basinda huzur ve bunu icgudusel olarak saglayan, doga ve enerji geliyor. Bali, yolculugumun basindan beri ilk defa ‘bir omur gecer burda’ dedigim yer oldu. Hayatim boyunca burda yasayabilir, burda olebilirim diye dusundum ve hala da dusunuyorum. Sadece balayina gelen ciftler olur sanip korkmustum ama bosunaymis. Alakasi bile yoktu.

Bali’de simdilik sadece 2 bolgede kalma sansina erisebildim (Kuta ve Ubud):

Kuta (04-07.06.2010)

Eger 20’li yaslarinda bir citirsan, yerin burasi. Gunduzleri sahilde surf yapip, aksamlari barlar sokaginda sabahlara kadar turistlerle eglenebilirsin. Klasik bir Asya ulkesi olarak hersey cok ucuz ve karsiliginda aldigin hizmet de cok kaliteli. Sokak yemekleri cok lezzetli, tercihin degilse, her cesit mutfak da var. Tek dikkat etmen gereken, para cevirirken seni kaziklamaya calisan iluzyonistler. Yaptiklari numaralar, akil alacak gibi degil. Her turlusune rastladik. Adam gozumuzun onunde parayi sayiyor, sonra biz sayiyoruz eksik cikiyor. Ya da her nasil yapiyorsa, adam hesap makinesiyle gozumuzun onunde hesapliyor, ama biz hesaplayinca farkli cikiyor. Veya parayi sayarken caktirmadan bir kacini onune atiyor. Uyanik olup bunlari yemediginde ise, ‘yeterli param yok’ yalanini uyduruyor. Anlasilan parayi boyle kazaniyorlar ve bunda gercekten cok basarililar.

Ubud (13-18.06.2010)

Iste sonsuza kadar yasamak istedigim yer! Doganin hayatimda gordugum en guzel hali.. en buyugu, en renklisi, en verimlisi.. Yapraklar hayatimda gordugum en buyukleri.. sekilleri cicek gibi.. Agaclar goge merdiven dayamis, yesillik her yeri sarmis.. Kutsanmis toprak, isigiyla, rengiyle parliyor, gunesle dans ediyor,sarki soyluyor.. Bu guzellige yakisir mimarisi, tapinakvari..seni masallar dunyasinda yasatiyor!

Bir gun gezerken, tapinak sanip bir gecitten girdim iceri. Birinin evi cikinca komik oldu, kimse yoktu ama boylece ani fotografla durdurabildim.

Insanlar melek gibi cok acayip. Bu kadar cana yakin, sicak, verici, tatli bir topluluk hayatimda gormedim, duymadim, bilmiyorum.

Her yerden bu kadar guzellik fiskirirken, sasirmamak gerek tabi.. Sanatin da kalbinin attigi yer Bali! Akil almaz ahsap oymalar, sincabin bir tuyunden yapilan devasa resimler, renk, isik, golge oyunlari, doga zanginliginin sanata yansimasi..

Spa’lar luks terimini bastan yaratmis. Her yer yoga ve meditasyon merkezleri ile dolu.

Otellerin birbirinden ucuz olmasinin yanisira, her biri bir konsept otel tadinda.

mesela kaldigim 3 kurusluk otel:

Tapilasi dogadan cikan lezzetler orgazmik, Restoranlar yine cok ucuz ama shic ve kaliteli.

Bir insan daha ne ister ki..

Ruhumu, kalbimi, herseyimi biraktim burda. Umarim geri kazanabilirim birgun.

Traditional Food

Gittigim her restorant bibirinden guzeldi: nomad / warung sopa / t-artcafe / tropical

Yerellerin gittigi lokal yerler daha bile guzeldi..

‘cap cay’ adli sebze yemekleri yummyyyy.

‘Gado gado’ adli yemekleri ise fistik soslu yummyyy otesi…

Bir gece jazz dinlemek icin Jazz Cafe’de yedim. Acikcasi odedigim paraya degecek bir yemek degildi, bu yuzden yine de gitmek istersen, bence sadece bir aperatif yada alkol yeterli. Hosuma giden, otelden free pick-up servisleri… Bu firsattan yararlanmayi unutma yani 😉

Dogumgunum icin gelen Jenny’m ile, hayatimizin belki de en guzel haftasini gecirdik. Her gun bir tur almak istediginden, tum turlari sayesinde degerlendirebildik. 2 kisi oldugumuzdan tum turlari ozel bile yapabildik. Her birini anlatirken, kelimelerin yine esiri kalip, tarif etmekte zorlanacagima maalesef simdiden eminim.

SIGHTSEEING / TOURS

  1. Rafting (05.06.2010)

Bir SUV ile otelimizden alindik. Rafting yapacagimiz Ayung nehrine giderken bile, yolda gordugumuz doga harikalari karsisinda hayretle bir dogaya bakiyor, bir birbirimizi ‘dunyadamiyiz acaba’ diye cimcikliyorduk. Vardigimizda ise, bunun ruyadan baska birsey olamiyacagina kanaat getirmistik artik. Jenny’nin ‘avatar’ diye tarif ettigi bu harika, kesinlikle dunyanin 7 harikasi icine girmeliydi bizce. Burasi dogalarin, meleklerin ulkesi.. Ve biz aciz insanlar icinde kucucuk ama cok sansliyiz. Enerjisiyle buyulenmisken rafting alanina vardik ve bir bota 5 kisi, onde rehberimiz, arkasinda Jenny ile ben ve arkamizda kizlar, can yeleklerimizle bindik.. Yaklasik 3m’ye kadar dustugumuz rapid’lerde, her bir kayaya carptigimizda, ayaklarimiz havada, arkadaki kizlarin kucagina dustukce, kahkahalardan karnimiza agrilar girdi, goz yaslarina da bogulduk. Bu bol dusmeli, bol kahkahali, eglence dalgalarinin ardindan bir an geldi, rehber, bottan inip, nehirde suruklenmemize izin verdi. Yatar pozisyonda, akinti ile suzulurken, goge baktigimda O an sonsuza erdi. Gorunen manzara, olumsuzlesti. Hissettigim huzur sayesinde ayaklanan hucrelerimden sonsuz sukur fiskirdi. Sonra da tekrar bota binmek uzere durmaya, akintiya karsi ayakta kalmaya calismak da ayri bir eglenceydi. Hersey dogal bir enerji parki gibiydi! Nehrin yanina kurulmus otel ise son noktayi koydu. Burda insanlar degil, Tanrilar yasamayi hakkediyor sanki. Kayalara yaptiklari akil almaz oymalarin uzerinde bir de selale mi? Yok artik..

Maalesef bu guzel gunumuzu resmedemiyoruz. Cunku aksam Kuta’da kiraladigimiz motorsikletle, gece cikisimiz ardindan eve donerken, motorlu baska bir grrrrkhgbuyfuyfbhvjhgfjvfk, Jenny’nin boynundaki cantami giderken koparip aldi. Yani kapkac yapti. Icinde olan paralarimiz ve fotograf makinesi ama daha onemli olan gecirdigimiz bu guzel gunun kareleri gitmisti. Hic birsey yapmadan ugurlamaya hazir hissetmedik kendimizi. Bu yuzden bir manyaklik yapip takip ettik o hjfbfgfkjyfjb. Yetistik de onlara ve carptikta durdurmak icin ama biz dustuk, o hjkfugfjmhbkjb dusmediler. Aci gercegi kabul etmek baya bir zaman aldi. Jenny’m, geri kalan her gun, onlara en az 100 kere beddua etti. Bu satirlari okurken bile hala saydirdigina eminim :) Ayrica Kuta sahil resimleri, sokak yemegi resimleri, lokallerle cektirdigimiz sicacik resimler de maalesef makinenin icinde kaldigindan, paylasamadigimi uzuntu ile bildiririm.

2. Flying Bird (06.06.2010)

Bu turda aslinda pek birsey yoktu. Yada biz simarmistik. Sadece zodiac tipli bir bota bindik. Sirt ustu yatip, yanlardaki ipe tutunduk. Surat teknesi bizi cekerken, aldigimiz hizla uctuk. Yasadiklarimiz ardindan bu tur bize hic bir sey vermeyince, hizimizi alamayip, ayni gun icinde baska bir tur daha almaya karar verdik.

3. Horse Riding at the beach (06.06.2010)

Jenny’nin hayali olan ‘sahilde ata binme’ turu icin ne yalan ben basta cekimserdim, cunku daha once hic ata binmemistim. Giderken gectigimiz yollar, yine bizi simarticak kivamdaydi. Vardigimizda, Jenny’nin bindigi atin ‘Jenny’, benimkinin adinin da ‘Peace’ yani baris oldugunu ogrenince, bugunun de mukemmel bir gun olacagini anlamistim. Nedense hic yabancilik cekmeden, bir parca bile korku veya endise tasimadan, atimla birlikte bir olup, kostugum anlar bile oldu. Elbette bu iste profesyonele yakin olan Jenny, depar atarak uzaklasti. Ben ise rehberimizle tatli bir sohbete daldim. Biraz dunyadan, biraz Endonezya’dan bahsederken, daha ilk gunlerden bile, buralardan ayrilmak istemedigimi soylerken buldum kendimi. Burda herkesin cok mutlu oldugunu, paranin en sonda geldigini ve gunde sadece 5 dolar kazanmasina ragmen, burdan kimsenin gitmek istemedigini anlatti rehberim. Volkanik siyah kumlarin uzerinde aheste aheste giderken, bir filmin icinde gibiydik, hersey daha mukemmel olamaz derken.. yine oldu. Turun icinde olan yemegi yemek uzere gittigimiz otel, imdaaaaaaaat kelimesiz kaldim yine. En iyisi fotograflara birakiyim. Cunku aynen o gun de oldugu gibi, hayretten tek kelime bile konusamayip, guzelligi idrak etmeye calistik.

4. Everything Tour (07.06.2010)

Bugun oyle bir tur aldik ki, Bali’de gorulecek her yeri, bir gun icinde gorebildik. Tur rehberimiz para/zaman kazanmak adina her gittigimiz yerden sonra ‘burayi da gormek istediginize emin misiniz’ sorusunu tekrarladi. Biz de her seferinde usenmeden ‘evet herseyi yapmak istiyoruz’ dedik. Bu muhabbet gun boyunca devam etti. Sinir bozmasi yerine her seferinde cok eglendik bile. Geri kalan zamanda ise gorduklerimiz ve deneyimlediklerimiz soyle:

  • Barong and Kris Dance: Jenny’nin yanimda fosur fosur uyumasindan anladigim kadariyla, Barong adli geleneksel danslarinda, mitolojik hayvan ve canavar kiligina giren iyi ve kotu ruhlu insanlar, sonsuz bir savasi konuluyorlardi. Ardindan da yaklasik 1 saat suren bir tiyatro seyrettik. Dileyenlerle 5 bolumden olusan bu konuyu zevkle paylasabilirim (vanessataragano@gmail.com).

  • Batuan adli koyde, geleneksel boyamalari ve resimleri hakkinda bilgi edindik. Bir yere ya da birseye bakarak degil de, sadece meditasyonla, iclerinden geleni ciziyorlar!!. Cizdiklerinin mutlaka bir konusu oluyor ve en kucuk eserleri bile en az 2 ay suruyor. Kara kalemle basladiklari bu resimleri, adim adim renkledirerek, son haline getiriyorlar.

painting

  • Mas adli koylerinde, ahsap oyma sanatlarini yakindan inceleme firsatini edindik. Kullandiklari farkli materyalleri tanittilar ve nerelerden nerelere geldiklerini. Cok sabir isi valla kolay gelsin..

  • Monkey Forest‘a gittik. İnsandan kat be kat fazla maymun nufusuyla gercekten onlarin ormaniydi, Ayrica cok hasir nesirlerdi. Vahsi olduklarini okumus, Jenny’e muz bile aldirtmamistim ama elimizde yiyecek olmamasina ragmen, bir tanesi nerdeyse tirmikliyordu bizi Ama cok sanslilardi, cunku ormanlari cok guzeldi.

Maalesef gormeye vakit bulamadigimiz komodo dragonlarinin sadece heykeli ile resim cektirebildik. 3m’den baslayan boylari olmasina ragmen, cok yavas hareket ediyorlar. Yani zaten korkacak yok dimi. Bi dahakine gercegiyle karsilassam keskee.

  • Tegallalang adli Endonezya’nin en buyuk pirinc teraslarindan birini gorduk.

  • Sebatu Holy Spring Water Temple, gozlerimize nutella soslu bir ziyafet cekti. 11.yydan kalma bu tapinak, gunahlardan arinmak icin kullaniliyormus.

  • Batur volkani ve golu ise ‘hayatimda gordugum en guzel manzara’ listemde ilk siraya yerlesti. Ama maalesef fotograflar guzelliginin zerresini bile anlatmaya yetmedi. 1963 yilinda patlayan yanardag, onceden tespit edildigi icin neyseki kimse olmemis.

  • Yemek sonrasi meshur bali kahvesini ictik – hani cins bir kediye sadece kahve cekirdegi yedirip, diskisindan yaptiklari.. Kulaga ne kadar kotu gelse de.. hepsi birbirinden lezzetliydi.

  • Tegenungan selalesine de soyle bir bakip ciktik.

  • Bedulu’daki Elephant Cave‘ini de gezdik. Buraya ‘fil magarasi’ demelerinin sebebi buyuk olmasiymis. Buyuk olan herseye ‘fil’ adini takiyorlarmis. Ya yerim ben onlari yaaa.

  • Son olarak da 2 saat spa!! Ilk once ayaklarimiza masaj yaptilar, sonra da tum vucudumuza. Gul banyosu ile kapanisi yaparken, bulutlarin ustundeydik.

Butun gun – yemek ve yol ve rehber hersey dahil – sadece 38 dolar! Akil alacak gibi degil!

5. Temple Celebration (16.06.2010) (Ubud)

Aslinda hayalim, onlarin rituelleri olan translarini seyretmekti. Maalesef nasip olmadi ama onun yerine bir tapinak kutlamalarina katilabildim. Tapinagin adi ‘Paru Batur Sari’ idi ve dogumgununu kutluyorlardi. Beni sarong’suz basta iceri almadilar, ama onu giyip dondugumde, sicacik gulucukleriyle karsilayip kutlama boyunca, misafirden ote, beni onlardan biri yaptilar.

Her yemek oncesi, tanrilarina sunduklari yemek ritueline benzer, gelenlere, hem su hem pirinc ikrami yaptilar.

Gelenler ise, tanrilarina ve tapinaklarina, kafalarinin uzerinde tasidiklari buyuk kutularda sunumlar yaptilar.

6. Arma Art Gallery (17.06.2010) (Ubud)

Zaten mekanin kendisi bir sanat eseri. Ama Hayatimda gordugum en guzel bahcelerden birine sahip olan bu galerinin icinde resim cekmek yasak oldugundan, sadece disarinin karelerini paylasabiliyorum.