Avusturalya’ya varisimiz Darwin uzerinden oldu. Karavan kiralama planlarimiz henuz hayal asamasinda, arastirmamizi beklemekte.. Evrim teorisinin farkli bir evresini yasayacagimizdan habersizdik..

Our Accommodation:

Sabahin korunde geldik buraya, uykusuz, yorgun, ac – nerdeyse wah halimize diyeceksin dimi? Bence de komigiz. Gulunecek halimize aglayacaktik yagmur altinda kalip en ucuz accommodation’in 25 dolarlik dorm oldugunu ogrenince (aylardir gunluk masrafimiz bu kadar olmadı yau). DINGOMOON LODGE. Dingo’nun ahiri gibi odayi 8 kisi paylastik. Ustelik yatagimin ortasi da cukurdu. Gece yatarken sorun yoktu ama sabaha dogru yeni ay halini aliyordu silte, haliyle ben de.. Neyseki tum kardeslerimiz, birbirinden sekerdi ve tuvalet vs her daim tertemizdi.

Our Food and nightlife:

Asya’dan sonra buranin butcesi bizi backpacker hayatına hizlica adapte etti. Minimum bir cafe’den 15 aud’in altinda cikamiyinca, careyi tum backpackerlar gibi markete (coles) gidip, aldigimiz gunluk yemekleri, dorm’da kendimiz pisirmede bulduk. Bence bu bile cok zevkliiililili :)

Aksamlari ise dormdan verdikleri bir kart sayesinde bir backpacker barinda 5 dolara kotariyorduk. 2,5 aud kola icin, 2,5 aud ise bir tabak o gun cikan yemekler icin. Yemek sonrasi oduller verdikleri cesitli oyunlar oynatiliyordu. Son gece Litchfield parkina yer kazanabilmek adina nerdeyse baskasinin corabindan bira bile icecektim ki iykkkk- yapamadim tabi. Son turda boylece oyunu baska bir kiza kaybettim.

Bu bar disinda bir de herkesin geceyi bitirdigi Mansoon adinda bir bar var. Disaridan bar gibi gozukse de icerisi bir club ve yine cheesy muzikler beni benden aldi uff yemin ederim su muzik durumlari haric yasadigim her andan asiri zevk aliyorum.

Aborijinler:

Merkez cadde olan Mitchell sokaginda yururken bir suru aborijinler gorduk. Umarim tek gorecegimiz yerliler bunlar olmaz cunku bunlarin hepsi sarhos ve cok kizgin. Sadece bir kaci geleneksel 2 cubuk vurusuyla muzik yapiyordu o kadar. Didjeridu satan bir suru dukkan var ama calan aborijin de goremedim. Aslinda devlet onlara bakiyor ama onlar sanirsam icip bagirmayi tercih ediyor. ‘Heralde sehir yerlileri bunlar’ diye atiyorum. Bu yuzden bu chapter’i gercegini deneyimleyene kadar ertelemeyi diliyorum..

Ilk Izlenimler:

Kapilarda zil bile yok. Bu kadar bireysel yasayan bir topluluk yani.

Evlilik oranlari da baya azmis zaten. Cogunluk evlenmeden birlikte yasiyor, cocuk da doguruyor. Tanistigimiz bir Turk’un anlattigi kadariyla beraber yasayarak da birbirleri uzerinde hak kazaniyor, ayrildiklarinda nafaka istiyorlarmis. E ne farki kaldi ben anlamadim.

Kuslar bile sasirmis sanki, ucmalarindan cok yuruduklerini goruyorum.

 

Asya sonrasi butce sokumuz hala devam ediyor. Bir gun sehrin etrafinda dolanmak icin bisiklet kiralayalim dedik. 4 saatlik bedel 20aud olunca, eskiden bisiklet mi varmis cnm klasigiyle, yurumek daha tatli geldi..

Gelgelelim otobus ve ucak fiyatlandirma sacmaliklarina. Bundan sonraki istikametimiz Cairns. Daha makuldur diye sanarak, ilk once otobusle gitmeyi dusunduk ancak otobus 400aud, ucak ise 200aud olunca elbetteki ucagi tercih ettik.

Streets of Darwin:


Sightseeing:

Aslinda buraya yakin ‘gorulmesi gereken’ Kakadu ve Litchfield adli national park’lar var. Ancak gunlugu 100aud oldugundan ve zaten ileride de boyle yerler gorecegimizden bu turlari almadik. Sehrin merkezine yakin Strikes Hill Wharf adli bir yer onerdiler ki amanin, nesini onerdiler onu da pek anlayamadik. Denizanalari yuzunden denize girmek yasak, gectim ki yazlari tum cocuklugum deniz analariyla oynayarak gecti, mis gibi deniz dururken, yapay bir dalga havuzu yapmislar, kalabalik da baya.. Zuurt de degiller, bu ne tesellisi anlayamadim.

Ilk Is Deneyimlerim:


Ilk gun sehir merkezini kesife cikmak niyetiyle yururken bir Turk restoranina rastladik. Zaten calismak hep aklimizda vardi. Tasarruf etmek icin sansimizi deneyelim, is var mi diye soralim dedik. Saolsunlar ok dediler – Jess 12.00-17.00 arasi Istanbul adli fast food dukkanlarinda yemek isine girdi. Ben ise sokaklarda 16.00-20.00 arasi Alaturka adli restoranlarinin kartvizitlerini dagittim. Jess calisirken zamanimi Northern Territory kutuphanesinde gecirdim. Hem bedava internet verdiklerinden, hem de hos bir ortam sagladiklarindan, keyfim cok tatliydi orda.

Flyer dagitma isinin ise hic bu kadar sikici olacagini tahmin etmemistim acikcasi. Her gun, 4’er saat, ayni hareketle, ayni seyleri soylemek; ‘Hello, have you tried our restaurant? It’s delicious. Thank you.’ Bundan sonra flyer dagitan insanlara cok sicak ve tatli davranacagim! 2 gun dayanabildim. Yine de bunu kendimce bir oyuna cevirmeye calistim. Gormemezlikten gelenler, gorup sanki dovecekmisim gibi kacanlar, yolunu degistirenler bir damla bile sinirimi bozmadi. Onun yerine onlara da cok sicak bir tesekkur ederek geri gelip karti almalarini bile saglayabildim. Bunlari yapanlar zaten genelde turistlerdi. Avusturalyalilar ise cok sicakti. Uzerine ‘cok tesekkur’ bile ediyorlardi. Bunun yanisira insanlari izleme firsatim oldu. Karsilarina cikan firsatlari bakmadan bile nasil geri teptiklerini, kimisinin ise firsat olabilir diye ne dagittigimi gormek icin yanima geldiklarini, kimilerinin yururken yere baktiklarini, kimilerinin ise cevreyi nasil gozlemlediklerini, kimisinin tanimadigi bir insana ne kadar sicak, kimisinin de ne kadar mesafeli olabilecegini… Fotografik hafizami gelistirme firsatim bile oldu. Cunku bir gecen bir daha gecebiliyordu, ve tekrar onlara karti vermek her ne kadar onlari sinirlendirmese de beni uyuz ediyordu. Bu yuzden daha dikkatli davranarak birden fazla gecenlere sadece gulumsemeye calistim. Onlarin da cok hosuna gitti. Sohbete gelip monoton metronomuyla ilerleyen vaktimin daha hizli gecmesini bile sagladilar saolsunlar. Bu arada Jess’in 3 aydir fistikli kebap aserip sonunda bulabilmis olmasini da hayretle alkisliyorum.

Ikinci gunku is deneyimim ise tepetaklakti. Gerizekali ben, bir gece once, uyku ve yorgunluk sersemi iphone’umu tualette unuttum. Bu sefer kabusa, sabahin korunde uyanmama ragmen, biraktigim yerde bulamadim. Resepsiyona kostum, ama onlarin da haberi yoktu. Bilmedikleri, icinde herseyimin olduguydu, kontaktlar, resimler ve Yol notları disinda, tum Yol planlarımız vs. Tum iyi niyet ve dileklerimle kapiya not biraktim: ‘Merhaba, Dun iphone’umu burada unuttugumda resepsiyon kapaliydi, bu yuzden aksam calinmasin diye benim icin alip, uyaninca resepsiyona biraktiginiz icin simdiden cok tesekkur ederim. Yoksa polisle IMEI numarasindan izlemek durumunda kalacagim.’ Ancak butun gunduz haber cikmayinca, is sahiplerine calismak istemedigimi, telefonun pesine düsecegimi soyledim. Yine de calismami rica ettiler, onları zor durumda birakamadim. Bu sefer de kendimi tiyatrocularin yerine koyup oyunumu oynamaya calistim. Moralim o kadar bozuktu ki, hic birsey yokmus gibi gulmek cok zoruma gitti. Bir taraftan da kafami salakligimdan uzaklastirmak icin bu Turk restorantlarina firsatlar yaratarak gecirdim. Ve onlara is deneyimlerimden yararlanarak sozlu bir kac tiyo verdim.

Dorm’a geri donerken tum yolu iphone’umu bulmak icin dua etmekle gecirdim. Vardigimda Jess’in surati herseyi anlatiyordu zaten, haber cikmamisti. Yikilmistim. Bir kagit kalem alip bu sefer board’a ‘telefonumu getirene 500aud verecegimi ve baska hicbirsey yapmayacagimi’ yazip astim. 2dk gecmeden Jess’in telefonu caldi. Bu aradaki sure o kadar kisaydi ki bir yandan acaba kagidi gormemis olabilirler mi dusuncesiyle Jess kagidi yirtmaya, ben de cocogun yanina gittim. Gordugumde ‘onu oldurecegimi’ soyledim. O da piskin piskin ‘neden ki, calinmasin diye sakladim’ dedi. ‘Peki tesekkur ederim’ dedim, astigimi gormedigini tekrar umarak. Nota yazdigim ‘biliyorum o senin hayatin’ cumlesini sarfedince umutlarim suya dustu, ‘O zaman 500aud’yi de istiyorsun’ demek durumunda kaldim. O da ‘olur neden olmasin ama istersen verme’ dedi. Ben de ‘tabii ki vermek istemiyorum’ dedim. Yedigim pis bakis umrum degildi. Ama evrenle olan hesabimdan dolayi bu kalpsiz insana 100aud verdim ve soklar icinde Jess’in yanina dondum. 2 gundur calistigim tum para gitmisti ama en azindan telefonuma kavusmustum. O aksam esyalarimizi toplayip ayrildik ordan.

First Couchsurfing Experience:

Cleva, 3 gercek cocugu var. Sonradan ogrendigimiz kadariyla bir futbol takimi kuracak kadar da mesru cocugu var. Antropolijist olmasinin yanisira sperm donorlugu yapiyor. Cok tatli ve guleryuzlu bir hippi kendisi. Cocuklari ise ondan bile tatli ve super anlasiyorlar. Ablasina giderken kullandiklari aile araclarini gormen gerek, 1 baba, 2 kizi, 1 kopek:

Babalari da onlarla cocuk olup berabercene cok egleniyorlar. Burada son 1,5 gunumuzu gecirdik ve sayesinde evimiz kadar rahat ettik. Kac gecedir sadece et yemekten bize birsey olmustu ama Jess saolsun 100. gunumuzde bize cok guzel bir sebze yemegi yapti yumyyy. Benim Cleva’ya katkim ise sema ritüelini ogretmek oldu.

Cleva’nin hayali de bir enteresan. Babasi son zamanlarda maden isinden baya para kazanmis, bu yuzden ondan biraz arsa almasini istemis. Hayalinde, tum cocuklariyla birlikte o arsada bir topluluk olusturmak var ve bir kac aya kadar da bunu gerceklestirecegini soyuyor! Kendisine saskinlikla basarilar ve mutluluklar diliyor, bu sehirden ayriliyoruz…