Surekli ‘take me in’ diye bagiriyor icim dogaya, cevreye, kulture. Kitabim yeni bittigi icin yeni kitap arayisindaydim ta ki Koh Samui’de bir bookazine’de ‘alchemist’e – simyaci’ya rastlayana kadar. En son kucukken okumustum, hic bir sey hatirlamamak guzel geldi ilk defa. Megersem ‘simdi’ daha dogru bir zamanmis bu guzel ruh yemegi icin. Icindeyim hala kendisinin. Satir aralarini biriyle konusmak icin oluyorum, bu yuzdendir ki Jess’in bitirmesini sabirsizlikla bekliyorum. Neyse, diyecegim sudur ki evrensel dile asik otesiyim bu aralar. Onu anlamak, deneyimlemek istiyorum. Kuslarin, horozlarin notalarini, kelebeklerin, kartallarin rotalarini, maymunlarin, baliklarin modlarini hissetmek, agaclarin dinginligini, ruzgarin esisini, daglarin durusunu, dalgalarin akisini, gunesin gucunu, gelgitlerin esrarengizligini, yildizlarin gecmisi yansitmasini… icimde de yasamak istiyorum.  Animizm olsun, vitalizm olsun, taoizm olsun aralarinda kaybolmak, kabilelerle, monklarla bir sure vakit gecirmek istiyorum. En cok da gonulluluk yapmak icin atiyor kalbim. Bunlari dusluyor, dusunuyor, ucuyorum. Kendimi bunlarla beslemek istiyorum. Ve yasadigim her an icin sonsuz sukrediyorum.