a JOurneY TO MysElf

Merhaba. Ben Vanessa.

78 doğumluyum ama kendimi tanımaya gerçek anlamda 2000’de başladım.

O zamana kadar, ‘etrafımdan gördüklerim’, ‘çevremden öğrendiklerim’, ‘bildiğimi sandıklarım’ vardı.

Sürü psikolojisinden sıyrılıp bağlarımdan uzaklaşınca,

gerçek anlamda kendimle ilk defa başbaşa kalınca,

yeni bir keşfe çıktım.

‘Ben’i hiç tanımıyormuşçasına,

olabildiğimce yargısız, herşeyi yeniden deneyimlemeye, kendimi seyre çıktım.

Sonra anlıyorum, ‘o dönem’ benim için, sema’da sol ayağın kendi etrafında dönmesiymiş..

Ağzımdan çıkan bazı cümlelerin kendi düşüncem olmadığını farketmek – şaşırtıcıydı.

Meğersem Toplum içinde yaşamanın getirisi – bir takım baskılar, etiketler, yanlış ilişkiler, aile, okul, iş ve arkadaşların etkisi, bir sürü kafa sesleri.. içinde varolmaya çalışma.. başına gelen olayların hakimiyetiyle, bilinçsizce, bazen istemsizce.. belki de farkında olmadan çağırılanlarla.. yontulma, yoğrulma,. dümeni kontrolsüz bırakmış.

Yeniden doğmak ise.. mükemmeldi.. ki bu 2000-2002’ydi..

 02.01.2010 ise başka bir doğum..ilk çarh atmam..

Dünyayı yaşama hayalimin gerçek olmaya başladığı ilk gün.. bu blogun varoluş sebebi..

Tohumun doğumu

bir gün televizyonda bir seyahat programı seyrediyordum. Her hafta başka bir şehri tanıtan programın sunucusu o gün aniden durdu. Bir sokak pandomim sanatçısını göstererek, onu nerden hatırladığını ilk önce ekrana, daha sonra da yanına giderek kendisine sordu. Başından aşağı beyazlar içindeki sanatçı, yine aynı şekilde 2 hafta önce, bu sefer başka bir ülkede kendisiyle röportaj yapmış olduğunu hatırlatınca, hayalimin tohumu atılmış oldu. Dü-şü-ne-bi-li-yor-mu-su-nuz adam kazandığı o bozuk paralarla dünyayı geziyor!! İstediğini yapmak için daha neye ihtiyacın varsa..

2002-2010

Şehir hayatına İstanbul’a döndüğümde, başta bu enerjiyi korumaktı aslında planım.

Her gördüğüme merhaba diyor, gülücükler saçıyordum. Arabalara, yayalara yol veriyordum. Maalesef çok sürmedi. Sistemin içinde sinmeye, öfkelenmeye, gerilemeye başladım.  Kendimi, seneler sonra o yol verdiğim söföre, trafik canavarı kılığında bağırırken bulmak da acı bir kabulleniş oldu.

Hayalimi gerçekleştirene kadar kendimi çalışmaya verdiğim zamanlardı.

7 sene – sabahlara kadar!! haftasonları da!!

Şalteri kapayıp, sistemin içinde bir taraftan yapabileceğimin en iyisini yaparak ıspatla uğraştım.. bedenim başka yerde, ruhum başka seyirde, bir taraftan da hayalim için para biriktirme hedefine ulaştım. Neyseki haftasonları yaptığım koreografi projeleri her zaman ruhuma ve genelde cebe de iyi kaynaktı. Müzik, konser, dans, sanat en büyük gıdamdı, tabi yeterince vakit kalsaydı..

Çok sevdiğim ailemin başta dünyayı gezme hayalime yakın durmamaları, Türkiye’de bu bilince sahip insanın az olması, tek çocuk olmam, üstelik de kız olmam vs bu hayalimi gerçekleştirmeyi başta çok zor gibi gösterse de, içimde gittikçe büyüyen arz topu, karşı konulamaza gelmekteydi. Konuşup, yapamamanın verdiği ızdırap da bir yandan kemiriyor, kendimden uzaklaştırıyordu. Zaten şehir de onların en yakın arkadaşıydı. Ve artık yapana kadar ailemi hazırlamak dışında bu konudan konuşmama kararını uyguladığım son senelere girdim. 7 sene..

Artık yapmamak daha zordu.

Iş yerinde, evde, bunaldığında, o baktığın fotoğraflardaki anları yaşamak varken,

Kocaman bir dünya ve yaşanacak, içine çekilecek o kadar güzel anlar, alanlar varken,

Doğa, dünyalar, kültürler, renkler,.. farklı insanlar, inanışlar, anlayışlar.. hayvanların, doğanın ana dili.. seni yer çekimine kazanıyorken

Her yeni deneyim, içindeki aşkı alevlendiriyorken..

Bir kere geliyorsan hayata, yaşayabilecekken..

Umarım daha değerliler, daha iyi bir niyet için tutuyordur seni burda..

And the jOurNEy tO the NEverland begins…

SONSUZ ŞÜKÜR HER ŞEY’E!