Bu anı daha önce hayallerimde o kadar yaşadım ki, bu sefer gerçekten kendisini yaşıyor olmak, çok garip, içtaşırıcı ama zamansız bir duygu! (paralel evrene adım atmak böyle bir şey mi?). Simyacı’daki billuriyeci dükkan sahibinden hala çok uzak ama hayalimdeki gibi bir Peter Pan uçuşu da değil. İçimde esen gündoğusu rüzgarını, uykusuzluğuma verdiğimden herhalde.. Heyecan, kanımdan hızlı gezmekte, ama ayaklarıma bakıyorum hala yerdeler. Zaten 8,5 saat rötar haberinden sonra yayma pozisyonuna iyice geçtiler. Uğurlamaya gelen babam ve rötarı beklemeyi red edenler saolsun, bizi business’a upgrade ettiler. Kimisi haklı olabilir, havaalanında 8,5 saat beklemek pek de kolay yutulur lokma değildir ama benim gibi, bunun için 8,5 sene bekleyene 8,5 saat ne ki.. izafiyet işte.. Uykusuzluğuma CIP, pek de güzel battaniye oluyor, gittikçe yaklaşan hayallerim de.. Sırtımda bohçam, nam-ı diğerleri, önümüzdeki birkaç aylığına evim, güllem, değerlim.. Yanımda da Jessie’m.. (ki kendisi son anda katılmaya karar verdi. Senelerdir bu Yol’u yapmak için yanıma birini aradım durdum. Yeni tanıştığım insanlara bile sorar oldum bir süre. Ama nafile. Sonunda dayanamayıp yalnız çıkmaya karar verdim.  Ondan sonra Jessie katılmaya karar verdi bir süreliğine. ‘Şimdiye kadar nerdeydin e be güzel kadın’ demiyorum, her şeyin bir zamanı var biliyorum)..

Yiihaaaa, sonunda hayallerimi yıldızlardan, gökkuşağından, sihir dünyasından yere indiriyorum. Dansa, sanata, kitaplara saklanmış ruhumu artık özgür bırakmaya geliyorummm.